MESNEVİ, KUR'AN İNCİL'İNİN FARSÇA BİR MEALİ MİDİR?

      Geçen haftaki yazımızda, Kur'an'ın, Allah Rasülü'nden önce gelmiş nebiler tarihi boyunca inzal olmuş meallerinden, birkaç örnekle bahsetmiştik. Bu yazımızın temel fikriyle bağlantılı olarak bu hafta, hatem-i enbiya olan Allah Rasülü'nün vefatından sonraki dönemlerde, daha kendisi inzal olmadan Kur'an'ın nebilere verilmiş meallerine benzer mealler Peygamber varislerine verilmiş midir, bunu yazacağız.

    Ne demiştik, kısaca hatırlayıverelim: Mesela İncil, Kur'an'ın Hz. İsa'ya verilmiş cüz'i bir mealidir. Tevrat, Kur'an'ın Hz. Musa'ya verilmiş İbranice cüz'i bir mealidir. Yani, Allah Rasülü'den önce gönderilmiş ne kadar nebi varsa her birine Kur'an'ın bir parçasının meali vahyedilmiştir. Demek oluyor ki, inzalinden önce Kur'an'ın yüz yirmi dört bin küsür sure yahut cüz halinde meali verilmiştir. Bu bir manada, Kur'an Arapçasının yüz yirmi dört bin küsür dile ayrılmış olduğunu ispat eder. Dinin tamamlanması ne demek? Dilin de tamamlanması demek. Nebilere verilen vahiyler Kur'an vahyine doğru bir tamamlanış ve toplanış seyri gösterirken, bu vahiylere ait lisanlar da, Kur'an lisanına doğru bir tamamlanışın birer unsuru olarak vazife almışlardır. Demek ki, dil, Kur'an Arapçasından ibarettir; vahiy, Kur'an'dan ibarettir; rasüllük ve nebilik Hz. Muhammed'in rasüllüğü'nden ibarettir; tarih, altmış üç yıldan ibarettir; ev, Kabe'den ibarettir; toprak, Kabe'nin üzerine oturduğu topraktan(Mekke-Medine ve civarı) ibarettir; hayat, O'nun hayatından; ölüm, O'nun ölümünden ibarettir. Gerisi, bütün bunların tafsilatı yani ayrıntısından ibarettir.

    Kur'an'ın geçmişe dönük, İncil, Tevrat gibi bir nevi meal hükmünde ayrıntısından bahsettikten sonra, artık Kur'an, inzal olduktan sonra O'nun öncekilere benzer meallerinin Peygamber varislerine verildiğinden bahsedebilir miyiz? Bahsedebiliriz. Bunun böyle olması kadar tabii bir şey olamaz. Ama bir farkla...

    Fark şu: Mesela, İncil'den yola çıkarak, İncil'in yeryüzünü şereflendiriş aşamalarına bir göz atalım... İncil'in varlık ile ilk muhataplığı, Hz. Adem'in, Allah'ın kendisine öğrettiği isimleri(esma-i hüsna) bilmesi ve o isimleri saymasıyla başladı. Aslında o isimlerin her biri, Adem'den sonra gelecek olan her bir peygamberin öz'ünü oluşturuyordu. Gelecek her nebi, kendi yaratılışında varolan ismin teshiri altında nebilik edecek ve kavimlerine o ismin Adem'deki varlığını hatırlatacak, o ismin sırat-ı müstakim'ine kavmini davet edecekti. Hz. İsa da bu nebilerden birisiydi. Adem, Hz. İsa'nın mazharı olduğu ismi ya da isimleri bilmekle, İncil'in özünü bilmiş oldu. İncil'in manasını içkin olan bu isim ya da isimleri saymakla da İncil'i varlığa vazetmiş oldu. Sonra Adem yeryüzüne inince, kaynağı bu isimler olan "sahife", İncil'i de muhtevi olarak Adem'e vahyedildi. İncil, böylece yeryüzünde kendini ilk defa göstermiş oldu. İncil'in ikinci kez görünüşü Hz. İbrahim'e verilen "sahife" vesilesiyle oldu, çünkü, Hz. İbrahim, Hz.Adem ile Hz. Muhammed arasında gelen, Adem ile Allah Rasülü'nün ortası bir yaratılış kıvamında bir peygamberdir. Adem' deki esma-i ilahiye kuvvesi, şehadet aleminde daha fazla somut halde boyut kazanarak Hz. İbrahim'de fiili hale geçmiş ve Allah Rasülü'nde maddi manevi kemalini bulmuştur. Şu nokta gözden kaçmamalıdır: Bilindiği gibi, Allah Rasülü'nün çağrısının umumi olması gibi Hz. Adem ve Hz. İbrahim'in çağrısı da umumidir. Diğer nebilerin ki gibi belli bir kavme has değildir. İncil, Hz. İbrahim'in sahife'sinde Adem' in sahifesi'ndeki duruşuna nazaran daha somut ve ayrıntılıdır.

