
"Ben ümit yorgunuyum abi."
Küskünlükten İnzivaya
İbrahim Çınar
Güzel başlıkları kıskanırım.
Bunlardan biri de Ahmet Turan Alkan’ın hem metnine hem de kitabına koyduğu “Yatağına Kırgın Irmaklar” başlığıdır. İnsanın içine işleyen bir küskünlük hâlini anlatır.
İnsancıl psikolojinin kurucularından Carl Rogers, insanın duygularının kabul görmediği yerde onları ifade etmekten vazgeçtiğini belirtiyor. Ona göre insan anlaşılmadığını, duyulmadığını ya da duygularının geçersiz kılındığını hissettiğinde konuşmayı bırakır ve geri çekilir. Küslük, tam da bu noktada ortaya çıkar. İnsan, sözün işe yaramadığına inandığında sessizliği seçer. Bağlanma kuramının kurucusu John Bowlby ise küslüğü insan ilişkilerinin temelinde yer alan bağlanma ihtiyacıyla açıklar. Ona göre insan, değer verdiği kişiyle kurduğu bağın tehdit edildiğini hissettiğinde iki temel tepki verir: Ya protesto eder ya da geri çekilir. Küsmek bu geri çekilmenin duygusal biçimlerinden biridir. Bu açıdan küslük çoğu zaman “fark edilme” isteğinin sessiz bir çağrısıdır.
Küskünlüğün birçok çeşidi vardır: anlık küskünlük, pasif küslük, cezalandırıcı küslük, gurur küslüğü, biriken küslük, kalıcı küslük…
Benim merak ettiğim, yazarın küskünlüğü bunların neresinde?
Sanatçı ve yazar dünyasında küskünlük daha derin, çoğu zaman varoluşsal bir nitelik taşıyor. Yazarın küskünlüğü kişilerden ziyade zamana, anlaşılmamaya, yüzeyselliğe ve yazının değer kaybetmesine yöneliktir ve bu da gürültülü değildir.
Edebiyatta küskünlük iki biçimde karşımıza çıkıyor: anlaşılmamaktan doğan kırgınlık ve yozlaşmamak için bilinçli geri çekiliş. Her iki durumda da amaç yazıyı korumaktır. Bu yüzden yazarın susması zayıflık değil, ahlaki bir tavır ve haysiyetli bir mesafe olarak görülür.
Türk ve dünya edebiyatında, küskünlükten inzivaya uzanan bu tavrın farklı örneklerini görürüz. Yusuf Atılgan, Tezer Özlü ve Oğuz Atay’da bu tavır, anlaşılmamışlığın yarası olarak karşımıza çıkar; Nuri Pakdil ve Ahmet Turan Alkan’da ise bilinçli bir mesafe ve kültürel bir duruşa dönüşür. Dünya edebiyatına baktığımızda Juan Rulfo’nun suskunluğu çağla ilgili bir kırılma, Rimbaud’nun erken vazgeçişi bir kopuş, Emily Dickinson’un inzivası ise içsel bir yoğunluk olarak belirir.
Yazar, “Yiyordu, içiyordu, uyuyordu, uyanıyordu ama yaşamıyordu.” eleştirisindeki “yaşamayan”lardan biri olmayı istemeyen kişidir. Gerçekten yaşamak ister ve hayata tutunmanın yolunu yazmakta bulur. Böyle bir insanın küskünlüğü de sıradan olmaz. Çünkü yazar, doğası gereği anlaşılmak ister ve bunu en iyi yapabildiği araçla, yani yazıyla gerçekleştirmeye çalışır. Anlaşılamamak ise onda yalnızca kırgınlık değil, zamanla küskünlük ve hayata karşı mesafe oluşturur. Beklentilerinin boşa çıkması, bazı yazarları daha derinden sarsar.
