kadının gözündeki o anlam neden bu şekilde yorumlansın?
Tat alma duyumuzla çok şey öğreniriz ya, artık küllenmeye yüz tutmuş bir anı yeniden canlanınca, damağımda bıraktığı kül tadı kadına ait bir şeyler daha öğretti bana.
Sürekli şikâyet konusu yaptığım, karımın yoğun gayretleriyle vücut bulan kabarık telefon faturaları kadınlar hakkında böyle bir ipucuna fırsat sağlamıştı. Yine böyle rutin bir fatura patlamasının ardından bize öyle çok da uzak olmayan bir hanım benzer bir durumun kendisince de yaşandığını hatırladı.
Evliliğinin ilk aylarıymış. Hem sıkıntıdan hem de kıskançlıktan ya da Âdem ve Havanın cennette birlikte geçirdiği günlerden kalma bizim unuttuğumuz bir başka nedenden aman zaman demeden habire telefonla kocasını ararmış. Kocası, yerli yersiz aramalara ilk ayların verdiği bal tadından olacak ses çıkarmazmış.
Nihayet oturdukların evin kira bedeline eş bir telefon faturası posta kutusundan çıkınca hanımın yüreği ağzına gelmiş. Üstelik evde anne, babaanne, kız kardeş misafir. Hemen başına geleceklerin olası bir kurgusunu yaparak annesini tembihlemiş,
- Kocam bana bağırsa da hakaret de etse hatta tokat bile atsa kesinlikle hiç itiraz edip karışmayın.
Kızının elindeki kapı gibi telefon faturasını gören anne kızının tembihlerine aynen katılmak bir yana,
- Aman kızım bir değil iki tokat bile bu iş için az sayılır, gıkını çıkarma" kabilinden kelam etmiş.
Zavallı kadın akşam kocasından yiyeceği zılgıtı düşüne düşüne dakikaları saat saatleri kendine zindan ederken eli telefona gidivermiş. Olanı biteni kocasına anlattığında ahize artık ses vermiyormuş.
Akşam vakti güç de olsa gelmiş çatmış. Böyle zamanlarda hep olduğu gibi beklenen saat bir taraftan hiç gelmesin istenirken diğer taraftan bir an önce gelsin de kurtulalım diye beklenilir. Gelsinle hiç gelmesin arasında aklı karışan akreple yelkovan zamanın göreli bile olsa insanı hep ihtiyarlatan akışına mağlup olarak kocanın eve geliş saatini imlemiş.
Kadın adamın kapı önünde ayakkabılarını çıkarırken burnundan soluduğunu görüyormuş. Kim bilir, kocası terliklerini giyip salona geçerken hanımın sol yanağı adamın sağ tokadına doğru çekim gücünün etkisiyle hafiften döner gibi de olmuştur.
Bekleyiş bitip de yüzleşme başladığında artık başına geleceklere razı olmanın tevekkülü ile karşısında duran mahkeme duvarından beter yüzün hükmünü beklemiş.
Tokat vurması gereken elini cebine atan koca bir tomar para çıkararak kadının yüzüne doğru fırlatmış,
- Seni paraya doyuracağım, al sana para.
Adam, karısının fütursuzca haddi aşan eylemiyle saldırıya uğramış iktidarını yüzüne çarptığı paralarla yeniden sağlamlaştırmaya çalışıyordu kuşkusuz. Alıngan tabiatlı erkek, iktidarına yatak odasında yapılması olası bir saldırının bir benzeri hatta daha derinlerde tıpkısı olan bu maddi iktidar darbesini bir para tomarı ile bertaraf etmişti. Bu seyir gayet olağandı. Üstelik cennetten kovuluşun o bildik hikâyesini de doğruluyordu.
Bütün öykü bundan ibaret olsa belki de sözünü etmeye değmezdi. Aslında bana hikâyesini anlatan kadının, paraların yüzüne fırlatılışını betimlerken gözlerinde belli belirsiz yakaladığım anlam bu öykünün varlık nedenidir. Kocası o an böyle bir anlam parıltısını nasıl yorumladı ya da öfkeden gözü kör müydü bilemiyorum. Ama ben yüzüne para çarpılan kadının gözünde kocasının tekrar muktedir olmasına tanıklık etmekten doğan hazzı yakaladım. Bundan haz duydu çünkü zaafa uğratıp berkittiği kendi iktidarıydı. Her ne kadar parayı çarpan el kocasının erkek eli ise de gerçekte iktidarın kadın elidir o el.
Kadın, bütün bunları evrende yalnızca cins-i latif'e özgü o bitmek tükenmek bilmez konu çıkınından birer birer çıkarıp anlatırken gözlerinde yakaladığım haz bal kıvamındaydı. Sanıyorum, hatta eminim tam da bu kıvamda gelecekteki hazlarını ipotek altına alacak şiddette gece boyu kocasına hizmette kusur etmedi.
Bütün bu söylediklerimden nasıl mı emin olabiliyorum? Başka bir ifade ile kadının gözündeki o anlam neden bu şekilde yorumlansın? Basit, çünkü kadın bu öyküyü bana anlattı.
NOT: Yazı için kullandığımız foto desen, Başak Günaçan'a aittir...