BİR REKLAM

.

 

Allah affeder ama insanlar affetmez...

 

“Günahsız olan ilk taşı atsın”

Yazar: Aziz Kemal Nafi

Halkın sözü Hakk’ın sözü müdür? Halk, ne zaman Hakk’ın ve hakikatin yanında oldu ki halkın sözü Hakk’ın sözü olsun!.. Halk, seni dinden çıkarıp sonra da kâfir diye taşlayan kalabalıktır.  

Maria Magdalena namuslu fahişe tiplemesinin esin kaynağıdır. Kazancakis’in Günaha Son Çağrı romanındaki o sahneyi bilirsiniz; Yahudiler, ibadet günü müşteri kabul etti diye Magdalena’yı taşa tutarlar meydanda. İsa gelir; “Günahsız olan ilk taşı atsın” der. Herkes bir adım geri çekilir. Magdalena’yı taşlayan erkeklerin çoğu onunla para karşılığı ilişki yaşamıştır.

 

 

Bu sahneyi 2000 yıl sonra Malena filminde de görürsünüz. Yönetmen Tornatore, Magdalena karakterine atıf yaparak, kadın karakterine Magdalena ismini koymuş, kısaltma olarak da Malena demiştir. Castelcuto’nun en güzel kadınıdır Malena. Kasabanın hâkiminden berberine, istisnasız her erkek onu arzulamaktadır. Savaş ortamında dul kadını yoksulluğa, nihayet açlığa mahkûm eden toplum, çaresizliğinden istifade ederek vücuduna sahip olur. Madem açım, madem yapayalnızım, madem yaşayabilmek için, karnımı doyurmak için bu pespaye erkeklerle karın tokluğuna ilişki yaşıyorum, o halde paralı Alman askerleriyle yüksek fiyata yaparım bu işi, bu rezil mahlûklara da katlanmam diyen Malena, kasabanın erkek kadın hepsini sinirlendirir. Artık Malena’nın fiyatı yüksektir. Savaşın ibresi dönüp Almanlar İtalya’yı terk etmeye başlayınca kasaba kadınlarının yaptığı ilk iş (erkeklerini çalan) Malena’ya meydan dayağı atmak olmuştur. Erkekler de katılır bu linçe. Montesquieu’nun dediği gibi; Ayrı ayrı ahlaksız olan kişiler, toplu oldukları zaman namuslu olurlar.”Ancak 20. yüzyılın “Günahsız olan ilk taşı atsın” diyecek İsa’sı yoktur. Halk hakikatin değil, öfkesinin yanında yer almıştır. Bilim olaya deneysel yaklaşmaktadır.

 

 

Sen de bu kadar güzel olmasaydın         

Her mahallenin, her fakültenin, her iş yerinin bir en güzel kızı olur. Bu en güzel kız iktidar gibi, herkesin sahip olmak istediği bir zevktir. Bizim iş yerinde de böyle bir kız vardı. Etrafta gezinince herkesin (ilgilenmiyormuş gibi yapsa da) iştahla bakmak zorunda kaldığı Feride bir gün bakışlarıyla onu taciz eden bir kurum bahçıvanından şikâyetçi oldu. Olay yemekhanede gelişti. Feride, arkadaşlarıyla masada otururken karşı masadaki bahçıvan, sürekli Feride’ye bakarak onu rahatsız etti. Feride kalktı, adamın masasına gitti, “Ne bakıyorsun kardeşim, rahatsız oluyorum, seni şikâyet edeceğim” dedi. Bahçıvan ona şöyle cevap verdi: “Sen de bu kadar güzel olmasaydın. Dayanamıyorum...”

Feride, her modern kadın gibi, evet güzelim, evet bu benim yaşam tarzım, evet dekolte giyiniyorum, evet ilgi görüyorum, evet bundan da memnunum ama benim istediğim erkekler bana ilgi göstersin, diğerleri kısırlaştırılsın.” psikolojisindeydi. Ama gerçek öyle değildi. Sorun şuydu; Bahçıvanı ne yapacağız? Toplum cahil, halk eğitimsiz demekle değişmiyor bazı gerçekler. Belki iktidarı suçlarsak içimiz biraz rahatlar. İşte eğitimi bu hale getirirsen olacağı budur efendim!...

 

 

Ben hariç herkes ahlaksız

15 Temmuz başarısız darbe girişiminden iki hafta sonraydı. Herkes faturayı birilerine keserek durumdan vazife çıkarma peşindeydi. NTV’de konuk Alev Alatlı’ydı. Spiker Alev Alatlı’ya ısrarla “Ama iktidar FETÖ ile kol kolaydı. Kadrolaşmanın da önünü açan bu durumun sorumlusu hükümettir” diye söyletmeye çalışsa da, Alatlı şöyle cevap verdi: “Siyasetçiyi suçlamak en kolay iştir. Çünkü siyasetçi en görünür kişidir. Bu mesele, topyekûn hepimizi ilgilendirir. Allah aşkına söyler misiniz, elimizi vicdanımıza koyalım, hangimiz eşini, çocuğunu, yeğenini, akrabasını devlet dairesine sokmak için (gerekirse Fetöcülerden)  adam ya da torpil aramamıştır?”

28 Şubat sonrası Türkiye’de okuyamadığı için yurtdışında okuma imkânı arayan başörtülü kızlara “İkinci eşim ol, sana yurtdışında üniversite ve kalacak yer ayarlayayım” diyendir halk. Allah rızasından anladığı budur. Ama konuşmaya gelince her şeyin sorumlusu iktidardır.

