Anasayfa Hikaye Türkiye Devrimini Tamamladı, Evrimini Yaşıyor
Türkiye Devrimini Tamamladı, Evrimini Yaşıyor PDF Yazdır E-posta
Yazar İsmail Şahin   
Pazartesi, 09 Kasım 2009 11:50

Doğunun kaderidir Batı'nın dayatmasına maruz kalmak. Batı her daim kendini Doğu'dan üstün görür, Doğuyu ve doğuluyu hakir görür. Akıl, zeka ve bilgelik hep batıya özgü olgulardır. Bu yüzden batı medeniyetin akrepi, doğu ise yelkovanıdır. Bu tarihsel olgu kendini milattan öncelere, yunan-pers savaşlarına kadar götürür. Başta batılı tarihçiler olmak üzere, diğer entelektüel kesim Büyük İskenderin doğu seferinin kaynağını; doğuya medeniyet ve demokrasi götürmek olarak görürler,ve bunu ısrarlı bir şekilde de savunurlar. Aristo, Politika adlı eserinde doğuluları köleliğe daha uygun insanlar olarak tanımlar. Buna benzer tanımlamayı Montesquieu'da da görürüz.

16. yüzyılda ateşli silah teknolojisinde yaşanan gelişmeler karşısında Batı, Doğu karşısında birkez daha kibirlendi ve barut dumanları arasında kendinin üstün olduğunu haykırdı. Batı'da Aydınlanma denilen olgunun iki temel amacı vardı. Bunlardan birincisi dinin toplumsal ve siyasal hayattan ihraç edilmesi. İkincisi ise tüm dünyaya Avrupa'nın bilimde, sanatta, edebiyatta vs. üstünlüğünü kanıtlamak. Avrupa her iki amacına da ulaştı. Avrupalılar pozitivist akımın öncülüğünde hızla dinsizleşerek bilimde, sanatta ve edebiyatta ilerlediler. Kendi deyimleriyle hümanistleştiler. Rus yazar Soljenitsin'in deyimiyle " dinsiz insan-merkezciliği" olan Hümanizmi Avrupa'nın hayat felsefesine dönüştürdüler. Dahası, Kiliseyi (itikadi) önce devletten sonra da toplumdan dışlayarak onu kendi mekansal sınırına hapsetti. Soljenitsin yaşanan bu süreci "Tanrı'nın Aforoz edilmesi" olarak yorumlamaktadır.

Büyük iskender'den beri başlayan doğuya medeniyet ve demokrasi götürme hırsı ve azmi halen batılı idarecilerin temel felsefesi olarak yaşamaktadır. Ancak  bunun ilk adımı doğuluları "insanlaştırmaktan" geçiyor. Çünkü batılı hümanistlerin birçoğu doğuluları "evrimin bir sonrasındaki canlılar" olarak görmektedirler. Dolaysıyla önce " batı insanlığının" doğuya taşınması gerekiyor. Yoksa sadece demokrasinin sistemsel olarak doğuya götürülmesi ve oraya entegre edilmesi yeterli değildir.  Eğer doğu toplumları batı demokrasisini gerçekten istiyorlar ise bunun ödenmesi gereken bir bedeli vardır. Nedir bu bedel? El cevap: hümanizm. Bir diğer ifade ile dini ve ahlaki duyguların insandan ve devletten ihraç edilmesi. Kaba bir tabir ile söyleyecek olursak: dinsizleşmek.

