Sevgili Hanım Kardeşim; 

Hayatta en hakiki ilmin, evinin erkeği ailenin direğinin kadr-ü kıymetini bilmendir.

Öncelikle bunu evinin tüm tavanına yazmalısındır. Bu tarihsel kimliğine ve rolüne hala alışamadın mı, alışmana çok yok emin olabilirsin. Erkeğinin yanında canının çok yandığından dolayı onun bağışlanması için yatsı namazından sonra eller duaya açılacak ama muktedir enişte bey için üzülüyoruz demeye dil varmıyor nitekim. 

Ne olur bir an önce tarihsel rolünü öğren, bu dünyada senin birinci vazifen  efendinin kahrını çekmektir zırvalarını dinleye dinleye koca kadın olmuşsun. Ölünce cennete gitmen buna bağlı. Onun gideceği yer envantere bakılacak olursa öyle güllük güneşlik olamaz gibi, bari sen sabrederek safını değiştir. 

Kendi çöplüğünün muktediri olduğuna hükmeden bir takım Türk erkeği, eve adımını attığı andan itibaren kadına dünyayı zindan eder. Onun görevi budur. Aşkla, şevkle, zevkle yapar bunu. Kurbanını asarken/keserken hiçbir cellâdın almadığı zevki alır.

 
Kas gücüyle çalışan bu erkek, gücünün son zerresine kadar işini icra eder. Gerek genetik olarak doğuştan getirdiği yeteneklerin yanında, gerek doğrudan ve dolaylı olarak baba, amca, büyük baba ve ağabeylerinden aldıkları özel eğitim ile kadına işkence yapar. Beyni Konya Ovası gibi düz ve yassı olan bu erkeğin, yüreği ve kalbi de Gobi Çölü kadar ıssızdır. Eski erkeklerin farklı tekniklerde kütük kesmeleri gibi, bu erkeğin de kendine has özel işkence usulleri vardır. Tüm iletişim biçimi National Geographic'den araklanmış gibidir.


Orantısız güç kullanımında sınırı yoktur, kaldı ki baltalar her daim elinde, o ormana dalmayı beklemektedir. Çok zaman kılıcı da indirir, tetiği de çeker. Allah sana dokuz can bahşetmiştir, sekizini hunharca kullandıktan sonra dokuzuncuya sıra geldiğinde büyük bir ustalıkla geri kalan ömrün sırasınca alnına silahı tutar, muhteris bir sırıtışla 'bana mecbursun ulaaaan!' diyerek balgamlı bir tükürük koy verir suratının orta yerine. 

Stocholm sendromundan muazzeb bir ruha sahip olduğundan değil ama; gıkını çıkartamaz,  yavrularım  için deyip deyip derin bir sukunet ve suhuletle sineye çekersin. Küfürleri ile kişiliğini köpekleştirdiğini zannederken salyalarından görünmeyenin kendisi olduğunu ikiniz de bilirsiniz. 

Sen can çekişirken o mağrur ve muhteris bir şekilde her seferinde daha da ileriye giderek hem ruhunu hem vücudunu emer, her şeyini tükettiğinden emin olasıcıya kadar başında bir akbaba gibi bekler. Senden hiçbir şey kalmasına tahammülü yoktur. Her seferinde ölüm kalım arasındaki ince çizgide kalmayı  ayarlayabilecek  bir yeteneği de yoktur. Elinde kalabilirsin. 

Allahları var ki her Türk kadını bu işkenceye katlanmasını yine de çok iyi bilir. Yaşadığın işkenceden sonra da kanlarını yutar erkeğine sofra kurmayı tehir edemezsin. O işkencenin dozunu arttırır. Zaten elini korkak alıştırmasın da! Kadın, kim vurduya giderken erkek, paşa oğlu paşadır. Gitsin kelle, gelsin kelle... Ama ne yaparsa yapsın erkek hiçbir zaman tatmin olmaz, ta ki takati kesilince, tık nefes kalıncaya kadar. O zaman kendi canının derdine düşer.  Aslında o boşlukta asılı bir cesetten başka bir şeyde değildir. Durup durup evdeki kadının üstüne yıkılır.  Sussan bir türlüdür, ses çıkarsan bir türlü. Her seferinde 'bu daha fragman, sana var ya ben ne yapacağımı biliyorum' bakışını, üzerinde hissedersin. Bildiği bir halt da yoktur hani pisin, doğaçlamanın dibine vuracaktır o kadar. Bilmiyorum Eli Roth izliyor da olabilir. 

Onun gönlünü alabilmek, onu mutlu edebilmek için boş yere kıvranma. Var olmayan bir şeyi monte edemezsin. O kas gücüyle çalışan bir şeydir. Akıl, ruh ve beden sağlığın için sadece Yaradan'a sığınmalısın. İ̇stek ve beklentilerini söylemeden bilmeli, anlamalı ve hemen yapmalısın gibi bir şey de namümkündür. Çünkü o ne istediğini bilmemektedir. 

