Bu Kukuli neden bir maymun?

19 Haziran 2018

Ekrem Özdemir

-4 yaşına gelen erkek çocuk her şeye itiraz eder, derler. Hatta Mehmet Kara “Jandarma” örneğini vermişti. 4 yaşındaki bir oğlana “Jandarma” demişler, “Jandarmam” diye terslemişJ))

Yusuf da bu sıralar her şeye itiraz ediyor. “Hayır”, “İstemiyorum” , “Yapmam” en çok kullandığı kelimeler. Kızıyor, bağırıyor, vuruyor, yumrukluyor. Bazen acıtıyor da. Hele namaz kılarken çok zor oluyor…

-Namaz kılarken arkama geçiyor Yusuf. Kanepeye çıkıyor ve ayakta iken sırtıma atlıyor. Boynuma sarılıp destek alıyor. Sırtımda ayaklarıyla basacak bir yer arıyor. Bazen patinaj yapan araba tekeri gibi belimde dolaşıyor ayakları. Sonunda pantolonu keşfetti. Sırtımdayken ayağını koyuyor kemerimin üstüne, yükseliyor, omzuma basıyor elleriyle. Önce sol omzuma atıyor ayağını, elleriyle yüzüme basıp güç alıyor, sonra sağ ayağını atıyor omzuma. Düşmemek için burnuma, gözlerime, ağzıma nereyi bulursa oraya tutunuyor. Omzuma çıkınca karnımdaki ayaklarını iki yana açarak ellerimin altına itiyor. Böylece geriye doğru düşmemek için destek yapıyor kendisine.

Omzunda 16 kiloyla rükûdan kalkmak ne zor! Yusuf ise yükseğe çıkmanın sevinciyle “uçuyoruum” diye seviniyor.  

Hadi pantolon tutuyor, namaz kılarken eşofman varsa üstümde çok zor oluyor namaz kılmak:))

-Komşumuz var, Akif Bey. Yusuf’u her gördüğünde “Yusuf hiç büyümesin, böyle kalsın.” diyor. Bense “Büyüsün” diyorum, “Oğlum, koş büfeden iki ekmek al” diyeceğim günleri iple çekiyorum”:))

- Gördüğüm kadarıyla gelenekle modernite her konuda olduğu gibi çocuk büyütme konusunda da çatışıyor. Kocakarı yöntemleriyle bilimsel metotlar yarışıyor. Çocuk üşütüp de ateşi yükseldiğinde doktora gitme konusunda bekleyen taraf, annesinin sirkeli bez taktiğini kullanıyor. Bazıları çocuğu soyup vücudunu soğuk suyla yıkıyor. Bunlar da işe yaramazsa doktorun yolunu tutuyor. Hemen doktora gitmeyi tercih edenler antibiyotik reçetesini alıp eczanenin yolunu tutuyor. Eskiler ancak çocuğun ağzından kan gelince doktora götürürdü, şimdikiler hapşırsa götürüyor. “Acaba kim bilen doğrusunu?”   

- Kocakarı yöntemi deyip de geçme, geçen gün doktora gittik. Doktor şurup verdi, hemşire ateşini ölçüp “Çocuğu soyun, ıslak pamukla vücudunu yıkayın, sonra da 15 dakika dışarıda gezdirin” dedi. “Nasıl yani?” dedim. “Çocuğun üstünü soyacağız, yarı çıplak herkesin içinde gezdirecek miyiz?” Hemşire gayet emin “Evet” dedi. “Ateşinin düşmesini istiyorsanız yapacaksınız.” Dinlemedim, gittim müşahade odasında yaptım dediğini. Hemşire geldi, ateşini ölçtü, “yatağın sıcaklığı ateşinin yeterince düşmesini engelliyor. Çoraplarını da çıkarın, koridorda gezdirin.” dedi. Çaresiz yaptım dediğini. Hey güzel Allahım! Bunu babaannemiz de yapıyordu. Üstüne 50 yılda sadece bir şurup mu ekledik modern tıp sayesinde:))

- Yusuf’a ezberlettiğim ilk şarkı Barış Manço’nun “Arkadaşım Eşşek” şarkısı oldu. Kukuli diye bir çizgi karakter var. Arkadaşım eşşek şarkısına Kukuli karakteriyle bir klip çekmişler. Yusuf çok sevdi klibi. Doğrusu ben de sevdim. İzledik söyledik, izledik söyledik, ezberledik ikimiz de. Geçen gün düşündüm, bu Kukuli neden bir maymun?

