"Bizim görevimiz İstanbul Radyosundan bu anonsu yapmak."

 

TÜRK SİNEMASINDA ASKERİ DARBELERİ KONU EDİNEN FİLMLER VE “ANONS” ÖRNEĞİ

VOLKAN DURMAZ 

 

"60 ihtilalinde zaten Tevfik beyi evinden almıştık;

Geçen seneki ihtilalde zaten buraya gelen olmadığı için, gerek kalmamıştı ama..."

 

 

Darbelerin bir toplum tarafından bu kadar kanıksanmış olması, çok az toplumun anlayabileceği bir his olsa gerek…

Bir filmde, -bir mizah unsuru olarak dahi olsa- kendisinden darbe anonsu yapılması beklenen bir radyo müdürünün, yapılmakta olan darbeye olan “kanıksamışlığı”, aslında işin acı gerçeği değil mi!

Cumhuriyet tarihinin darbe ve muhtıralarla dolu yaralı demokrasi yolculuğunda -çok azı hariç- her askeri girişim amacına ulaştı. Başarısız olan ilk darbe girişimi, Talat Aydemir'in hazırladığı ihtilal girişimidir. İkincisi ve sonuncusu ise, 15 Temmuz 2016 tarihindeki ABD destekli başarısız darbe girişimi…

Cumhuriyetin ilk yıllarına baktığımızda; özellikle çok partili hayata geçişle beraber iktidarın değişimi uzun sürmedi ve Demokrat Parti girdiği 2. genel seçimde Yüzde 52.7'lik oy oranı ile hükümeti kurdu.

Ancak; 27 Mayıs 1960'da Kurmay Albay Alparslan Türkeş'in okuduğu bildiriyle, ordu yönetime el koydu. Cuntanın başında emekli Orgeneral Cemal Gürsel vardı.

Yassıada'ya gönderilen hükümet üyeleri, sayısız mesnetsiz suçlamalar ve saçma sapan ithamlarla, evrensel hukuka aykırı olarak kurulan Yassıada Mahkemesi'nde yargılanmaya başladı.

Yargılamalar devam ederken diğer yandan Demokrat Parti karşıtı bir kesim de 27 Mayıs'ı sözde “bir özgürleştirme hareketi” olarak çiçeklerle karşılıyordu. Özellikle ulusalcı ve sol kesimde bu örneklere sıkça rastlanmaktaydı. Son çeyrek asırda bile özellikle/başta “Kemalist-Sol” çizgideki Cumhuriyet Gazetesi ekolü, bir darbeye methiyeler düzmekten geri durmadı.[1]

Yaklaşık 10 ay süren yargılamalar sonunda Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan, 16 Eylül, Başbakan Adnan Menderes ise 17 Eylül 1961'de idam edildiler.

1961'de yapılan seçimler sonrasında da İsmet İnönü Başbakanlığında 26. T.C. Hükümeti kuruldu.

Fakat bir grup asker, henüz ihtilalin amacına ulaşmadığını düşünüyor ve askeri yönetimin devam etmesini arzuluyorlardı. Bu grubun başını ise Kara Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir çekiyordu.

 

 

BİR İHTİLAL KOMEDİSİ: ANONS

Yönetmenlerin kariyerindeki en önemli şey, yönetmenin her filminde bir önceki filmine göre çıtayı biraz daha üste taşıma başarısını gösterebilmesidir. Mahmut Fazıl Coşkun da bunu başarabilmiş nadir yönetmenlerden…

Daha evvel özellikle Yozgat Blues ve Uzak İhtimal filmleriyle bildiğimiz Yönetmen Mahmut Fazıl Coşkun’un 2017 yapımı son filmi “Anons”, 1960’lı yıllarda geçen bir darbe girişimini absürt ve tam Türkiye işi bir kara mizahla beyazperdeye taşımış. Filmin senaryosunda Ercan Kesal'ın mürekkep izlerinin yer alması heyecan verici.

Son dönemde özellikle başarılı bağımsız filmlerle isimlerini duyurmuş olan Ali Seçkiner AlıcıTarhan KaragözMurat Kılıç ve Şencan Güleryüz gibi başarılı oyuncuların yer aldığı Anons, 1960’lı yıllarda TRT İstanbul Radyosu’ndan darbe bildirisi okumak üzere görevlendirilmiş ve emekli edilmiş oldukları anlaşılan küçük bir subay grubunun bildiriyi okutmak yolunda başından geçen trajikomik olayları konu ediyor.

 

Döneminin ruhunu perdeye başarılı bir şekilde yansıtan film, 1963’te gerçekleşen başarısız darbe girişimi esnasında bir grup askerin başından geçen olayları bir gece boyunca takip ediyor.

Ankara'da başlayacak olan askeri darbenin İstanbul ayağında, Ankara’daki radyolardan yapılacak darbe bildirisinin bir benzerinin İstanbul Radyosu’ndan anons edilmesi planlanmaktadır. Ama hiçbir şey darbecilerin bekledikleri gibi gitmeyecektir.

