Yaşlandıkça pişmanlıklar artar, günah çıkarmalar ve keşke'lerin sonu gelmez olur.
Bütün bunlarda emekliliğin ya da artık tamamen programlı hale gelen düzenli, ritmik bir hayatın insanı meşguliyetlerden kurtaran konforunun payı büyüktür. Bu konfor, "hayat kıdemlisine" zamanı doldurma yükünü sonraki kuşağa devrederek gevşeme ayrıcalığı vermiştir. Gevşeme ve zaman doldurma birbirine öylesine dolaşık durumlar ki aynı şey bile denebilir. Tersi halde, gerginlik ve meşguliyet nasıl ki tek bir durumdur. Ayrıca bu gerginlik hiçbir alternatife imkân tanımadığı için ilerde doğacak keşke'lerin de sebebidir.
Gevşeme, zaman algısında genişleme yaratır, gözler içe döner, hesaplaşma başlar. Bu evren Aşil'in asla kaplumbağaya yetişemeyeceği Zenon'un donmuş evrenine yakın bir yerlerdedir. Artık insanın acele edeceği, yetişeceği bir şeyler yoktur ve en basit bir "keşke" bile teknik anlamda felsefi bir sorgulamanın başlangıcıdır. Çünkü bitmiş bir eylemi yapan iradeyi, bu iradeye yön veren şartları, bu şartları var eden şeyleri bir anlığına da olsa reddeden bir özgürleşme istemi vardır. Fakat bu anlık istem kendini sürdüremez ve felsefi bir irdelemeye de dönüşemez. Böylece "hayat kıdemlisi" gergin günlerinin zihni alışkanlıklarıyla belki de hayalleriyle, yoğun olmasa da zamanı doldurarak yükten sıyrılmayı dener.
Gergin meşgul, Heraklitos'un hiç durmadan akan iki kere yıkanılamayacak evreninde yaşar. Bu evrende boşluk yoktur. Doğal olarak zaman son derece hızlıdır. Hız, varlığı hafifleten çünkü düşünmeyi önleyen bir eylem olarak her türlü boşluğu kapatır. Hayatın hareketten, eylemden doğan enerjisidir bu. Hız çabuk unutmanın yoludur. Yoğun ve boşluksuz yaşanan bir Heraklitos evreninde her şey bir defa cereyan eder. İşte bu hız unutmanın ve unutulmanın sebebidir. Zira bir defa yaşanan hiç yaşanmamış gibidir.
Hızla yürüyüp de bir şey hatırlamak isteyince yavaşlayan insanın haline benzer "hayat kıdemlisi"nin gevşekliği. Diğer taraftan "gergin meşgul" yaşadığı kötü olayı unutmak için elinde olmadan hızlanan adam gibidir. Biri unutmak için hızlanırken diğeri hatırlamak için yavaşlar ya da biri hızlandığı için unuturken diğeri yavaşladığı için hatırlar. Hangisi? Belki ikisi de. Ama Heraklitos'un evreninde doğup Zenon'un evreninde öldüğümüz kesin.
Fakat bazıları sanki hep Zenon evreninde yaşamış gibidir. Ağırlık düşkünü bu ruhlar Nietzsche gibi sağanak yağmur altında bile yavaşça yürürler.
İhtimaldir ki "gergin"in unutmak "gevşek"in hatırlamak istediği şey boşluk olsun. Biri ezilmek için sırtında yük olduğunu hatırlar diğeri ezilmemek için sırtındaki yükü unutmak ister. Boşluk, çöle düşmüş bir zavallı medeninin çöl tarafından öğütülmesi gibi ezer cennet kaçkınını. Boşluk, çölde doğmuş bir bedevinin çöl tarafından kutsanması gibi ağırlaştırır cennet kaçkınını. Öyleyse medeni çöle gelmesin, bedevi de medenileşmesin.
Boşluk yoklukla varlık arası bir tampon olduğundan mıdır bilinmez, kim nerede ise öbür tarafa ait bir şeyler anıştırır. Biz insanlar, "varız" diyoruz ya, o halde boşluk bizi yok'un kıyısına fırlatıyor.
Bir "var" mış, bir "yok" muş ile başlayan masal tekerlemesinde kayıp olan cümlenin şöyle olması imkân dâhilindedir:
-"Var", olmak için "yok"tan ödünç alınca yok'a borçlandı.
Yok'a borçlu kalan var her ödeme iradesinin takatsiz kaldığını görmüştür. Çünkü var kalarak yok'a ödeme yapması mümkün değildir. Diğer taraftan "var" borçlu iken tam anlamıyla var sayılamaz, tıpkı "yok"un alacaklı iken tam anlamıyla yok sayılamayacağı gibi. İşte, "boşluk", var'daki bu borçluluk kıymığıdır ki her varlığa batar.