-Yusuf ilk karnesini aldı anaokulunda. Bir de polis oldu 23 Nisan’da. Sosyalleşsin diye yarım gün gönderdik apartman çocuğunu. Biraz ilerleme kaydettik sayılır. Ama şu bir gerçek, anaokulu sokağın yerini tutamıyor. Sokakları yok ettik, onun yerine anaokulları açtık ama hayat okulda öğrendiğin gibi değil sokakta gördüğün gibi. Nasıl olacak bu iş?

-Yusuf büyüdükçe genetiğin insan kaderi üzerindeki etkisine olan inancım artıyor sanki. Trabzonlu bir ailenin oğlu olarak inat işinde fena değil. İstediğini almaktan vazgeçmiyor mesela. Ortalığı birbirine katmıyor fakat unutmuyor. Otobanda giderken uğradığımız High Way’de tesadüfen girip oyuncak aldığımız bir mağazayı unutmuyor. Aylar sonra bir kez daha oradan geçsek o mağazaya götürüyor seni. Gitmezsen küsüyor. Erkeksi bir inattan çok kadınsı bir inat yapıyor. Yolda giderken oyuncak aldığımız AVM’nin yolunu tarif ediyor. Otoparkın girişine “Mağara” diyor. “Mağaraya gidelim mi baba?” teklifi yapıyor her arabaya bindiğimizde. “Pazara gitmemiz lazım” diyorum. “Pazarı bırak şimdi, mağaraya gitmeliyiz” diye kızıyor. Babasının çıkardığı derginin isminin Mağara olduğunu biliyor mu acaba:))  

- Yemek işinde iyi değiliz. Laz inadıyla yemiyor Yusuf. Bir tosuncuk olamadı şimdiye kadar, bir deri bir kemik. “Doğru dürüst bir şey yemiyor” diye eleştirenlere, “Çocuk Allah dostu çıktı. Az yiyor” diyorum:))

- Bu sene Ramazan ayında apartmanın önünde inşaat vardı. İş dönüşü iftara kadar oynayamadım çocuklarla. Yusuf’la birlikte birkaç kez uçurtma uçurduk. Çocuklar nasıl da aç bir büyüğün etrafında hep birlikte koşup oynamaya. Yusuf’u apartmanın önüne çıkardığımda etrafta oynayan çocuklar, bisikletten inip hemen koşuyorlar yanımıza. Bakıyorlar yüzüme, “Ben de uçurabilir miyim?” diye. Aslında heves ettikleri şey uçurtma değil. Babasıyla oynayan Yusuf’u kıskanıyorlar. Aynı zevki yaşamak istiyorlar. Utanıyor, söyleyemiyorlar da. “İster misiniz?” diyorum, “Oluuur” diyorlar utangaç bir şekilde. Ve şenlik başlıyor. Örnek bir baba değilim ama “Çocukların elinden telefonu, tableti alamıyoruz” diye sızlanan anne babaları samimiyetsiz buluyorum. Benimle nasıl uçurtma uçuruyorlar?

- Şunu keşfettim. Çocukların toprağa korkunç bir meyli var. Yusuf’un da. Kendi haline bırak, gidip toprağı eşeliyor, üstü başı çamur oluncaya kadar eğleniyor. Sonra da gelip diğer yerleri temizmiş gibi “Ellerimi yıkar mısın?” diye nezaket gösteriyor:))

- Yusuf’ta en çok imrendiğim taraf, her halükarda kendini eğlendirecek bir şeyler bulma kabiliyeti. Yusuf da ben de, hayatı bize eğlenceli kılacak şeyler yapıyoruz. Ama ben onun kadar iyi değilim. Daha çabuk sıkılıyorum. O ise icat eder gibi basit şeylerden eğlenceli oyunlar üretiyor. Bir ceket düğmesini alıyor, içinden ip geçiriyor, havada sallıyor, boynuna asıyor, halıda gezdiriyor, gidip kapının koluna asıp seyrediyor, havaya atıp yere düşmeden tutuyor, bir çekmeceye saklayıp sonra onu buluyor. Bazen onu seyrederken Amerikan Güzeli filmindeki rüzgârda sallanan poşet sahnesi geliyor aklıma. Havada uçuşan bir poşetin rüzgarla dansını veren yönetmen doğaya dön diyordu sanki. Ya da Tarkovski’nin “İman eden bir insanda bize komik gelen çocuksu bir saflık olur.” sözünü hatırlıyorum.  

Hımmm, doğadan uzak, imanı zayıf seniii:)))

 

 

NOT: İzlenimlerin tamamını okumak için: 

https://www.magaradergisi.com/portreler/1430-gec-kalmis-bir-babanin-sonradan-gorme-izlenimleri-tam-metin.html