Tam da bu konu üzerine düşünürken sosyal medyada Bülent Akyürek’in vefatıyla ilgili paylaşımları gördüm. Pek çok duygu ve düşünce dile getiriliyordu. En çok dikkatimi çeken ise, yaşarken kıymeti bilinmeyen insanların öldükten sonra değerlerinin anlaşılması üzerine yapılan yorumlardı. Bu tespit beni biraz sarstı. Gün boyu internette, TV programlarındaki sohbetlerini izledim. Kendi payıma, hayattayken onunla tanışmamış, en azından gönlünü almamış olmanın mahcubiyetini hissettim. Sanki onun küskünlüğünde küçük de olsa benim de payım varmış gibi üzüntü duydum. Bu durum karşısında gündelik hayatımdaki küskünlüklerimin ne kadar basit ve çocukça geldiğini fark ettim. Onun bu konudaki tavrı karşısında, benim özel hayatımdaki küskünlüklerim şımarıklıktan başka bir şey değildi. Onun küskünlüğünde bile ulvî bir anlam vardı.
Son kitabı “Satılık Adam”ın tanıtım yazısında yayınevinin yazdığı şu ifade dikkatimi çekti: “On dört yıllık bir edebî küskünlükten sonra aramıza geri döndü.”
Eşimizle dostumuzla yaşadığımız birkaç günlük küslükleri dile getirirken, böylesi bir küskünlük karşısında durup uzun uzun düşündüm. Bir yazarın on dört yıl inzivaya çekilmesi nasıl bir tavırdır? Bu durum, onun küskünlüğünün geçici bir kırgınlık değil, bir varoluş tavrı olduğunu gösterir. Ancak bu asil tavır, yazmayı bırakmak anlamına gelmez. O, susmayı bile estetik dile dönüştüren bir yazardır.
Sosyal medyadaki izlenimlerimden, onun küskünlüğünün onu tanıyanları kahreden bir küskünlük olduğunu gördüm. Hayata, topluma, insanlara; hatta tanıdığı büyük yazarlara bile kırgınlığını dile getiriyordu. Sitemlerinde “Beni anlamıyorlar.” duygusu hissediliyordu. Umut edip yıkılmaktan, yeniden hayal kurup yeniden kırılmaktan yorulduğunu; “ümit yorgunu” olduğunu söylüyordu. Sözlerinde derin bir hayat yorgunluğu vardı. Bu nedenle onun küskünlüğü, bir bakıma ümide küsmekti.
Ona göre, yazarın çabasıyla bir insanı düzeltmek yıllar alırken toplum saniyede sayısız kötü insan üretmektedir. Bu düşünce zamanla onda bıkkınlık ve “Boşuna mı uğraşıyorum?” hissi doğurmuştur. Hastalıklar, darlıklar ve hayal kırıklıkları da peşini bırakmamıştır. “Bende mutluluk korkusu var; ne zaman azıcık mutlu olsam ardından aksilikler gelir.” der. Küskünlüğe meyilli oluşunda, hayatını anlam arayışına adamış olmasının yanı sıra yaşadığı bu sarsıntıların da etkisi olmuş olabilir.
“Kimin seni unutmamasını istersin?” sorusuna “İyi okurun unutmamasını isterim.” diye cevap verir. Belki de en çok, kendisini anlamadığını düşündüğü iyi okura kırgındır.
Onunla tanışmadığım hâlde, uzaktan uzağa duyduğum derin saygı ve sevgiyi nasıl ifade edebilirim? Onun küskünlüğü, yorgunluğu ve hüznü içime oturuyor. Bu etkiyi doğuran şey, acaba usta bir yazar olmasından öte samimi bir insan oluşu mudur? Edebiyatseverlerde böylesine derin izler bırakmasını nasıl açıklayabiliriz?
Küsmek, küstürülmek, anlaşılmamak ve yatağına kırgın ırmak olmak yazarlığın cilvelerinden. Bülent Akyürek gibi nahif, ince ve duyarlı insanların payına küskünlük düşmesi olağandır. Çünkü onlar; dünyanın gidişatına, toplumun hoyratlığına dertlenirler. İnce ruhların ve hassas kalplerin küskünlüğü biraz da buradan doğar. Bunca kırılma karşısında küsmemek belki de bir politikacı soğukkanlılığı gerektirir.
Bülent Akyürek gibi üslup sahibi yazarların bile küskünlük yaşadığı bir edebiyat dünyasında, bizler de yazar adayı olarak yazmaya çalışıyoruz. Üstelik bir gün küskünler topluluğuna katılma ihtimalini de bile bile…