Böylece büyümeye çalışıyorduk.

 

 

 

Mart çiçeği

Mehmet Özdemir 

 

Zaman geçtikçe annem iyileşti, yine eskisi gibi koşuşturmaya devam. Yaz ayları geldiğinde bir de yaylaya gitme zamanları başlardı. Yaylaya giderken Nisan ayının 20’sinden sonra önce koyunlar, Mayıs ayında inekler yaylaya çıkarılırdı. Nahırlar yaylaya giderken üst yoldan gider, alt yoldan da eşyalar giderdi.  

Görnek, Barma, Ağaçbaşı, Sultan Murat, Mavyeras, Küçükşinek, Büyükşinek, Lemansuyu. Bu güzergahtan yaylaya çıkılırdı. Bu söylediğim güzergah normal bir vazıyette, arkanda yük olmadan 1 günlük, hayvanlarla 2 günlük yoldur. Yaylaya çıkarken yiyecek ihtiyaçları sırtla taşınırdı, bu taşıma işini de kadınlar yapardı. Bizim evde ablam ve kız kardeşim olmadığı için bu işler tamamen annemin omuzlarındaydı. Ben de elimden geldiği kadar anneme yardım ederdim. Çocuk halimle ne kadar yapabilirsem! Bu arada fırsat oldukça kaçardım, yakalandım mı annemden dayak yerdim. Annemle hep ben dolaşırdım çünkü kardeşlerim o zamanlar ufak idiler, onlar bir iş yapamıyorlardı. Ben sürekli annemin yanında olduğum için işlerden bunaldığı zaman hırsını benden çıkarırdı.

Cumartesi günleri, şimdi kaza olup o zaman nahiye olan Kondu’ya ihtiyaç temin etmek için annemle pazara giderdik. Evden götürdüğümüz odun, kabak çekirdeği, tereyağı, bunları satar, elde edilen para ile yettiği kadar evin ihtiyaçlarını (gaz, tuz ve şeker) alırdık. Eğer paradan artarsa -ki çoğu zaman artması mümkün değil-  kendimize giyecek bir şeyler almaya çalışırdık. Köyde devamlı mısır ekmeği yediğimiz için Kondu’ya gittiğimiz zaman fırından yeni çıkmış, buram buram kokan buğday ekmeğini gördüğümüz zaman gözlerimizi o ekmekten ayıramaz, döner annemize yalvarırdık. “Anne ne olur, şurdan bir ekmek al da yiyelim.  Ekmek alacak kadar para kaldıysa annem dayanamaz alırdı. Birazını bana verirdi, geri kalanını eve, kardeşlerime getirirdi, kendisi yemezdi.  O zamanlar 1 kg. ekmeğin fiyatı 50 kuruştu.

Annem sert yapılı idi, çok çabuk kızardı. Çok dayağını yedim. Yaramazlıktan değil ama. En büyük arzusu benim hafız olmamdı. Hafızlık yaparken bazen yaramazlık yapardım, bazen de okumaya gitmezdim. Yakaladı mı fena döverdi.

Şimdi düşünüyorum da neden annemi, babamı üzüyordum? Şimdiki aklım olsa acaba aynı şeyleri yapar mıydım? Her halde yapmazdım.

Bizim oralarda anne baba işe giderken eğer evde çocuklara bakacak kimse yoksa gidecekleri yere çocukları da sırtında taşıyarak götürürlerdi. Gittikleri yerde çocuklara salıncak kurar, o salıncaklarda çocukları uyuturlardı.  Çocuklar uyuduktan sonra işlerine devam ederlerdi.

Annemin böyle bir derdi yoktu. Çünkü benim ve kardeşlerimi evde bakacak babaanneleri vardı. Babaannemiz üveydi ama bize karşı hiç üveylik yapmadı. Annem bizi işe götürmediği gibi iş dönüşü eve geldiği zaman eğer ben ve kardeşlerim uyumuyorsak bizi sadece emzirirdi. Uyuyorsak kendi işine bakardı. Hatta ben gece gündüz babaannemin yanında kalırdım. Böylece büyümeye çalışıyorduk.

Artık büyüyüp annemle bir yere giderken bazen arkada hamucera toplardım. Ufak cinstendi ama çok tatlı idi. Bir de Mart çiçeği toplardık. Mart ayında tarla bayırlarında, fındık bahçelerinde yetişen, içi beyaz dışı koyu mavi renkte bir çiçektir. Bunları toplardık, yıkamadan, temizlemeden yerdik ama ne hikmetse hasta olmazdık!