Film akışında “ekmek dağıtım kamyonetiyle darbe yapmaya gitmek”, darbe anonsu yapmak için geldikleri radyo binasında görevli emniyet mensuplarıyla darbeci subayların kahve sohbeti, anons yapmak için radyo cihazını çalıştıracak Tevfik’in peşine düşülmesi, ameliyathaneye girmek isteyen radyo müdürü, darbecilerin ameliyathaneye girmesine izin verilmemesi ve ameliyatın bitmesinin beklenmek zorunda kalınması, Kuzey Kore milli marşının darbeci subay tarafından okunması gibi şaşırtan ve gülümseten sahneler karşımıza çıkıyor. Film bu anlamda askeri darbelere karşı alaycı bir yaklaşım ortaya koyuyor.

 

Filmin başındaki ağır ve hafif sıkıcı girişin ilerleyen dakikalarda mizahla kırıldığını görüyoruz. “Türk işi” basit aksiliklerin darbe gibi ciddi bir girişimin içine yedirilmesi ortaya keyifli bir filmin çıkmasına sebep olmuş.

Coşkun, darbeden çok o gece sivillerle askerlerin karşılaşma anlarında ortaya çıkan absürt durumu malzeme olarak kullanmış.

Gerçek tarihte, darbe girişiminin yaşandığı gece radyonun birkaç kez el değiştirdiğini öğreniyoruz. İletişimin çok ağır olduğu o dönemde, tek iletişim aracı radyo... Dönemin en etkili iletişim aracı olan radyoyu ve dolayısıyla Radyoevini elinde tutan, o dönemde kazanıyormuş gibi görünüyor. Filmde de en sonunda cuntacılar radyoevini tamamen ellerinde tutamadıkları için kaybediyorlar.

Bir sahnede Albay ile asker arasında darbecinin bile kolaycılığa kaçan yönünü gösteren şöyle bir diyalog geçiyor:

-Amiyane en kötü Ankara Radyosundan anons yapılacak dimi yani sonuç olarak…

-Yani?

-Yani biz yapamasak da çok önemli değil.

-Kemal, bu söylediklerini duymamış olayım. Bizim görevimiz İstanbul Radyosundan bu anonsu yapmak.

Bugün de iletişim aracını elinize geçirdiğinizde halk kimin başta olduğunu anlamış oluyor/sayılıyor.

Radyoda çalan şarkılar, hastane ve radyo binası ile dönemi olduğu gibi yansıtan film, dönem filmi olgusunu en iyi şekilde hak ediyor.

Filmde ağır ilerleyen ince bir mizah izliyoruz. Anons, sabit kamera kadrajları ve filme hâkim renklerinden de anlaşılacağı üzere yönetmenin kendine has olan tarzını yansıtıyor.  

Bu arada asker ve siviller arasındaki keskin ayrım, yönetmen tarafından karakterlerin gündelik hayat içindeki davranış ve tutumları ile olaylara başarıyla yansıtılmış.

Ama daha da önemlisi, olağandışı olması beklenen bir gecede insanların ne kadar olağan dertlere sahip olduğunu, insanların askerleri neredeyse umursamadıklarını, "ihtilal" adını verdikleri olayı ne kadar alışılmış gördüklerini (bkz: radyo müdürü) göstererek darbe için görevlendirilmiş askerlere bir kimliksizlik katmaya çalışmış.

Öte yandan bu ‘birazdan darbe yapacak olan’ sözüm ona ‘önemli’ kişilerin bile bu çok önemli gecede ‘Frigidaire buzdolabı ticareti yapmak’ gibi çok gündelik hesapları var.

 

Tanpınar'a Gönderme

Bu arada albay ve ekibinin martini içtikleri sahnede arkadaki duvarda Ahmet Hamdi Tanpınar'ın sigaralı meşhur fotoğrafı asılıdır. Radyo Müdürü Hayri İrdal’ın soyadı da “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” kitabındaki müdür karakterinin soyadıdır.

 

 

Askeri darbeleri konu alan diğer filmler

1- Babam ve Oğlum / Çağan Irmak

2- Dikenli Yol / Zeki Alasya

3- Eve Dönüş / Ömer Uğur

4- O.. çocukları / Murat Saraçoğlu

5- Çözülmeler/ Yusuf Kurçenli

6- Uzlaşma / Oğuzhan Tercan

7- Zincirbozan / Atıl İnanç

8- Sen türkülerini söyle / Şerif Gören

9- Bekle dedim gölgeye / Atıf Yılmaz

10- Uçurtmayı Vurmasınlar / Tunç Başaran

11- Prenses / Sinan Çetin

12- Sis / Zülfü Livaneli

13- Gülün bittiği yer / İsmail Güneş

14- Av Zamanı / Erden Kıralı

15- Hükümet Kadın / Sermiyan Midyat

16- Bütün Kapılar Kapalıydı / Memduh Ün

17-Eylül Fırtınası/ Atıf Yılmaz

18- Bu son olsun / Orçun Benli

19- Devrim Arabaları / Tolga Örnek

20- Beynelminel / Sırrı Süreyya Önder, Muharrem Gülmez

21-Vizontele Tuuba / Yılmaz Erdoğan

22- Eksik / Barış Atay

23- Ses / Zeki Ökten

24- Babam Askerde / Handan İpekçi

25- Darbe / Ümit Efekan

 

[1] Örnek için Bkz. Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Ressam Bedri Baykam’ın “27 Mayıs İlk Aşkımızdı” kitabı, Ümit Yayıncılık 1994.