Bir Türk edebiyatının varlığından söz edebilir miyiz?
Muhafazakâr sanat üzerine sanal bir tartışma
Ekrem özdemir: "Muhafazakar sanat olur, muhafazakar sinema olmaz"
http://www.zaman.com.tr/yazdir.do?haberno=1270166
Engin Kahraman Muhafazakar sanat olur. Geleneğe takılır kalırsın. Döndürür döndürür aynı şarkıyı çalarsın. Lakin ben muhafazakârların sanat üretebileceğini hic düşünmüyorum. İyi bir sinema, iyi bir tiyatro ortaya koyabileceğini sanmıyorum. Çünkü bu o ideolojinin ruhuna aykırıdır. Sanatın içindeki tanımlardan birisi yeni, farklı, kayda değer şeyler söyleyebilmektir, ortaya koyabilmektir. Geleneğe sıkı sıkı bağlı, kutsalların yer aldığı (ideoloji anlamında) bir yapı, kişide hangi dürtüyü harekete geçirebilir heyecanlandırabilir?...
Ekrem Özdemir: Beni benimle yargıla.
Engin Kahraman: Kimseyi yargılamıyorum ben:) Düşüncelerimi söylüyorum...
Ekrem Özdemir: Beni benimle yargıla derken şunu demek istiyorum: "Modernizm'in ürettiği sanat anlayışı ve ürünlerini mutlak kriter kabul ederek Müslüman bir insanın sanat anlayışı ne olur diye sormak elbette bizi çıkmaza sokar. Benim kadim geleneğimi 3 asırlık modern sürece bakarak eleştirmek haksızlık bence...
Engin Kahraman Mesele Müslüman olmak değil; muhafazakârlık, tutuculuk, gelenekcilik. Mevlana'nın dediği gibi, geçmiş geçmişte kaldı cancağazım, artık yeni şeyler söylemek lazım... Muhafazakâr düşünce sanat üretemez derken, inançlı hatta eskiyi de bilen eskiye saygılı insanlar da pekala gerçek manada sanat yapabilir. Her geleneğin iyi olduğu söyleyemeyiz veya sanat olduğunu veya başka bir şey. Bahsettiğin kadim geleneğe, eski şiire, divan edebiyatına düşman değilim, saray çevresinde belirli bir zümrenin geliştirdiği ve yürüttüğü genelde kalıpsal motiflerle, kelimelerle yazılan kurgusal şiir hiç de benim dünyama hitap etmiyor, yani inançlı biriyim ama dindar bir insan olsam da bu değişmezdi benim için. Eskinin çok abartıldığını düşünüyorum, yani açıkçası bu özlemi ortaya çıkaran duygu ve dürtü nedir onun üzerinde de düşünmek istiyorum.

Ekrem Özdemir: Sana hitap etmeyen şiir adına modern sanatı üreten Avrupa, enstitüler kurup güncel dile çeviriyor. sen atalarını anlayacak dilden mahrumsan bu atalarının değil, dilinin suçudur.
Engin Kahraman Ben atalarımı anlıyorum, eski şiiri de, eski edebiyatı da biliyorum. Mesele eskiyi veya atalarımızı anlamak veya anlamamak değil. Salt zevke, duygulara hitap eden belirli kalıpların dışına çıkmayan, belirli bir yüksek tabaka çerçevesinde yapılan, hatta ve hatta birçoğunun yönetimdeki insanları hoşnut etmek amacıyla yapılan sanat ve edebiyatın yeni fikir, düşünce üretememesi ve her anlamda dini, ilmi, estetik vs bir fark ve yükselme ve aydınlanma yaratamaması. Şu an dünyada bir Türk edebiyatının varlığından söz edebilir miyiz? Evet, bireysel bazı başarılar olabilir ama genel anlamda Türk edebiyatı diye bir edebiyat söz konusu değil. Bunun ise tek bir sebebi var. Özgür düşüncenin olmaması, hep bir şeyleri muhafaza etme çabası ve muhafazakârlık, tutuculuk, geleneğe saplanıp kalma. Bu tutuculuk bu muhafazakârlık değil midir ki! Matbaanın bile 200 yıl sonra bu topraklara girmesine sebep olan.
Aslında hocanın (Mustafa İsen'in) yazısına dönecek olursak; hocanın kafası fena halde karışmış. Hoca ya sanatın ne anlama geldiğini bilmiyor ya da toplum mühendisliği çerçevesinde birileri hadi şu işe de bir el atalım dedi istikamet gösterdi, hocada işin içinden çıkmaya çalışırken kafası karıştı. Muhafazakârlar sanat yapmak istedi de engel olan mı oldu? Necip fazılın oyunları tiyatrolarda sergilenmedi mi bu ülkede? Eğer bir topluluk, bir ideoloji kaliteli yüksek bir sanat üretiyorsa bunun önünde hangi güç durabilir? Sanatın muhafazakârı, liberali, devrimcisi olur mu? Sanat bütün bu ideolojilerin üstünde bir olgudur. Ben eski bir muhafazakâr olarak maksadın yine üzüm yemek olduğunu düşünmüyorum.

