| “Bu Araplardan Dost Olmaz” |
|
|
|
|
Şu günlerde Türk medyası Filistin devlet başkanı Mahmud Abbas'ın Kıbrıs ziyaretini ve bu ziyaret sırasında Kıbrıslı Rumların mücadelesini desteklediği yönündeki açıklamasını konuşuyor, tartışıyor ve şiddetli bir şekilde Abbas'ı eleştiriyor. Çünkü Abbas, Ada'nın kuzeyindeki Müslüman kardeşlerine destek vermek yerine, bunu tercih etmeyerek tersi bir durum takınmış, Hıristiyan Rumları desteklediğini açıklamıştır. Ortada paradoksal bir durum söz konusu. Bundan aylar önce Davos'ta Başbakan Erdoğan, Filistin lehine yumruğunu masaya vurmuştu. Türkiye'nin hassas dış politika meselelerinden biri hatta birincisi olan Kıbrıs konusunda Filistin lideri Türkiye'yi ters köşeye yatırdı. Evet olaylara son birkaç yıllık zaman penceresinden bakarsak bu doğru ve ortaya çelişkili ve yakışıksız bir durum çıkıyor. Ancak zaman penceresinin açısını genişletip biraz geriye gittiğimizde, ortada çelişkili ve yakışıksız bir durum olmadığını ve hatta daha ileri giderek Abbas'ın açıklamalarının, en azından dış politika açısından, son derece yerinde olduğunu söyleyebiliriz. Başta Yunanistan olmak üzere Kıbrıslı Rumların, İsrail-Filistin çatışmasında Filistin lehine istikrarlı bir politika sürdüre geldikleri bilinen bir gerçektir. Buna karşın Türkiye ve Kıbrıslı Türkler İsrail'e yakın bir politika izlemişlerdir. Ancak burada şunu hemen belirtelim Türkiye ve Kıbrıslı Türkler'den kastımız halk değil yönetimdir. 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda İsrail Kıbrıs'la diplomatik ilişkiler kurmak için sıkı bir politika takip etmiş, ancak bu girişimleri her defasında Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios tarafından reddedilmiştir. İsrail bu amacına ulaşmak için ABD'deki İsrail lobisini dahi devreye koymuştur. Musevi lobisi, Kıbrıs'ın İsrail'i tecrit etmesinden dolayı Amerikan'ın Kıbrıs'a baskı uygulaması için protesto gösterileri yapmıştır. ABD ve İngiltere'den gelen yoğun baskılar neticesinde Makarios, İsrail'i De Facto olarak tanıma yoluna gitmiştir. Ancak bu sonuç İsrail için yeterli değildir. Bunun üzerine İsrail amacına ulaşabilmek için bölgedeki stratejik ortağı Türkiye'ye başvurmuştur. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti'nde, Türkiye de söz hakkına sahiptir. Kaldı ki, Cumhuriyetin 1/3 kısmı Kıbrıslı Türkler'e aittir ve dahası Cumhurbaşkanı yardımcısı Dr. Fazıl Küçük'ün Anayasa ile teminat altına alınmış, Savunma, İçişleri ve Dış politika konularında Veto yetkisi vardır. Dönemin Dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu Kıbrıs'ta İsrail lehine bir politika izleyeceklerine dair İsrail'in Ankara elçisine söz vermiştir ve ardından Kıbrıs Türk yönetimine bu doğrultuda Ankara'dan talimat geçilmesi üzerine, Dr. Küçük ve Türk Cemaat Başkanı R.Denktaş, Kıbrıs'ta İsrail lehine bir siyaset gütmeye başlamışlardır. 1960 darbesi Türk-İsrail ilişkilerini daha güçlü bir zemine taşıyınca Adada Makarios aleyhine baskılar artmış ve artık bu 'milli görev' Dışişleri bakanı Sarper'in eline geçmiştir. Makarios Türk tarafından artarak gelen baskıların önüne geçebilmek için Kıbrıs Müftüsüne başvurmuş ve Müftüye: " Biz Kıbrıslı Hıristiyanlar olarak İsrail'de Filistinli Müslümanları desteklerken, siz Müslümanlar olarak Filistinlileri İsraillilere tercih ediyorsunuz." diyerek, bu konuda Dr. Küçük'ü ve Denktaş'ı ikna etmesini söylemiştir. Bu görüşmenin ardından Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Müftünün bu yönde bir girişimde bulunmasının, Türkiye'deki Müslüman halkı galeyana getireceğinden endişe ederek, Müftüye inisiyatif almaması yönünde tembihte bulunmuştur. Neticede Makarios baskılara boyun eğmek zorunda kalarak 2 Şubat 1961 yılında İsrail'in Kıbrıs'ta elçilik açmasına izin vermiştir. 1974 yılında Ada'nın ikiye bölünmesiyle birlikte Kıbrıs Rum Yönetimi ile Filistin arasındaki ilişkiler daha bir samimi hale gelmiş ve Kıbrıs Rum Kesimi yöneticileri ile Kilise yönetimi, her fırsatta Filistin'i desteklediklerini dile getirmişlerdir. Bunun en bariz örneği, İsrail'de Rumların 1994 yılına kadar elçilik açmaması ve bu tarihe kadar İsrail'e elçi göndermemeleridir. Filistin başta silah olmak üzere her türlü ihtiyacını Güney Kıbrıs'tan sağlarken, Kuzey Kıbrıs, Filistin'in kendi topraklarını ve hava sahasını kullanarak silah temin etmesine dahi müsaade etmemiştir. Toparlayacak olursak, Kıbrıs Rum Kesimi'nin başta Arap dünyası olmak üzere Filistinlilerle ilişkileri hep olumlu yönde olmuştur. Buna karşın Türk dış politikası ABD-AB-İsrail çizgisinde yol almış olduğundan Ortadoğu'ya dolayısıyla Arap dünyasına yönelik net bir tavır ortaya koyamamıştır. Bu ise Türk-Arap ilişkilerinde frekans farklılaşmasına yol açmıştır. Şimdi Mahmud Abbas hangi tarafa nankörlük etsin? |
Yorumlar
Bana göre irabde mahalli olmayan bir unsurdur. Muhatap alınacak değerde değildir.
saygılarımla
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için