İktidar Magdalena gibidir. Herkesin sahip olmak istediği, olamadığı için kıskandığı, eleştirdiği, ele geçirmek için her yolu denediği, düşürmek için elinden geleni yaptığı en güzel makamdır. Her şartta, her koşulda günah keçisi iktidardır. Peki günahı işleyen kimdir? Dostoyevski’nin namuslu fahişesi Sonya mı, toplumun kurallarını hiçe sayan vicdan abidesi Raskolnikov mu, insanların zaafiyetlerinden istifade eden fırsatçı şehvet düşkünü Svidrigaylov mu?  

 

 

Torpilin yoksa hiçbir şey olamazsın yalanı

Hatırlıyorum. İki katlı belediye otobüsünün ikinci katında, karşılıklı oturmak zorunda kalınan dörtlü koltuklardan birinde oturuyordum. Karşımda iki genç, sohbet ediyorlardı. 2006 ya da 2007. Dershanede çalıştıklarını tahmin ettiğim gençlerden oğlan kıza “Ülke iyice kötüye gidiyor. Adamın yoksa beş dil bilsen yine bir şey olamıyorsun. Eğitim yerlerde sürünüyor. İnsanları sömüren bir düzen var.” gibi laflar ediyordu. Kız da oğlana, “Haklısın. Eğitimin içine ettiler. Mülakatla hep kendi istediklerini alıyorlar. Bize hiç alan kalmıyor.” diye devam etti. Böylece 40 dakika filan iktidarı yerden yere vurdular. Bir ara kız oğlana, “Senin kız kardeşin ne oldu? Yeni mezun olmuştu hani, iş bulabildi mi?” diye sordu.

Oğlan dedi ki, “Ha evet. Zar zor adam bulduk da Vergi Dairesinde sözleşmeli işe başladı. Durumu iyi şimdi.”

Dedim ki içimden; “Bak şimdi olmadı. 45 dakikadır konuştuğun her şey boşa gitti.”

“Bu ülkede adamın yoksa hiçbir şey olamazsın” diyen herkes, bize şunu söylemektedir; İktidar bende, güç bende olsun, benden olmayan kimseye zırnık vermem.

 

 

Halkın psikolojisi budur. Herkes en ahlaklı kimsedir konuştuğunda. Lakin iş icraata geldiğinde çuvallamak kaçınılmazdır. Hem İmam Şafii’nin, hem Ataullah İskenderi’nin dediği gibi; “Her konuda konuşan birini mi gördün, derhal ondan uzaklaş.”  

Şairin dediği gibi; “Gaflet, biliyorum sanmaktır.” Halk, biliyorum zannetmekte masumdur. İşi yoktur çünkü hakikatle. O cebinin ve şehvetinin peşindedir. Hata ettim, yanlış yaptım diyene, “Vurun abalıya” yapandır, ambulansın arkasına takılan taksicidir. Kazanınca ben kazandım, kaybedince hakkımı yediler diyendir. Suçu kendi dışında arayandır. Kazancakis’in Zorba romanındaki dul kadının öldüğünü anlayınca eve doluşup malını talan edendir, ülkenin başbakanı idam edilirken kahvede okey, salonda konken oynayandır. 

Halk, bütün dizileri izleyip “ben hep belgesel izliyorum” diyendir. Karısının ailesini idare etmekten aciz ama hükümeti beceriksiz bulandır. “Benden olsun çamurdan olsun” diyendir. Sosyal medyada sahte hesapla seni takip edip hiç ilgilenmiyormuş gibi yapandır. Kadro için aşındırmadığı kapı kalmayıp kadroyu alınca da “Büyüklerimiz sağolsunlar, böyle uygun görmüşler” diyendir. Karısını bankamatik memuru yapıp “Allah’a şükür çocuğumuzun boğazından haram lokma geçmedi” diye övünendir.

 

 

Allah affeder, insanlar affetmez

Günahkâr bir kadına, “Yaşadığın hayatı niye gizliyorsun? Allah biliyor ya” diye sorulduğunda “Allah affediyor ama insanlar affetmiyor.” demiş. Halkın merhameti yoktur, menfaati vardır.

Seni günahkâr ilan edip taşlarken kendi günahını düşünmeyendir.  Konformisttir. Yaşlanınca gerçek düşüncelerini söyleyen akademisyendir. Bakanlıktan alınınca adaletten, vicdandan bahsedendir. “Neden sıranın önüne geçiyorsun?” denince “Ben bir şey sorup çıkacağım” diyendir. Kapısından içeri giremeyeceği kurumlarda makam sahibi olup iktidarı eleştirendir. Muhasebeciye herkesi asgari ücretli göstermesini emredendir. Sana dost görünüp çektiğin acıdan gizli bir zevk alan yakınındaki kişidir. Sevgilisinden ayrılana “Sen daha iyilerini hak ediyorsun” tesellisi verendir. Kız tavlamak için kumsalda roman okuyandır. Takibe takip yapıp sonra takipten çıkandır. “Gençler büyüklerine karşı çok saygısız” diye söylenirken hasta yatağındaki annesini görmeye vakit bulamayandır.

Günahsız olan ilk taşı atsın. Halk, ne zaman Hakk’ın yanında olmuş ki, halkın sözü Hakk’ın sözü olsun!..

“Asr’a yemin olsun ki insanlar hüsrandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine Hakk’ı ve sabrı tavsiye edenler müstesna…”

Halk anlamaya çalışmaz, tanımlar. “Baş edemiyor musun, tanımla gitsin” diyen şair ne kadar da haklıdır. Zaten şairler hep haklıdır! Biz onları öldükten sonra anlarız.

Halk sonradan anlayandır…

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile