Mağara 6. Sayı (Ocak-Şubat 2000)


Sabahın ardına düşünce kardaki keder

Bir zambak öfkesiyle toprağa koşuyorum.

O kadar asûde, o kadar masum ki gökler,

Bir ben, bir leke ruhumla kirleniyorum.



Gördüm. Kucağında canhıraş kar hüzünleri,

Demek ki son yoldaşım bu mevsimin yanında,

Buğday başakları kadar gururlu bir yengi,

Buğday başakları kadar, yorgunum bu yolda.



Bir duru bakışınla dopurmalısın beni,

Sen, ey kanımda kıyamet arşınlayan hüzün!

Öyle bir sükûtla karda yürümeliyim ki;

Hem gecenin dili çözülsün, hem de gündüzün.



Bir daha anlatamam. bozkırı sorma benden,

Ne denizin boranı, ne torağın seliyim.

Beni geliyor bilmelisin, bir uzak çölden,

Yüzünün görmediğim kumların sahibiyim.



Gölgemin izimde solması bana delildir;

doğmuştur kendimin kedime kaçma zamanı,

Karlı dağdaki evler gibi yüzüm yerlidir,

Dökün stüme dökün, yorgan yüzlü karları.



Bana bir sözü olmalı bu karlı dağların,

Söyleyin! Nedir sizde beni böyle coşturan?

Kendi çölünde kaybolan nesidir insanın?

Hüzün ve sükût. Tek yol, beni bende arayan.



Bir çığ gibi büyüttüğüm sabrıma sığınıp,

Yüzlerce binlerce asır omuzlarım seni.

Yeter ki gözlerinden çöl kumları boşanıp,

Beni geldiğin yere götürsün, kar hüzünleri.


Ocak 2000  



Ola ki ölümü incitirim

baharlarım çiçeksiz de kalabilir

sabaha serkeşlik yaptığım

en yaramaz bir vakitte

hayatın anlamı karşıma çıkabilir.

Denizde boğulmadan ruhum

deryaya açılmak peşindeyse

yer ve gök sallanmadan kalbime

şafağın tanıklığı ulanmadıysa

aşkları erteliyor diye güneşe kızıp

berektli ufukları seçmediysem

alnımdaki çizgiler bana yabancıdır.



Sakallarım ağırlaştığı gün

gövdem oturmalı yeryüzüne,

ölümler

şehirleri yeni baştan dolaşıp

cesetleri bir ağızda kutsamalıdır.

Dönmesi geciken kuşlar

bir hayli yandıkları ateşten yasak

ve onurlu acılar kuşanıp

aşkların önündeki düşleri savmalıdır.



Tutmadan, beklemeden varlığını

hayatı kolayına getirip

ucuz oraklar kullanmadan hasadında

rüzgarın koyuluğuna kuşku duymadan

toprağa yeniden katışmalıydın.

İnkârın aynalarda

ve hakikat sırra kadem basmadan

ırmakta bırakıp yanlış duygularını

dağların sükûtuna kaçmalıydın.

Yaşamak;

tertemiz banyanlar hazırlamazdı

dünyaya gelmkten utanmasaydın.


artık

ne kelimelerin ayak bileğinde gezinen hayat

ne de harflerin boğazında gizlenen ölüm

elbet dünyada kalan yürekler bayat

kalbimi yarsam sahte cennetler görürüm.

 

Ocak 2000