"Sana hitap etmeyen şiir adına modern sanatı üreten Avrupa enstitüler kurup güncel dile çeviriyor" diyorsun. Kim biliyor, hangi halk biliyor Fuzuli'yi, Nedim'i? Kim bunlar, bir kaç akademisyen mi? Avrupa'nın, dünyanın ve halkın genel anlamda tanıdığı şair, düşünür fikir adamı kim Türkiye'de? Mevlana değil mi? Mevlana kim? Dindar olan ama tutucu olmayan, özellikle fikri anlamda gelişime ve yeniliklere açık bir değer. Belirli bir zümreye değil bütün gönüllere hitap ediyor. Zevk değil fikir, düşünce üretmiş. Biz ise kimleri tanıyoruz mesela bir Rus edebiyatında, çıksak halkla konuşsak eminim Puşkin der, Dostoyevski der, Tolstoy der ve başka isimleri. Avrupa edebiyatını öne çıkaran zaten budur, her şeyi araştırmaları peşine düşmeleri, merak etmeleri. Elbette eski Türk edebiyatını da araştıracak. Fakat bu dünyada bir Türk edebiyatının var olmadığı gerçeğini değiştirir mi? Bilmiyorum ben, hiç mi hiç tahmin etmiyorum eski Türk edebiyatının Avrupa halkının ruhunda herhangi bir teveccüh yaratacağını...
Sanat iktidarlara yaklaştıkça yok olur biter. Bu nedenle eski edebiyat iktidar çevresinde yapıldığı için sadece zevkten ibarettir, "ah deriz sevgiliye ne güzel hitap etmiş", orada kalır. Sanat iktidara ideolojilere yaklaştıkça kırpılmaya başlar, şunun üzerini çiz, şunu çıkar metinden, aa çıplaklık mı haşa, at çöpe. Kırpıla kırpıla ortada ne düşünce ne de sanat kalır...

Ekrem özdemir Mesele gene çıplaklığa geldi dayandı. Sanki sanatın kriteri çıplaklık. Bir film olsun içinde sevişme sahnesi olmasın, sanat olmuyor mübarek. Asıl, sanatı belli bir düşüncenin içine hapseden yaklaşımın bu olduğunu düşünüyorum. Sanat her şeyi söylemek, bütün kuralları yıkmak mıdır diye de sormak lazım. Bu şuna benziyor, mademki sanat kural kabul etmiyor, o halde kızına tecavüz edip aylarca odaya kilitleyen Avusturalyalı adamın hayatı da oynasın beyazperdede. Mademki sanata kural koyamıyoruz, eş değiştirme partilerinin de tiyatrosu yapılsın. Ha, buraya gelince, toplumsal normlar, ahlak öğretileri falan diyoruz, çocuk istismarı diyoruz, bilmem ne. Demek ki sanat her şeyi söylemek değil. Dünyada bir İran sineması örneği var, Tarkovski gibi dev bir sinema dahisi var. Bir Stalker filminde bir tek cinsel içerikli sahne yoktur ama sinemanın en iyilerinden birisidir. Bu sanat dediğimiz şey, illa ki, yatak odasında neler yaptığımızı merak etmek zorunda mı? Hayatımızın hiçbir mahremiyeti, hiçbir bize özel yanı olmasın mı?
Ben de bunu anlamakta zorlanmıyorum. Minyatür sanatıyla meşgul hattatların Şirin'i nehirde çıplak yıkanırken resmetme isteğini anlayabilirim, ama bunun serbest olması, her yerde yayınlanabilir olması tabi ki tartışılabilir bir şey olmalı. Nuriye Akman İslamcılardan nefret eden solcuların klişe sorularıyla Mustafa İsen'i köşeye sıkıştırmaya çalışmış ama heyhat! Eğer mantık örgüsünü ben kuracaksam senin de benim mantık örgüme göre sanata değer verip vermediğimi ölçeceksem dünyanın en büyük sanatçısı bile sanattan anlamıyor olabilir. Burada önemli olan hakim olan/olmaya çalışan sanat anlayışının bunu sanki bir evrensel kuralmış gibi dayatmaya çalışması. Fazıl Say'ın sanat anlayışına göre Sezen Aksu sanatçı bile değildir. O halde sanatın ne, sanatçının kim olduğuna kim karar verecek?