Türkiye, yüzyıllardır demokrasiyi Batıdan ihraç etmeye çalışıyor ancak bunu henüz başaramadı. Çünkü Türkiye başından beri toplumsal değerlerini ve kimliğini muhafaza ederek demokratikleşmeye çalıştı, bu yöntem tutmadı. Bunu keskin devrimlerle yaptı, yine olmadı. Bin yıllık değerlerini bir gecede yitiren bir halka demokrasinin tüm kurumlarını açmak devrimin ilgası anlamına geleceğinden, halkın bu süreci hazmetmesi için beklenildi. Nitekim ilk seçimlerde görüldü ki, Türkiye hala devrimle gelen batı uygarlığının argümanlarını hazmedememiş. Sosyolojik olarak da zaten böyle bir şey mümkün değildi. Toplumun evrimleşme yoluyla fark etmeden değişmesi hem sancılı olmaz hem de kalıcılık ve istikrar sağlar. Bu nedenle toplumun batı uygarlığının "o göz kamaştıran" değerlerini topluma bir defada şırınga etmek yerine, serum yöntemiyle yavaş yavaş, alıştıra alıştıra vermek gerektiği anlaşılmış ve bu uğurda sistemli topyekun ve tam tekmil bir toplum inşasına başlanılmıştır. Bugün Türkiye bu sürecin fiili laboratuarı olarak hem toplumu hem de devleti batı değerlerini hazmetmeye hazır bir vaziyete getirmiştir. Artık Türkiye toplumu manevi değerlerini ihraca hazırdır. Doğal olarak bu cümleyi tüm topluma yaymak doğru olmaz. Fakat sivil toplum kuruluşlarından tutun dershanelerine, ilköğretiminden üniversitesine, işadamından esnafına tüm kurumlarıyla Türkiye bu sürece destek veriyor. Şimdi biz bu bedeli ödemeye başlıyoruz. Nasıl mı? Baba kızını sokakta sevgilisiyle öpüşürken görürken başını çevirip hiç birşey yokmuş gibi yoluna devam ederek, dini bayramlarımızda sılay-ı rahim yapmak yerine bayram turlarına katılarak, çocuklarımızı bilinçlendirmeden onlara kültürel değerlerimizi ve manevi duygularımızı aşılamadan ve en önemlisi onlara sen niye bu hayatta varsın? Ne için yaşarsın? Varoluş amacın nedir? Sorularını sorup cevaplamadan onları daha buluğ çağlarına bile ermeden, amacı para kazanmaktan başka bir şey olmayan dershanelere ve onlara milli benlik aşılamayan okullara teslim ederek, hastalarımızı ziyaret etmeyerek, sadaka ve zekattan geçtik yakınlarımıza borç vermeyerek, kapımızın zili çalınca sessizce kapı deliğinden adam analizi yapıp kapıyı açmayarak. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama şurası bir gerçek ki; toplum olarak çürüyoruz, eskiye nazaran daha refah bir hayat sürüyoruz ama çoğumuz mutsuz. Neden? Çünkü geçmişe yani geçmişte yaşanan sıcak ilişkilere özlem, hasret had safhaya ulaşmış. Kaybettiğimiz değerlerimizi, dostluklarımızı özlüyoruz.

 Yazımı şu soruyu sorarak noktalamak isterim. Hani tarih kitaplarında yazar ya; Türk kavimlerinden şunlar Ruslaştılar, şunlar Çinlileştiler, şunlar benliklerini yitirip Hıristiyanlaştılar. Bu tarih kitapları acaba bizleri nasıl yazacak?        

 

Yorumlar  

 
#4 matrakçı 17-05-2010 14:50
Toplumun yargıları sosyal hayatı iki türlü değişiyor Birincisi devrimler yoluyla ikincisi sindirerek verilen ekonomik dayatma ve medenileşme aşkı ile kültürsüzleştirme hareketi ile.
Malesef kendi kültürel değerlemize sahip çıkmada beyazlar bir türlü bir araya gelemiyor. Diğer tarfatan renklilerin birbirleri ile uyumu çok kolay oluyor.
şahsen iki yıldır 500 yıllık bir tarihi olan Osmanlı cenk sanatı Matrak oyununu halkımıza anlatmaya çalışyırorum. Bir arpa boyu yol kat edebildim. Beyazlara sesleniyorum bir araya gelinmezse hiç birşey olamz. saygılarımla
Matrakçı Efkan
Alıntı
 
 
#3 MUSTAFA İĞNE 09-11-2009 22:51
HEM AHLAKLI HEM PARALI OLMAK BİRAZ ÜTOPİK BİR DURUMDUR. SEN BATININ İYİLİĞİNİ ALACAKSIN KÖTÜLÜĞÜNÜ ALMAYACAKSIN. OLDU CANIM. TANZİMATTAN BERİ AYNI YUTTURMACA.
Alıntı
 
 
#2 CEMİL 09-11-2009 19:12
SAYIN YAZAR SİZE KATILIYORUM. TOPLUM GİTTİKÇE SOYSUZLAŞIYOR. TÜM DEĞERLERİMİZİ KAYBETMEYE BAŞLADIK. AHLAKIMIZI KAYBEDİYORUZ.BUNU KİM İNKAR EDEBİLİR Kİ? AVRUPANIN DELİ GÖMLEĞİNE MAHKUM OLDUK.
Alıntı
 
 
#1 recep77 09-11-2009 15:02
korkularla yaşanmaz sayın yazar. eskiye sırtını dayayıp dışa kapanmanın çare olmadığını da gördü bu toplum. Niçin korkuyoruz değişmekten? Hem para hem de ahlak sahibi olunmuyorsa, o zaman ikisini bir arada elde edebileceğimiz bir sistemin inşası için uğraşırız. Eğer birazcık para sahibi olmak, bizi ahlaksızlaştırıyorsa, biz zaten ahlaklı değiliz demektir. O vakit çekiver kuyruğunu gitsin.
Alıntı
 

Yorum ekle

Yapılan yorumlarla ilgili yasal sorumluluk yorum sahibine aittir.

Güvenlik kodu
Yenile