    İncil'in, "yalın/kitab bir İncil" olarak inmesi peygamber'inin yaratılmasıyla mümkün oldu. Bu, İncil'in nev-i şahsına münhasır bir şekilde vazedilme ve  uygulanma şartlarının oluştuğuna da işarettir.Hz. İsa'nın varlığının temeli olan ilahi isimlerin somut olgunlukta arz üzerinde görünme ihtiyacı, İsa'nın bu isimlerin nebi'si olarak görevlendirilmesine ve İncil'in de bu peygamber'e bir "kitab" olarak gönderilmesine yol açmıştır.Çünkü, her bir ilahi isim, bir ahsen-i takvim'de yerini almak ister.

    Her bir ilahi ismin, nebiler'i aracılığıyla yeryüzünde -kamil olarak- madde ve mana cepheleriyle Hatem-i Enbiya'ya doğru uzanışını ve ilerleyişini tamamlaması, tarihi Allah Rasülü'ne doğru dürmesi ve kemalini O'nda bulması gibi, İncil de kemalini Hz. Ahmed'de tamamlamıştır. Yani İncil, geldiği "kaynağa" geri katılmış, Hz. Muhammed'in Ahmediyetini göstermek adına Kur'an sahifelerinde mazmun olarak tekrar Kur'an'la birlikte inzal olmuştur.

    Bu, İncil'in "nübüvvet vahyi" ile son inzal oluşudur. Çünkü, Hatem Nebi'den sonra artık nebilik sona ermiş, nebiliğe varislik dönemi başlamıştır. Zaten bütün nebilerin ve kitapların kemalini bulduğu ve Hz.Muhammed (s.a) ve Kur'an'ı Kerim olarak tamamlandığının tasdiklendiği ve bu çerçevede zamanın zirve noktada bulunduğu bir durumdan sonra peygamber gönderilmesi ilahi hikmete aykırı görünmektedir. Nebiler, Kur'an henüz önlerinde olmadığı için nebilik yaptılar ve vahiy aldılar. Aksi takdirde onlara "varislik" yapmak düşerdi.

    Allah Rasül'ünden sonraki dönem velilik/varislik dönemidir. Nebiler, nasıl Hz. Muhammed'in açılımı ise, veliler de aynı şekilde Son Nebi'nin ileriye dönük açılımı olmak durumundadırlar, çünkü, dürülen ve bir zamana toplanan tarih, tekrar eski halini almak için gerilmek ve yayılmak istidadını taşımaktadır da ondan. Hz. Muhammed(s.a) , kendisinden önceki zamanların tarihini nebilerle yazmış; kendisinden sonraki zamanların tarihini de velilerle yazmaktadır. Şu halde, velilere de kitab verilmek, bu durumun mukadder sonucudur.

     Demek ki, Molla Cami'nin, Mevlana için söylediği "peygamber değil ama kitab'ı var" sözü yerinde söylenmiş bir sözdür. Zaten, Hz. Mevlana da, başta Mesnevi olmak üzere verdiği eserlerin "Kur'an ile nazil olmuş İncil"in bir meali olduğunu ima etmiştir; "ben Ahmed'im" diyerek. Çünkü, Hz. Muhammed'in ismi İncil'de "Ahmed" olarak geçmektedir. Dolayısıyla Mesnevi, İncil'in Hz. Mevlana'ya verilmiş Farsça bir mealidir ve bu da Mesnevi'nin, Allah'ın, velisine, velilik vahyi/ilhamıyla verdiği bir nevi Kur'an meali olduğu anlamına gelir. Yunus Emre'nin şiirleri ve hayatı, Allah'ın Yunus'a Türkçe ilham ettiği, Kur'an'ın bir nevi mealidir. Bunun gibi, Allah'ın veli kullarına, onların Kur'an'dan varislik yoluyla aldıkları anlamı, ilham yoluyla destekleyerek yazdırdığı birçok Kur'an meali vardır. Bunlar içinde Kur'an'ın bir yönünün meali olanlar olduğu gibi, Hz.İbrahim'in sahifesine benzer şekilde Kur'an'ın bütününün meali olanlar da vardır.