Anasayfa
Roman nedir? PDF Yazdır E-posta
Yazar Tamer Hafif   
Perşembe, 29 Aralık 2011 14:07

İmkânsız çabanın adı: ROMAN.


İnsan anlamını kendini parçalayarak gizler. Bu olgunun varoluşa ilişkin metafizik temelleri vardır. Ancak bu yönü şimdilik bizim konumuz dışındadır.


İnsanın parçalanmışlığını yanımızdan yakınımızdan şahitliklerimizle anlamaya çalışırsak(anlamak kendime yaklaştırmak demektir) karşımıza cinsiyet, din, mezhep, ırk, siyasi görüş, medeni durum, taraftar gibi sonu gelmez ve kendi içinde de parçalanabilen bir yapı çıkar. Diyelim ki A erkektir (işte bu bütünden ilk kopuştur) ve A Midyatlıdır(kopuş devam ediyor), Hrıstiyandır, uyruğu TC dir, sosyal demokrattır ve Beşiktaşlıdır.

Her bir durum kendini kuvvetle dayatarak hem bütüncül olana hem de diğer durumlara ait anlamların önünü perdeler. Bunu hikâye edelim.

 "A Pazar Ayininde aynı sıraya oturduğu dindaşıyla öğleden sonra maç izlemeye gittiğinde stadın kapısında ayrılarak Beşiktaş taraftarına tahsis edilmiş kapıya yönelir. Çünkü dindaşı Fenerbahçelidir. Stadın Beşiktaşlılar tarafında A, iki gün önce çarşı esnafının kullandığı lavaboda Cuma namazı için abdest alırken karşılaşıp ayaküstü birkaç kelime konuştuğu eski komşusuna rastlar ve yan yana oturup aynı takıma tezahürat yapar."


Yukarıdaki hikâyede A ayinin ruhunda sebep olduğu huzurun perdelemesiyle yanında oturan dindaşının Fenerbahçeliliğini(Fenerbahçelilik yerine istediğiniz her türlü şeyi koyun) aklına bile getirmedi. Aynı gün futbol maçının heyecanıyla da Müslüman komşusuyla birlikte karşı türbindeki dindaşına rekabet edip bağırdı.

Söz konusu ettiğimiz parçalanmayı daha da derinleştirdiğimizde tepkileriyle, refleksleriyle tamamen kendine özgü birey çıkar. Koparılmışlığının acısını içinde yaşayan, içinde yaşadığını dışına taşıran "Sui Generis" fert.

Koparılmışlık acı verir. Çünkü gerçekten de eksik bir parça hüzündür. İş kazasında kolunu kaybetmiş bir insan kaybettiği uzvunun eksikliğini öyle derinden hisseder ki bunu bedeninin ve hayatının tümüne yayar. Kopan uzuv ise bütünden ayrıldığı için çürümeye başlar. "İnsan"dan kopan Müslümanın ya da Beşiktaşlının çürümesi gibi. İş kazasında kaybetmiş değil de doğuştansa uzuv eksikliği acısını metafizik zemine taşır ve her fırsatta da dışına taşırır.

Bir metafor olarak aldığımızda "doğum" olgunlaşan ceninin annenin bedeninden kopmasıdır. Koparılışın acısı hem annede hem çocukta öylesine kalıcıdır ki daha temel bir koparılış olan yaratılışın acısını hatırlatır. 

Parçalanmışlığa ait bilgimiz bilinç düzeyinde cereyan etmeyen daha çok koparılma acısının varlığımızda depreşmesiyle fark ettiğimiz hissi bir şeydir. Böyle olduğu için kendimizi tanımlama gereği duyduğumuzda parçalanmış olanı tarif ederiz. Bu şuna benzer; bir insana "Sen kimsin?" denildiğinde, ayak kendini tarif eder"Ben üzerine basılıp yürünenim."

Kuşkusuz ayağın tarifi sorunun cevabı değildir. Fakat ayağın tarifini dâhil etmeden soruyu cevaplamanın başka bir yolu da yoktur. Zira "bütün" ya da "eksiksizlik" her soruyu anlamsız kılacak mutlak kapsayıcılık ve/veya tekilliktedir. O halde insana sorulan kimsin sorusunu ayağın cevaplaması mantıksal bir mecburiyet ya da başka deyişle kaderdir.

İnsanı anlamaksa hiçbir parçayı dışarıda bırakmayan bütüncül bir varoluş durumuyla mümkün olabilir.  Bu gerçekten de tam bir durumdur. Hareketsiz, zamanın sonsuzca durduğu alakalarından tecrit edilmiş ama her alakaya mevzu veren bir durum.