Kendi istek, beklenti ve hayallerini koyacağın bir kenar mı dediniz, onların tavan arasında bile yeri yoktur. O kadar darbeden sonra her şey un ufaktır, sadece rüzgâra karşı savurabilirsin. Artık sen yoksundur. Sen sadece onu tatmin için varsın. Sen onun öfkesinin kusmuğu, b.kunu püsürünü paklamak durumunda kaldığı Guantanamo esirisin. 

Aklını, fikrini, kalbini, gönlünü, ruhunu bir fosseptik çukuruna kusmalı, ev denilen yere zırnığını sokmamalısın. Morlukların çürümesin diye üzerlerine hamurlaşmış ekmek koymalı, halılarda kan lekesi kalmasın diye amonyakla bir güzel silmeli, ocağının üstünden erkeğinin en sevdiği zıkkımı eksik etmemeli, konu komşuya da bir kütük durup durup bana tosluyor demek yerine kapıya çarptım deyivermelisin. Ancak o zaman kimseyi kendine acındırmaz ya da 'salak karı, bu zift adamın kahrını çekiyor' dedirtmez, pek bi muteber kadın olursun. Kanları yutmalara doymaz, ele güne karşı da kızılcık şerbetleri kaynatırsın öyle fokur fokur. 

Tüm hesaplarını da öte dünyaya havale ederken, 'ya bu insan sınıfına dahil edilmez de bir acayip mahlukat olarak görülüp hesaba tutulmazsa' diye endişelenirsen de hemen tövbe edersin. 

Bu böyle gider gider ama el insaf neticede biz de bir insan evladıyız, yazmak bile kaportayı dağıtıyor, toparlayamam maazallah diye başka bir modele geçelim. Bu modelimiz diğeri kadar primitif, mamut cinsinden değildir. Kendi içinde bir takım evrimler geçirmiştir. Dışa karşı jönü oynar. Apartmanın hanımları, 'ay ne kibar adam' deyiverirler ona hemen. Çünkü apartmanın kapısını filan açmış ya da evin çöpünü dökmeye gitmiştir. Onlarınki daha alt gelişmiş bir türdür anlaşılan. Ama evdeki kadın sadece onu tecessüs etmeli, onu tefekkür etmeli, onu terennüm etmeli, onu tezekkür etmeli, ona teşekkür etmeli, bütün hücreleriyle onu anmalı, onu duymalı, onu duyumsamalı. Tanrı bu ademoğlunu iyi ki yaratmıştır. Kesinlikle ona şirk koşmamalısın. 

Sen hep evdesin ya, o evde kaldığı zaman lütfetmiştir. O ki ofislerin parlak playboyu bu haneye gönül indirmiş, seni hanımlığa terfi ettirmiştir. Daha ne istersin bre gafil!  Canı sıkkındır evde kaldığı sürece, hiçbir şeyleri kendine layık bulamaz. Öyle üst perdeden bakar her şeye. Zaten bu çocuklar da sürekli ağlar, bir huzur vermezler adama. Tencerenin kapağını burun kıvırarak açar. Servisinde kusur olmamalıdır. Yemeğin en yağlı yüzlü etli kısmını koysan da yaranamazsın. Sen çocuğa bakmaya gitmişken tuz ister, biber ister, bardak lekeli der, peçete niye koymuyorsun diye şikayetlenir. Sanki böyle olursa bu restauranta bir daha gelmeyecek gibi bakar. Ama suç senindir, ona layık olamıyorsundur. İ̇çinden kendine kahretmelisindir. 

Hem o nasıl mütevazı biridir ki evde kaldığı günler; sigortalara tel sar, muslukların contasını değiştir, market alışveriş poşetlerini arabasından evine taşır hatta fırına gidip ekmek bile aldığı vakidir. Böyle bir adamın ayak suyu, çorba niyetine içilmeli iken onu memnun edemiyorsundur ya Allah senin müstehakını versindir. Zaten verecektir de... 

Öyle üstünü başını yıkayıp ütülemek, çoraplarına kadar katlayıp hazır etmekle olmaz hanım. Ona evini sevdirmelisin.  Evine rezidansa davet ediyormuşçasına içeri buyur etmeli, paşa koltuğunu ona ayırt etmeli, evin tüm kırlentlerini sırtına dizmelisin. Evinizin manzarası yoksa evdeki tek tabloyu o nereye oturacaksa hemen karşısına asmalısın. Yeterli o sıkılmasın. 


Sen hasta olamazsın. Hasta olursan kim yemek yapacak, evi b.k götürecek, bu çocukların hali ne olacaktır. Dişini sıkmalı hasta filan olmamalı, neren ağrırsa ağrırsın misal taş düşürsen, mide kanaması geçirsen bile, bir ıhlamur içerek geçiştirmelisin. 

