| Cehenneme Sinemadan Bakmak |
|
|
|
| Yazar Tamer Hafif |
| Çarşamba, 23 Aralık 2009 11:05 |
|
Dante Alighieri / İNFERNO
Sinema için böyle bir niteleme pek de uygunsuz kaçmaz. Hatta biraz daha ileri gidip "sinema, Schopenhauer felsefesinin saptırılmış bir yan versiyonudur" denebilir. Mademki sinemada Schopenhauerci bir yan var o halde kurulan hakikatler ya da tasarım, gücünü varlık istencinden alır. Bu savın, her gerçeklik kurgusunun kökenini düş gören öznenin varlığında bulduğu gibi bir anlam taşıdığı açıktır. İnsan varoluşunda son derece müphem, soyut, ele gelmez olan, sezgi ya da içgüdü gibi bilinç dışı bir güçle bilinç alanına hayal perdesine yansıtılıp somutlaştırılırsa(en azından bir numaralı algı kapısı olan görme açısından) aslında temaşa ettiğimiz ete kemiğe bürünmüş öz varlığımız değilmidir?
Kara deliklerde ışığın dahi kaçamayacağı bölgeyi çevreleyen kuşağa Event Horizon(olay ufku) denir. Bu kuşağın merkezi, barındırdığı sonsuzluklar nedeniyle kara deliğin tanımlanamayan göbeğidir. Olay ufkunun içerisi izah edilemeyen, bilinemeyen bir "şey" dir. Çünkü etrafımızda cereyan eden olaylara ilişkin fizik yasaları orada farklı işler. Sınır arama eğilimi ya da sonuna kadar devam edip bilinebilecek olanı tüketme güdüsü var olma iradesinin bir tezahürümüdür? Bilinmez, ancak açık olan bir şey var, büyük metafizik cevapları Kant'ın eleştirel aklıyla rafa kaldırdığımızdan beri fizik evrenin sınırlarını zorluyoruz.
Ancak bir daha haber alınamaz, gemi kaybolmuştur. Yedi yıl sonra alınan sinyaller sonucu ikinci bir gemi bu gemiyi bulmakla görevlendirilir. Bu defa yapay kara delik yaratan sisteminin mucidi mühendis Dr. Weir de ekiple birliktedir. Event Horızon'un kaybolduğu koordinatlara gelince gemi bütün haşmetiyle ortaya çıkar çıkmasına da içinde canlı kimse yoktur. Yalnızca bazı kayıtlar kalmıştır Kayıtlarda belli belirsiz Latince "kurtar beni" sözü anlaşılır.
KURTARIN KENDİNİZİ Olaylar geliştikçe mürettebat yakalarını bir türlü bırakmayan geçmişte yaşadıkları vicdan azaplarını somutlaşmış bir şekilde karşılarında bulurlar. Dr Weir ilgisizlik sonucu intihar eden karısını, kaptan Miller gemisini kurtarmak için feda ettiği mürettebatını görmektedir. Kendi yarattığı kara deliğe düşen gemi geri gelmiştir. Başka bir deyişle fizik evrenin sınırına kapı açmıştır. Ama sınırın ötesi Dante'nin metafizik cehennemidir. Geri gelen gemi cehennemin dehşetini de beraberinde getirmiştir. Cehennemin alevleri tüm mürettebatı avucunun içine almaya başlar. Latince bilen garip travma cerrahı kayıtları iyice dinleyince "kurtar beni" değil "kurtarın kendinizi cehennemden" mesajını yakalar, "liberte tutemea ex infernis".
Kara deliğin merkezindeki tekillikten gelen cehennem öylesine yalın bir davranış tarzıyla insanı ters yüz eder ki, varlığının en karanlık kuytusuna gizlediği her neyse kendiliğinden yüzeye çıkıverir. Çıktığı anda "oluş"u kaos'a çevirerek "var"ı sarhoş(ya da deli) eder. Bu saf olanın çokluğa yaptığıdır. Bu "saf kötülük" değildir. Çünkü "saf" asla sıfat kabul etmez(saf iyilik de olamaz), etmediği için de tekilliğinden çıktığında olay ufkunu kargaşaya, keşmekeşe verir. Tıpkı tohum ve ağaç gibi (biraz karışık görünüyor ama hayal ederek kolaylaştırılabilir: tohum tektir, ağaç çok. Tohum(tek) zahirken ağaç(çok) batın; ağaç(çok) zahirken tohum(tek) batındadır) Tek ve çok aynı anda bulunamaz, ya da bir araya gelemez gece ve gündüz gibi. Ağaç (çok) göz önündeyken onun tohum hali(tek) ortaya çıkarsa annesinin beşiğini büyüyüpte kendisini doğursun diye sallayan evlatların dünyası yani kaos ürer ki dehşetin aslı budur (Dostoyevski'nin "Budala"sındaki Prens Mişkin'i saflığın bu yönüyle düşünmek ilginç olabilir)
CEHENNEM NEREDE?
Bir insan üretimi olarak cehennem Tanrı bağlamında konuşulacak bir konu değildir. İnsanın varoluşunda bulduğu tohumu arka bahçesine ekip filizlendirdiği bu zakkum onun öz malıdır. Gittiği her yere cehennemini de beraberinde götürür, ahrete bile. Hem belki cehennemde yanmak, içinde bir cehennem taşımaktan daha hafif bir şeydir. Bu yanıyla ölmek cehennemden kurtulmaktır(gel de "3.10 to Yuma" da Ben Wade'i hatırlama) Vicdanlarda damla damla biriktirdiğimiz, görmezden gelip sürekli kaçtığımız bu katran dolu kuyu eninde sonunda kafa üstü içine düşeceğimiz sahici cehennemdir.
|
|
Türkiye Devrimini Tamamladı, Evrimini Yaşıyor |
| İsmail Şahin | |
|
Latife |
| Ekrem Özdemir | |
|
Bal ve İktidar |
| Tamer Hafif | |
|
Mağara ve Keşik |
| Mesut Doğan | |
|
Tenzih |
| Sait Mermer | |
|
Yoksunluk |
| Atilla Aktaş | |
|
Dostun Ölümü |
| Aziz Kemal NAFİ | |
Yorumlar
elinize sağlık. Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.