Engin Kahraman Bahsettiğim o kadar şeyden sonra sorun gelip cinselliğe mi dayandı:) Ayrıca cinselliği açıkça konuşunca veya onun üzerine bir sanat veya edebiyat veya bir düşünce ortaya konunca mı sapkınlık çoğalır yoksa bunu gizledikçe yok gördükçe bastırıldıkça mı sapkınlık çoğalır. Kayseri'de 3 çocuğu kaçırıp tecavüz edip öldüren kişi etrafında sessiz sakin mülayim iyi kalpli biri olarak tanınıyormuş, büyük ihtimalde gelenekçi ve muhafazakâr bir toplum içinde büyümüş. Ben cinselliği açıkça konuşandan, sanatını yapandan değil tam tersi bunu yasaklayan, öcü gibi gören, bu konuda nesilleri bilgisiz yetiştiren zihniyetten korkulması gerektiğini düşünüyorum. Bahsettiğim şey teşhir değil elbette. Ben bir sinema filminde cinsellik çıplaklık yoksa o sanat değildir diye bir şey demedim. Ben muhafazakâr, tutucu geleneğe bağlı bir yapının, bu ideolojinin dünya görüşünün yeniliğe gelişime uzak olduğunu söylüyorum. Yani ben sanat kuralsızdır diye bir şey de söylemedim. Ne yani kızını eve kapatıp tecavüz eden bir adamın ortaya koyduğu tutum büyük ve acı bir sorun değil midir? Bu sorunu işlemek ve bunun üzerine bir film yapmak kötü mü, iyi mi? Kime dayatma var? Muhafazakâr kesim muhteşem bir eser sundu da devlet tiyatroları mesela bunu kabul mü etmedi? Muhafazakâr, gelenekçi, divan edebiyatçısı İskender Pala leyla ile mecnunun oyununu sergiledi de, üstelik görülmemiş bir tanıtımla kampanya ile, hüsranla sonuçlanmadı mı? Muhafazakâr kesimin FETİH 1453'ü ne söylüyor bize? Tek bir aydınlanma oluşturabiliyor mu kafamızda? Bak görün nasıl fethettik ten başka ne söylüyor? Konuları benzer Cennetin Krallığı filminin yanına bile yaklaşamayacak bu film gişe rekoru kırabiliyor ama. İnanmak farklı bir şey gelenekçi ve tutucu davranmak farklı şeyler.
Ekrem özdemir Bence sanatçı yaşadığı toplumun hassasiyetlerini bilecek. Yoksa Fetih 1453'ün niye çok seyredildiğini anlayamaz. Biz her şeyden çok gururu için yaşayan bir toplumuz. Bu bizim fakirliğimizle alakalıdır, gelişmekte olan bir ülke oluşumuzla ilgilidir, bu başka bir şey, önemli olan şu: Gururumuz her şeyin üstündedir. Hem yaptığımız bir filmi niye Hollywood filmleriyle kıyaslayıp ona göre başarı kriteri oluşturalım ki! Kendi yaşadığı toplumun değerlerine sırtını dönüp Avrupa'nın sofra artıklarıyla beslenen ve sonra da dönüp kendi toplumuna "siz sanattan ne anlarsınız? Asıl sanat bu" diye ahkâm kesen insan tipini zaten Tanzimat'tan beri bir trajedi olarak yaşıyoruz. Ben açıkçası daha fazla bu komediyi yaşamak istemiyorum. Kendi toplumunu, ülkesini bilmeyen, anlamayan kişi dünyayı anlasa ne olur? Benim kızdığım da bu. Sanat nedir? sorusuna Tolstoy'dan Balzac'a yüzlerce cevap üretilebilir. Necip Fazıl da "sanat Allah'ı aramaktır" diyor. "Acaba kim bilen doğrusunu?" Fazıl Say olup dünyanın övgüsünü kazanmaktansa Sezen Aksu olup Türk milletinin (kendi toplumumun) kalbinde yer etmeyi yeğlerim. Zaten bu anlayış yüzünden Neşet Ertaş gibi bir sanatçımızı bırakın Eleni Karaindrou ile kıyaslamak, kendi ülkemizde bile ödüle layık göremiyoruz. Aslında meselenin kökünde İslam'ın kendisi ve bizim ona bakışımız yatıyor. Bunu konuşamadığımız için cevizin kabuğunda dolanıp duruyoruz. Adam, İslam'a ve onun sanat anlayışına karşıyım diyemiyor da, dindarlar, diyor, muhafazakârlar diyor, İslamcılar diyor. Cesur olmayan aslında bu tutumun sahipleri. Benim en azından savunduğum değerler var, buna uygun da sanat anlayışım var. Fazıl say (tiplolijisi) beni kimin adına hangi hakla sanat zevki olmamakla yargılıyor, önce bunun hesabı sorulmalı.
Engin Kahraman Muhafazakar sanatı ve bu muhafazakar sanatçıların güzel eserlerini sabırsızlıkla bekliyorum Ekrem hocam:) sevgiyle...