Ama beyimiz üşütmeye görsün, ona bakamamışsındır. Bu aslan gibi adam içli içli öksürmeye başlarsa senin de ciğerlerin bin pareye bölünüyormuş gibi bir çaresizlikle peşi sıra koşturmalısın. Sen gebersen bile evin esas karakteri o olduğuna göre, yangından ilk kurtarılacak olan da odur. 

İ̇lletliysen de git başka bir odada yat, efendine bulaştırmamalısın. Sakın incinme, kırılma. Ateşin çıkmış fazla hassaslaşmış olabilirsin. Sana bir bardak su getirmeyen kocan için sen yine de canını siper etmelisin. Çünkü senin canın, onun canına fedadır. Zaten ona canımın içi dersin. 

O cemiyet insanıdır tabi ki her bir şeyi daha kallavi olmalıdır. Takım elbisenin içindeki adam boru değil ya hem nasıl da taşımasını biliyordur hay maşallah diyerek jilet gibi ütülemelisin. Bu da bir şereftir, ne zannettin. 

Bu sebeptendir ki her ay aldığı takımlara sesini çıkarmamalı, üç takım elbise alana bir kaban hediye kampanyalarını kaçırmamasına sevinmeli, yıllardır giydiğin kabara kabara kelfatmalara dönüşmüş mantonu değiştirmeyi onun önermesini sittin sene beklemelisindir. 

O öyle lila renkli gömlekler giymeli, ofisdeki kadınlarla öyle esprili espirili konuşmalı (moderniz ya olacak o kadar) genç sekreter kızlarla flörtümsü tavırlar takınmalı. Erkek adamdır yapabilir hatta yapmalı. Her akşam eve geliyor ya daha ne istiyorsun be kadın!

Arkadaşlarıyla zırt pırt yemeğe çıkmasını dert etme. Seni de nişanlıyken pasta yemeye götürmüş yanında da limonata ısmarlamamış mıydı bir hatırla, sakın nankör olma. Yemeğe çıktığı arkadaşlarının erkek olmasına şükret. Sen evde suya makarna salmışsın bunu da umursama. 

Evin döşemesi erimiş koltuklarını değiştirmeyecek durumda olan kocan, bir akşam sormadan etmeden düzdünya borç yaparak arabasını değiştirir, sakın hesabın kitabın sağını solunu kurcalama. Para onundur sana hesap verecek değildir sümmehaşa! Eve gelirken 'bir şey lazım mı?'' diye sormasını bekleme ona evde bulgur yok dersin, o markete gider kredi kartıyla muz alıverir. 

Kaynana ve kayınpederin yanında sık sık adanmışlığını belli et. Kocam bilir, bey nasıl isterse de. Sadece kocana değil anne babasına da adanmışlığını hissettirmeli, her daim bu durumunu şeddelemelisin. Sen onların ballı kaymaklı oğullarını almışsın, saadetlerin en büyüğünü tatmışsın, borcunu misli misli ödemen hem farz hem vacip hem de sünnettir.

Eve geldiğinde her şey onun emrine amadedir. Kapının arkasındaki süpürge bile haşmetpenahımıza nasıl yaransak diye titremelidir. Gün boyu evi silip süpürürken (zaten bu evin nimetlerinden olabildiğince istifade etmişken) akşamları beyimize her şey köpeği olmalıdır. Olacaktır! 

Beyimiz konuşurken sakın konuşma, dikkatli dinle, insansın sen de iki kelam etmek istersen onu da düşük sesle, ince yumuşak bir üslup ile bir şeyler diyebilirsin ama sakın uzatma. Kaç kere dedik, sıkma şu adamı, döndürmeyin Şevşenko'yu diye. 

Sakın bir karar cümlesi, bir hüküm cümlesi kullanma, her zaman ne yapılacağını ona sor. Yanıt vermezse de ikileme sus. Onun hiç bir sözüne karşılık verme, her dediğini anında büyük bir zevk ve şevk ile yapmaya çalışmazsan, adam çekip gider, sen de alırsın üçün beşini. Sesinde bıldırcınlar uçmalı, su samurları gık çıkartmamalıdır. Bak sanki sıkıldı gibi adam yine. Hadi kanatlan bakalım cik cik cik... 

Biliyorum içinde tüm odunların filiz vereceğine dair hala bir ümit besliyorsun. Arada bir yeşillendikleri de olur, o anların tadını çıkart. Ama evrenin toprak, ateş, sudan sonra dördüncü elementi tahtadır unutma.  Hatalarını, yanlışlarını onun keşfetmesi Amerikan Vespucci'nin keşiflerinden daha zaman alır. Sen sınırlarını zorla.  Sen var ya sen, evet sen yani kadın denilen mahluk,  iflah olmaz koca bir çılgınsın.