HÜZÜN ÇÖLÜNDE AYAK İZLERİ

A. Kemal NAFİ

 

Gel neşvesiyle yeniden

nal sesleri atların kişnerken serabında

yorgan serildi çöl böğründeki uykuya.

elleri bahtında çağırdı toprağın anası

şahaptan sesiyle bak dedi kumrusuna

aşkın ve yağmurun gölü durulmaz

toprağın bahşettiği hasretin vahasında.

 

Ölümü kolay esti rüzgar

cebinleri ağartan gece bakışlı feryadına

çünkü demişti ceylan

su içerken ay sofrasında

çölün kadını olmaz böyle bilinsin

firkate mahal yoksa beklediği yollarda.

 

Gücendi utandı toprağın anası

güneşi mızrağıyla tararken

kumları yakan hicranıyla

okşadı saçlarını

bir teki ayrılığa

ki çöl kuru bir ölüm denizidir

bir teli mevlasına

ve çöl en munis hakikattir.

kaç fecr yağdı sonra kimse bilmedi

Kaç akşam kaç grup serinledi.

güneşin çilesi düştü sırtına

Bedevi boynuna gecenin kucağı.

ağustos'ta kuruyan kuyular gibi

çukur deriniyle coştu kabandı çöl

bastıkça gövdesine canın yongası

gördü toprağın anası büyüdü bedeni.

 

Hüznün ırmak uykusu geçince yanından

buldu sonunda yağmura denk düşen

aşka ram olan gölün yatağını.

Koparıp gökyüzü tacını sahranın

giydirdi çöl bir vaha akşamı

bahçesinde mey içen toprağın anasına

saçından bir teli düşünce kadının

şahin duası karıştı savrulan esvabına.

 

Baktılar

gir neşvesile yeniden

Gördüler

çöl kadına ermiştir

Bildiler

hüzün çölünde ayak izleri

toprağın dokuduğu hasret

savrulan esvaplar içinde hitam etmiştir.