Modern toplum, insan varoluşunun doğasında bulunan bu parçalanmışlığı en altında homojenlik olan bir ekstreme doğru iter. Bireysel farklılıkları en aza indirip ortadan kaldırır. Varoluş piramidinin tabanı olan bu alanda insanı anlamak tüm insanları anlamakla mümkün olabilecek bir imkânsızlığa dönüşmüştür. İşte bu imkânsız çabanın adıdır ROMAN.

Perşembe, 29 Aralık 2011 14:47 tarihinde güncellendi
 

Yorumlar  

 
#12 galip 02-01-2012 19:29
matbu olan sanal olanı, yaprak kokusu digital ekranı her zaman yenecektir.
Alıntı
 
 
#11 tamertugan 02-01-2012 09:25
Hele kafanı kaldırıp ufka baktığında bu istilayı görür gibi olursun.Düşünceyi yazı yoluyla anlatmanın neredeyse yarısından azı kağıda basmaktır. Çokluk ve ekseriyet olan kısmı digital yapılardır yani e kitaplar, net yazıları gibi. Çok uzak olmayan önümüzdeki günlerde kağıda basım(kitap) antika olunca acaba okuma biçimi de dönüşmüş olacak mı?
Alıntı
 
 
#10 sinan 02-01-2012 08:51
eline sağlık.yine güzel olmuş.
Alıntı
 
 
#9 tamertugan 02-01-2012 08:45
Bu ayrım yapıldığı andan itibaren bir alt anlamı dayatır o da şu:"İnternet okuyucusu ciddiyetsiz ve hafif kitap okuyucusu ciddi ve mütefekkir". Dikkat edin bu ayrımı kabullendiğimiz andan itibaren (b)(a)'yı kovacak yani kendine benzetecektir.Yani hiç bir zaman internet karşısındaki zihni disiplin orayla sınırlı kalmayacak bu tavır bir tarz halini alacaktır.
Alıntı
 
 
#8 tamertugan 02-01-2012 08:35
Düşünüyorum da "internet okuyucusu" denilen tip zamanla "internet okuyuculuğu" diye kavram haline dönüşürse okuma eylemini de niteliğini bozarak dönüştürecek demektir. Bu tip, şöyle bir temel kabul üzerine kurulmuş:
İki tür okuyucu dolayısıyla iki tür okuma biçimi vardır.(a)Kitap okuyucusu, (b) internet okuyucusu
Alıntı
 
 
#7 ekrem 31-12-2011 13:35
sayın Tamer Bey, lütfen sitemizin okuyucusunu rencide edecek yorumlar yapmayınız. Burası tek tip adam yetiştirmek isteyen kitlesel bir örgüt sitesi değil, üç beş dertli adamın hayatı anlamaya çalıştığı sanal bir mekandır.

Arada geyikler çıkıyor diye aslanlarımızı ihmal etmeyiniz... Onlar sadece kükreyecekleri zamanı kolluyorlar.

muhabbetle
Alıntı
 
 
#6 yalçın 31-12-2011 13:33
Ben de Sadık Bey gibi düşünüyorum, ancak Tamer Beyin de kabul edeceği gibi ancak bir kitabı okurkenki ciddiyetle okunması gereken yazılar bunlar. Burada internet başında olmanın da getirdiği sorunlar var.

Tamer bey adına söyleyecek olursam; biraz ciddiyet lütfen...
Alıntı
 
 
#5 sadık 31-12-2011 13:29
Tamer Bey, ben sizin yazılarınızı takip ediyorum. Eşyanın hakikati, cehenneme sinemadan bakmak gibi yazılarınız olmak üzere bütün yazılarınız derinlikli bir okumayı ve düşünmeyi gerektiriyor. Sizi tebrik ediyorum.
Ve sizden rica ediyorum, kargalar öttü diye bülbülü susturmayın..
Alıntı
 
 
#4 tamertugan 30-12-2011 08:06
Burası facebook mu yoksa geyik forum mu? yoksa başka bir fabrikasyon fikirler sitesi mi? Böyle yumuşak ve ergonomik koltukların konforunda bedenlerinin alt ve üstlerini(anlaşılan her ikisi de nitelik olarak aynı)yormayan internet okuyucusuyla yolum kesişiyorsa değiştiririm o yolu
Alıntı
 
 
#3 tamertugan 30-12-2011 07:49
kardeşim(yani internet okuyucusu yani yazıyı başka bi tarafıyla okuyan yani bedelsiz) çarşı lavabosu sadece müslümanların kullanımına mı açık?
lavaboda abdest alan komşusu. A işemeye gitmiş.
Alıntı
 

Yorum ekle

Yapılan yorumlarla ilgili yasal sorumluluk yorum sahibine aittir.

Güvenlik kodu
Yenile