| ARARENK - Paul Marie Verlaine |
|
|
|
| Yazar M. Sinan ÇAKMAK |
| Perşembe, 04 Şubat 2010 11:12 |
|
"Bir nesneyi adlandırmak, şiirin, azar azar bulup ortaya çıkarmak mutluluğundan oluşan kıvancının dörtte üçünü yok etmektir, nesneyi esinlemek, işte düş budur. Sembolü oluşturan bu gizem en yetkin bir biçimde şöyle kullanılabilir: Bir ruh halini göstermeliyiz, ya da tersine, bir nesneyi seçip, bir dizi çözümlerle, bu ruh durumunu ortaya çıkarmak için, nesneyi azar azar çağrıştırmalıyız" diyordu Mallerme. Parnasse Okulunun egemen olduğu dönemlerde dört şair Baudelaire, Verlaine, Rimbaud, Mallerme, sembolizmin dört öncüsü, plâstik güzelliğe, somut nesnelciliğe karşı çıkıyor, insanın, nesnenin, doğanın gizemlerini, bilinçaltının seslerini araştırıyordu. Dört öncünün hazırladığı ortam sonucu, 1886'larda, yeni akım, sembolizm gün ışığına çıktı. Sembolistler Avrupa tinselciliğinin, gizemciliğinin, metafiziğinin son halkalarını oluştururlar. Gerçeğin içindeki gizi ararlar. Bir benzetmeyle, Parnasse'çı ozan, ormanı; sembolist ozan ormanın ruhunu yazar, Evrenin ve olayların gizemini ele geçirmeye çalışır. Duyumlar (renk, koku, ses,) düşüncelerin işaretleridir. Düşünceye duyumlardan gidilir. Ozan, duyumlar arasındaki iletişim ağını, sembollerle, sözcükler ve imgelerle kurar ve ruhsal gerçeğe ulaşır. Baudelaire, İletişimler (Correspondances) şiirinin ilk dörtlüğünde, gelecekte doğacak bir akımı özetler gibidir: "Bir tapınaktır doğa, direklerinden akan Anlaşılması güç, karışık sesler duyulur Ve kişi, tanıdık gözleriyle ona bakan simge ormanlarından geçip yola koyulur... Aydınlık gibi geniş ve gece gibi kara O derin birlik içinde, sesler, kokular, renk uzaktan uzağa karışan yankılara denk Birbirini işte böyle yanıtlamakta." Şiir yüreğin bir sarkışıdır, Parnasse'cılarınki gibi nesnelliği değil, bireysel bir öznelliği yansıtır. Anlatım büsbütün kapalı değil ama örtülüdür. Nesneler açıkça anlatılmaz, ustaca çağrıştırılır. Verlaine de soğuk plastik güzelliğe baş kaldırıyor, tül altından görünen, örtülü, duygulu, ince bir güzelliği yazıyor, geleneksel biçimin yanı sıra yeni biçimler araştırıyordu. Dil, gerçek dışının, bilinçaltının, düşün kapılarını açmaya yarayan bir anahtardır. Önemli olan sözcüklerin tınısı ve çağrışımıdır diyordu.
ŞİİR SANATI Musiki, her şeyden önce musiki; Onun için tekli mısradan şaşma. Kıvrak olur, erir havada sanki; Ağır aksak söyleyişe yanaşma. Kelime seçerken de meydan senin; Bile bile bir nebze aldanmalı. Dumanlısı güzeldir türkülerin; Öyle hem seçik olsun, hem kapalı. Güzel gözler tül ardında görünsün Gün ışığı titremeli şiirinde Ak yıldızlar maviliğe bürünsün Ilgıt ılgıt sonbahar göklerinde. Ararengin peşindeyiz çünkü biz; Rengin değil, ararengin sadece. Ancak öyle sarmaş dolaş ederiz. Kavalı boruyla rüyayı düşle. Nükte belâsından kurtulmaya bak; Acı zekâ, sulu gülüş neyine? İşe karıştı mı bu cins sarmısak Maviliğin yaş dolar gözlerine. Tut belâgati boğazından, sustur El değmişken bir zahmete daha gir. Kafiyenin ağzına da bir gem vur Bırakırsan neler yapmaz kim bilir? Nedir bu kafiyeden çektiğimiz! Hangi sağır çocuk ya deli zenci Sarmış başımıza bu meymenetsiz, Bu kof sesler çıkaran kalp inciyi? Hep musiki, biraz daha musiki; Havalanan bir şey olmalı mısra Deli bir gönülden kalkıp gitmeli Başka göklere, başka sevdalara. Dağılıp tuzu sabah rüzgârına Mısraların alsın başını gitsin Kekik, nane kokaraktan, dört yana... Üst tarafı edebiyat bu işin. Çeviri: Melih Cevdet ANDAY - Sabahattin EYUBOĞLU
Ancak daha sonra özgür başıboş bir yaşamı benimsedi. Düzenli bir öğrenim görmedi, lise yaşamından sonra memuriyete başladı. Edebiyatçıların toplandığı kahvelere sık sık uğrayan genç Verlaine, yirmi bir yaşındayken Baudelaire üstüne bir incelemesini yayımladı. Paris'te Mallarme, Villiers de L'isle-Adam gibi şiirlerle ve Parnasçı şiir akımının temsilcileriyle tanıştı. Bohem bir yaşantıyı seviyordu ve Parnasse'lara katıldı Çalışırken bir yandan da şiir yazıyordu. 1866'da Le parnasse contemporain (Çağdaş Parnas) adıyla yayınlanan derlemede yer aldı. Aynı yıl sanatçının huzursuz iç dünyasını ve duygusallığını ortaya koyan Poemes Saturniens adlı kitabı çıktı. Zühal Şiirleri' adlı bu ilk kitabında, Baudelaire ve Charles-Marie-Rene Leconte de L'isle'in etkisindeki şiirleri yer almaktadır. GÖK ÖYLE MAVİ Gök öyle mavi, öyle durgun, Damlar üzerinde! Yeşil bir dal sallana dursun, Damlar üzerinde! Ürpertip gökyüzünü birden, Bir çan tın tın eder. Bir kuştur şu ağaçta öten; Türküsünü söyler. İşte hayat! aç gözünü gör; Bak ne kadar sade. Her günkü sâkin gürültüdür, Şehirden gelmekte. Ey sen ki durmadan ağlarsın, Döversin dizini; Gel söyle bakalım ne yaptın, N'ettin gençliğini?
