| İzmir Yaşanmalı |
|
|
|
| Yazar Betül CANDAN |
| Perşembe, 04 Şubat 2010 10:48 |
|
Rektörlükte kayıt işlemlerimiz bitmiş (inanılmaz yorucu ve bunaltıcı bir süreçti), babamla Konak'a gelmiştik. Oldum olası çok fazla "deniz" sevdam yoktu. Evet denizi severdim. İnsana hem huzur hem coşkunluk verir. Sonsuzluğu anımsatır, insanı derinlere götürür. Ama hem Ankara'da doğup büyümüş olduğum hem de çok fazla yer görmediğim için sanırım, denizsiz bir şehrin denizli bir şehirle farkını çok da ayırt edemiyordum. "Benim şehrim"in öncelikli kriterleri arasında değildi. Sonunda Konak'ta "deniz"le karşılaştık. Maalesef heyecan verici bir karşılaşma olmadı. Koyu yeşille kahverengi arasında karar veremeyip yer yer bu renkleri harmanlayan, içinde muhtemelen tek hücreliden başka canlının hayata tutunamayacağı, şehir kanalizasyon şebekesiyle aynı derecede pis kokan bir deniz. Ya da bilemiyorum eskiden denizmiş. Ankara'ya olan özlemim ilk günden yüreğime oturmuşken, bu kokulu ve manasız şehre kızgınlığım daha da artmıştı. Burada dört yılı nasıl geçirecektim. 1999 yılının Eylül ayında, okumak için ailesinin yanından ilk defa ayrılacak hatta onlarsız yaşayacak olan 17 yaşındaki bir kızın, İzmir hakkındaki ilk izlenimleri işte böyleydi. Sanırım ertesi gündü, eşyalarımı toplamak için Ankara'ya döndük. Ve ben dokunsalar ağlayacak halde eşyalarımı topladım. Sonraki süreç sizin de büyük ihtimalle yaşamış olduğunuz yurda yerleşme, ders seçme ilk birkaç gün yeni bir iki insanla tanışmayı içeriyor. Mutlu muydum? Hayır mutlu değildim. Heyecanlı mıydım? Hayır. Kendimi hiç de yeni bir hikayenin başlangıcındaki gibi umutlu, heyecanlı, coşkulu hissetmiyordum. Lisede daha çok çalışıp, Ankara'da bir okul kazanamadığım için kendime kızgındım sadece. Bu hüzünlü ruh hali elbette ki uzun sürmedi. İzmir, genç bir insana genç olduğunu hatırlacak, ona yalnız olmadığını hissettirecek, eğlenmenin ne olduğunu öğretecek kadar güleryüzlü, neşeli ve sıcak bir şehirdi çünkü. İzmir de heryerde olduğu gibi keşfedildikçe güzelleşiyordu. Belki diğer şehirlere göre biraz daha süslüydü. Kızları da belki bakımlı, süslü ve de güzel olma özelliklerini bu şehirden alıyorlardı. Onlar de birer İzmir'di. Gözlerinde İzmir vardı. Bilemiyorum, orda kaldığım beş sene boyunca belki benim de gözlerim İzmir'i misafir etti, İzmir gibi koktum, gülüşüme İzmir işlendi. Bir şehri yaşanır kılan elbette ki sadece şehrin kendisi olmuyor. Orada yaşadıkların, arkadaşların da senin o şehri sevmene vesile oluyor. Arkadaşlıkların ne kadar çabuk kurulup, ne kadar kolay harcalanabileceğini, insanın dostunun az olduğunu ve olması gerektiğini, sadece mantğınla değil yüreğinle de hareket etmek gerektiğini orada öğrendim. İzmir'de özgürlüğü yaşadım. Özgür olmak galiba böyle bir şeydi. İstediğin saatte kalkıp istediğin saatte yatmak. İstediğin insanlarla istediğin yerlere gitmek. İstediğin zaman okula gidip, istediğin zaman okulu asmak. Bu sonuncusu benim okulu bir yıl uzatmama neden oldu. Ama bir sene daha bu özgürlüğün tadını çıkardım.
Gecenin kokusunu ilk İzmir'de keşfettiğimi hatırlıyorum. Benim için heyecan vericiydi. Daha önce gecenin kendine özgü bir kokusu olduğunu farketmemiştim. Gece, kokuyordu. Gündüzden farklıydı. Yumuşak, sakin bir koku. İçini titreten, seni sarhoş eden bir koku. Ankara'ya dönünce bu kokuyu unuttum. Daha doğrusu İzmir'deki gibi derin derin içime çekmedim. Yalnızca bir kez bu kokuyu fakettiğimi hatırlıyorum. Nedense İzmir'deki kadar başımı döndürmedi benim. Bornova eskiyi ve yeniyi bağrında besler, eskiye alışık olduğu huzuru verirken, yeniyi besler büyütür. Eski yapılar, derme çatma evlerin yakınından yürümek, onları izlemek çok hoşuma giderdi. Okulla ev arası yürüme mesafesi 15-20 dakikaydı. Bazen ana caddeden değil, iç taraftaki sokaklardan yürürdüm. Kampüs kurulmadan önceki Bornova'ya bakardım. Ev sahiplerinin oturduğu birkaç eski konak vardı Bornova'da. Yüksek duvarlarını sadece bahçelerinde bulunan ağaçlar aşar, onlar da konaklara ikinci bir paravan olur, meraklı gözlerin evleri görmesini engellerdi. Görülmez, sadece hayal edilirdi bu evler. Sadece hayal ederdim ben de. İzmir'de karışıklık görmek isteniyorsa herhalde en iyi adreslerden biri Konak Kemeraltı'dır. Meşhur saat kulesinden iç tarafa doğru yüründüğünde, bir sürü dükkan seni bekler. Daracık sokaklara eşlik eden bu dükkanlar, her türlü giyim eşyasını sana uygun fiyata sunmak için emrine amadedir. Çoğu öğrencinin yaptığı gibi, öğrenci bütçesi hesaba katılarak buraya gelinmiş, üç beş parça birşeyler alınmıştır. Kemeraltı kalabalık ve yorucudur. Ama İzmir'in eskilerindendir. Konak'tan, Kordon yolunu takip ederek Alsancak'a varılır. Kordon boyunca göreceğiniz şeyler, deniz, vapurlar, deniz, kıyıda bekleyen tekneler ve denizdir. En azından benim hatrımda kalanlar bunlar. Hem denizden başka neye bakılır ki de başka şey hatırlansın. İlk geldiğim seneyle, İzmir'den ayrıldığım sene denizdeki fark aşikardı. Belediye körfezde temizleme çalışmaları yapmış, denize kendi rengini ve kokusunu geri kazandırmıştı. Kordon boyunca meltem esintisini yüzünüzde, ellerinizde hatta içinizde hissederek Alasancak'a ulaşırsınız. İzmir'in lüks semtlerinden biridir Alsancak. Tüm o ihtişama, kasıntıya rağmen burası da öğrenciden nasibini almıştır. Güzel ve şirin kafelere arnavut kaldırımlarından yürüyerek ulaşılır. Ara sokaklar restore edilmiş tarihi evlere (bunlar çoğunlukla kafe ve bara dönüştürülmüş) ev sahipliği yapar. Onlar da burada nefes aldığını hisseden, burayı benimseyen insanlara...Alsancak asidir, çılgındır. Alsancak'ta gülersiniz, muhabbet edresiniz, eğlenirsiniz. Akşamları eve dönmeden mutlaka boyozla yumurta yenir, akşamın yorgunluğu açlıkla birlikte bastırılır. Alsancak'ın Bornova'dan farkı belki daha arsız oluşudur. Alsancak uyum sağlamaz, siz ona ayak uydurursunuz. Denizi en çok burada hissedersiniz. Deniz en güzel buradan görünür. En azından benim için öyle.
İzmir elbette ki birkaç semtle, bu kadar tasvirle anlatılabilecek bir şehir değil. Bu ancak özetin özeti olur. İzmir'le ilgili benim ilk etapta hatırladığım ve hissettiklerim bunlar. Başta hayal kırıklığı yaşatan daha sonra vazgeçilmezim olan, acılarım, sevinçlerim anılarımla dolu bir şehir. Yaşadığımı en çok bu şehirde hissettim sanırım. Gençliğin en dolu ve çılgın zamanında bana kol kanat gerdi. Üzdüğünde tesellisini verdi, sevindirdiğinde de coşkusunu. Bu şehirde büyüdüm, yetişkin oldum. İzmir görülmeli, imkanı varsa da yaşanmalı. Bir gün İzmir'i yaşamanız dileğiyle... |