| Biraz Kavafis |
|
|
|
| Yazar Tamer Hafif |
| Çarşamba, 04 Kasım 2009 11:48 |
|
Kimileri için bir gün sırası gelir O büyük evet'i ya da büyük hayır'ı demenin Kim ki evet'i yanında hazır Hemen belli eder kendini ve der demez geçer yoluna saygınlığın, kendi inancının Hayır diyen pişmanlık duymaz bundan, bir daha sorulacak olsa -hayır diyecektir yine. Ve işte bu hayır- Bu haklı hayır- ezip geçer onu hayatı boyunca
Gürültülü kahvenin içerlek odasında Yaşlı bir adam masada iki büklüm, Önünde bir gazete yapa yalnız.
Sefil yaşlılığın ezikliği içinde Düşünüyor ne kadar az çıkardı hayatın tadını Güçlü olduğu yıllar, yakışıklı
Biliyor, nasıl yaşlandı; farkında, görüyor her şeyi,
Ruhunu güçlendirmek isteyen Aşmalı bağlılık ve saygıyı. Kimi yasalara uysa da Çoğu çiğneyecek, Yasayı ve alışılmışı, çiğneyip geçecek yerleşik dar kalıpların ötesine. Tensel hazların öğreteceği çok şey var ona. Yıkıcı eylemden korkmamalı (evin yarısı yerle bir olacak elbet) Bu yoldan erdemle boy verilir bilgeliğe.
Bir zamanlar evinin yarısını arayan bir adamı hikâye eder kentin yaşlısı-lakin aradığı hangi yarıdır bilinmez,
Okumaya gelmişti. Önünde açık kitaplar, Tarihçiler, şairler. On dakika zor dayandı, Sonra bıraktı okumayı. Şimdi uyukluyor Sofada. Kitaplara verdi kendini- Ama yirmi üç yaşında ve çok yakışıklı Ve bu ikindi geçti Eros Kusursuz teninden, dudaklarından. Safi güzellik olan teninden Geçti erotik bir sıcaklık Saçma bir utanç duymadan zevkin aldığı biçimden...
Rivayete göre bir ara meşhur Plotinus'un hocası Ammonius Sakkas'ın -hani şu hamallıktan filozofluğa terfi eden- öğrencisi bile olmuş bu arayan adam;
İki yıl Ammonius Sakkas'ın öğrencisi oldu, Ama felsefeden de sıkıldı Sakkas'dan da
Sonra siyasete atıldı. Onu da bıraktı; budalanın biriydi vali Çevresinde asık yüzlü, kalın kafalı memurlar; Acınası zavallılar, Yunancaları barbar oğlu barbardı.
Kilise ilgisini çekti bir parça, kendini vaftiz ettirip Hıristiyan olmaya kalkıştı. Ama çok geçmeden düşüncesini değiştirdi. Putperestliğe düşkün büyükleriyle bozuşurdu ozaman; bolca verdikleri harçlığını da şıp diye keserlerdi-korkunç bir şey
Yine de bir şeyler yapmalıydı, İskenderiye batakhanelerine dadandı, düşkünlüğün gizli yuvalarına. Kader bu yolda yüzüne gülmüştü; Ender güzellikte bir yüz bağışlamıştı ona. O da bu Tanrı vergisinin tadını çıkarıyordu.
Güzelliği bir on yıl daha dayanırdı olsa olsa; ondan sonra Belki yine Sakkas'ın yanına dönerdi.
Amansız bir hançerin yarası. Dayanacak gücüm kalmadı artık. Sana sığınıyorum, şiir sanatı, Sen ki anlarsın az çok devadan Sözlerle, düşgücüyle bilirsin acıları yatıştırmayı.
Amansız bir hançerin yarası, sun devanı şiir sanatı, bir an için yarayı unutturan.
Neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine?
Bugün barbarlar geliyormuş buraya.
Neden hiç kıpırtı yok senatoda? Senatörler neden yasa yapmadan oturuyorlar?
Çünkü barbarlar geliyormuş bugün. Senatörler neden yasa yapsınlar? Barbarlar geldi mi bir kez, yasaları onlar yapacaklar.
Neden öyle erken kalkmış imparatorumuz, şehrin en büyük kapısında neden kurulmuş tahtına, başında tacı, törene hazır?
Çünkü barbarlar geliyormuş bugün, onların başbuğunu karşılamaya çıkmış imparatorumuz. Bir de koca ferman hazırlatmış ona rütbeler, unvanlar bağışlayan.
İki konsülümüzle yargıçlarımız neden böyle işlemeli, kırmızı kaftanlar giyinip gelmişler? Neden böyle yakut bilezikler, parlak, görkemli zümrüt yüzükler takınmışlar? Ellerinde neden böyle altın, gümüş kakmalı asalar var?
Çünkü barbarlar geliyormuş bugün, onların gözlerini kamaştırırmış böyle takılar.
Ünlü konuşmacılarımız nerde peki, neden her zamanki gibi söylev çekmiyorlar?
Çünkü barbarlar geliyormuş bugün, onlar pek aldırmazlarmış güzel sözlere.
Neden bu beklenmedik şaşkınlık, bu kargaşa? (Nasıl da asıldı yüzü herkesin!) Neden böyle hızla boşalıyor sokaklarla alanlar, neden herkes dalgın dönüyor evine?
Çünkü hava karardı, barbarlar gelmedi. ve sınır boyundan dönen habercilere göre, barbarlar diye kimseler yokmuş artık.
Peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan? Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza.
O büyük evet'i ya da büyük hayır'ı demenin Kim ki evet'i yanında hazır Hemen belli eder kendini ve der demez geçer yoluna saygınlığın, kendi inancının Hayır diyen pişmanlık duymaz bundan, bir daha sorulacak olsa -hayır diyecektir yine. Ve işte bu hayır- Bu haklı hayır- ezip geçer onu hayatı boyunca
Ömrünü İskenderiye'de Lepsius Sokağı 10 numarada geçiren bu münzevi kendini sürgün olarak tanımlarken kast ettiği kendisimidir yoksa İskenderiye midir? Bilinmez!
Hala eski İskenderiye. Biraz yürü Hipodroma giden düz yol boyunca Şaşar kalırsın gördüğün saraylar Anıtlar karşısında Onca savaş ve yıkım ve küçülmüş haliyle Kent yine de güzel Sonra gezintiler, kitaplar Ve nice uğraş, nasıl da geçiyor zaman Akşamları beşimiz(tabii takma adlarla) Ve kentte kalmış birkaç Rum Deniz kıyısında buluşuyoruz ... |
Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için