Hâtıralar, ne istersiniz benden?.. Sonbahar... Durgun gökte ardıç kuşları uçuşmadalar, Güneşten, ölgün ve soluk bir ışık vurmada İçinde poyrazlar esen sararmış ormana. Yapyalnızdık, yürüyorduk, türlü hulyalarda; Saçlarımız ve düşüncelerimiz rüzgârda. Çevirip güzel gözlerini bana "Hangisi En güzel günün?" diye sordu o billûr sesi. Bir melek sesi kadar tatlı, o kadar derin. Hafif bir gülümseyiş cevap verdi sesine, Öptüm ellerini, ibâdet edercesine. -Ah! İlk çiçekler! Ne güzel kokuları vardır! Ne kadar sevimli bir mırıltıları vardır Sevilen dudaklardan çıkan ilk e v e t 'lerin!
YAŞ DOLAR YÜREĞİME 'Yağmur çiseliyor kente' Arthur Rimbaud Yaş dolar yüreğime Yağan yağmur misali. Nedir bu usanç söyle Yerleşen canevime? Ey tatlı yağmur sesi Damlar üstünde, yerde! Bungun kalp hediyesi, Ey yağmurun türküsü! Sebepsiz dolduruşu Tiksinti duyan kalbi, İhanet değil, ne bu? Sebepsiz bir kuruntu. Odur en kötü tasa Bilmemek niçin'ini. Ne bir kin, ne bir sevdâ, Kalbimde bunca cefâ.
DUYGUSAL SÖYLEŞİ Buz tutmuş o ıssız eski park içinden İki hayaletti demin kayıp geçen. Gözleri sönmüş, gevşemiş dudakları, Güç duyulur neler fısıldaştıkları. Buz tutmuş o ıssız eski park içinde Geçmiş günlerden söz etti iki gölge. - Eski coşkumuzu anımsıyor musun? - Ne diye anımsayayım istiyorsun? - Yüreğini yine titretir mi adım, Yine girer miyim düşüne? - Yok canım! - Ah o dudaklarımızın birleştiği Anlatılmaz mutluluk günleri! - Belki. - Gök masmaviydi, umut koskocaman. - Umut kaçtı kara göğe darma duman. Böyle geçtiler yoz yulaflar içinden; Yalnız geceydi sözlerini işiten.
Ünlü bir şair olmuştu ama son yıllarını kira odalarında, akıl hastanelerinde, yalnızlık ve yokluk içinde geçirdi. Şiiri, daha önceki dönemlerindeki gücünü kaybetmiş olsa da, yazmayı sürdürdü. 8 Ocak 1896'da Paris'te yaşamını yitirdi. GREEN (YEŞİL) İşte yemişler, çiçekler, yapraklar ve dallar! İşte kalbim, çarpıntısı yalnız senin için! O bembeyaz ellerin kalbimi kırmasalar! Bu küçük armağanı dilerim hoş göresin. Ben geldim işte, çiğlerle bezenmiş olarak; Alnımda seher yelinin dondurduğu çiğler, Yorgunluğumu alsam ayak ucunda bırak! Hayal etsem o tatlı demleri birer birer. Bırak unutayım başımı taze göğsünde! Hâlâ aklımda lezzeti son öpüşlerinin. Hayırlı fırtınadan sonra sakin, asude, Uyusam biraz, madem uzanmış dinlenirsin.
Poèmes saturniens (Zuhal Şiirleri, 1866) |
| Cumartesi, 27 Şubat 2010 14:16 tarihinde güncellendi |
|
Türkiye Devrimini Tamamladı, Evrimini Yaşıyor |
| İsmail Şahin | |
|
Latife |
| Ekrem Özdemir | |
|
Bal ve İktidar |
| Tamer Hafif | |
|
Mağara ve Keşik |
| Mesut Doğan | |
|
Tenzih |
| Sait Mermer | |
|
Yoksunluk |
| Atilla Aktaş | |
|
Dostun Ölümü |
| Aziz Kemal NAFİ | |