KONYA TOPRAĞI

Her insan bir Adem'dir. Ve her insanın çamuru, Adem'in çamuru nerede yoğrulduysa orada yoğrulmuştur. Yani çamurumuzun karıldığı yer Cennettir. Biz cennetteki çamurumuzu alır gelir yeryüzüne toprak yaparız. Yeryüzünde ne kadar toprak varsa hepsi insanların cennetten getirdikleri çamurdan ibarettir. Şeytan kuruttu çamurumuzu... Ateşiyle kuruttu... Nefsimizi kattık içine; katılaştı... Aslımızı unuttuk, kendimizin bu dünyaya ait olduğu vehmine kapıldık. Put yapmak için katı yürek gerek, çamuru katı kılmak gerek...

İnsan toprağını nereye serdiyse orası onun için dönüş yeridir. Hayatınızın bir kısmı şurada geçmiş, bunun önemi yok; nerede ölümle toprağa girdiyseniz vatanınız orası demektir; o toprak sizi içine alır, kuşatır, içinde eritir çayın şekeri erittiği gibi.

Konya'nın toprağını Mevlana serdi, düz serdi, engebeli sermedi. Kendi yaratıldığı cennet çamurundan o gönül deryasının bereketiyle seviye kattı Konya'nın toprağına. Dönerek kardı Konya'nın çamurunu. Katışıksız kardı tevhid ruhuyla, her yeri Tek'liğe işaret olsun diye düz etti. Şeytan geldi yine kuruttu çamurunu Konya'nın, ateşiyle. Mevlana yoktu o zaman Konya'da. Yokluğunu fırsat bildi zamanın Ahmed'inin.

Kültür dediğiniz nedir ki; topraktır. Konya kültürü demek, Konya toprağı demek. Mevlana'nın mayası vardır Konya toprağında. Mesihiyyetin mayası vardır. Dirilticiliğin mayası vardır.

Mevlana'nın balçığında mündemiç(içkin) olan özü, Konya toprağına tohumlarını saçtı.O toprağa ayağını basan insan, Mesnevi'nin bizzat Mevlana'nın kaleme aldığı ilk beyitlerindeki ney'in ayrılık acısını çeker oldu.Mevlana'nın çektiği gibi.

Bu ayrılık acısı nedir? Biz insanlar, Hakk'ın yaratmasıyla Hakk'tan uzak, dünyaya yakın olduk. Bizi Hakk'tan nefsimiz ayırdı. Ruhumuz, bu beden kafesinde ayrılığın şarkısını söylemekte. Bu konum, İblis'e yakın bir konumdur. İnsanı bu ıztıraptan ancak nefsini ve bedenini aşması kurtarabilir.

Mevlana'nın Konya'nın toprağına üflediği Hakk'a yakın olmayı aşkla istemeyi hedefleyen velayet(Allah dostluğu/velilik) nefesi, Konya kültürüne cevher olmuştur. Bu kültür, Allah ile birliktelik kültürüdür.

Kültür kavramı, Batı konseptüalistleri tarafından net bir tanımı yapılmamış olmasına ve Cemil Meriç'in "ne olduğu belirsiz" dediği cinsten bir kelime olarak çok yoğun kullanılmasına karşın biz bu kavramı toprağa bağlı tarafıyla "irfan" kavramı yerine kullanıyoruz ve bu bağlamda Konya kültürü dendiği zaman, Konya toprağının kendi üzerinde ayağının izinin görünmesinden rahatsızlık duymadığı insan tipinin mayasının işaretlendiğini söylemiş oluyoruz.

Hatem Rasül Hz.Muhammed(a.s)'den önceki her peygamber, kendi kavminin kültürünün seslendiricisi ve kavminin vicdanı olduğu gibi Allah Rasülü'nün ümmeti olan O'nun takipçisi veliler de kendi etraflarını halkalayan toplumlarının/kavimlerinin vicdanıdırlar.

Mevlana'nın kavmi Konya halkıdır. Mevlana, kitabı olan Mesnevi'nin anlaşılabilir ve yaşanabilir kılınması için Konya'da yaşamayı seçmiştir. Çünkü Konya Mesnevi'ye ilk muhatap olmayı ve yazıldığı süreç boyunca O'nun söylemlerini hayatlarına geçirmeyi ve böylece Mesnevi'deki her beytin anlamını muhkemleştirmeyi ve somut madde alemindeki görünüşünü gerçekleştirmeyi yaratılışları itibariyle hak eden bir toplumun yaşadığı bir mekan olma vasfıyla toprağında Mevlevi bir istidat taşımaktadır. Kur'an nasıl Mekke-Medine hattı üzerinde inişini ve tamamlanışını gerçekleştirmiş bütün insanlığa hitap eden bir kitap ise, bu kitabın mirasçısı Mesnevi de Kur'an'ın açıklayıcısı rolüyle yazılışını Konya'da tamamlamış olarak bütün insanlığı hakikatin inceliklerine davet eden bir kitap olmuştur.

Kureyşliler , Kur'an'ın iman ve şirk kutuplarını açıklarken bütün bu kavramların toprak üstü görünüşüne yani somut bir elbiseye bürünmelerine vesile teşkil etmişlerdir ve böylece bütün insanlık için Kur'an'ın kaynak bir fiili tefsiri olmuşlardır.Kur'an'ın iniş mekanlarında son(uç) Nebi'nin etrafında halkalanan insanlar, kimisi taraftar oluş kimisi de karşı çıkış noktasında O'nun Kur'an'ı açıklayışına yardımcı olma rolünü hakkıyla yerine getirmişlerdir.Şirk bile şirkliğinin hakkını O'nun zamanında vermiş,Ebu Leheb gibi şirkin anıt şahsiyetleri ,Kur'an'ın kaçınılması gereken şirkten muradının ne olduğuna dair meselenin böylece halledilmesine hizmet etmişlerdir.

Bunun gibi, Konya'nın kültürel kodlarına temas ederken bu tür nüanslar göz önünde tutulmalıdır. Konya, Mevlana etrafında halkalanan insanların memleketidir ve tarihsel varoluşunu Mesnevi'ye borçludur. Mevleviliğin tatbik sahası olma vasfıyla Konya, Mesnevi'nin dostlarını da, düşmanlarını da bünyesinde taşıyarak günümüze kadar diriliğini korumuştur. Şu halde Konya'nın imanını da, şirkini de bilmek isteyen varsın Mesnevi'nin iman, nifak, şirk kavramlarına nasıl açılım getirdiğine bir baksın. Mevlana döneminin Konya'sının bu konulardaki genel davranış biçimi, Mesnevi'nin ilk somut proto-tefsiri olma özelliğine sahip olarak bütün insanlık için evrensel bir değer taşımaktadır. Mesnevi'ye karşı duranıyla, tabi olanıyla, folklor malzemesi haline getirip anlam'ın içini boşaltarak güya Mevlevi geçineniyle Konya, Mevlana'nın hem Mekke'sidir hem Medine'sidir ve Mevlana olgusu bağlamındaki kutsallığını korumaktadır.

Netice şudur: Mevlana, serdiği ve şekillendirdiği bu toprağın insanıdır ve bu toprağın altında yatmaktadır. Gerçek dünyevi vatanı da Konya'dır.