"Kalbi var kitapların..."

 

 


 








Türk düşün tarihinin belki de en manidar ismidir Cemil Meriç. Yetmiş küsur yıllık hayatı boyunca kendisine en yakın olarak kitapları seçmiş ve ölümüne kadar ne onlar Meriç'i, ne de Meriç kitaplarını bir an olsun kendisinden uzak tutmamıştır. Kadim dostları hakkında şu ifadeleri oldukça tesir edicidir; Kalbi var kitapların, onları bir kerhane sermayesi gibi hâşin parmaklarınla mıncıkladın mı senin oldular sanıyorsun. Gaflet. Senin olan sadece on dakikalık tenleri. Konuşmaz seninle kitap, o bir basamak değildir, sırtına alıp ikbale tırmanamazsın. Tırmanmaya tırmanırsın ama, Kapitol'den Tarpea'ya fırlatılmak için. kahrını çekeceksin kitapların, hizmetinde bulunacaksın. Senelerce, senelerce hiçbir şey beklemeden diz çöküp emirlerini dinleyeceksin...  Adam vardır,  Aristo'yu Atina kerhanelerinin adresini sormak için, köşe başında bekler. Adam vardır, kenef süpürtür Venüs'e. Ve kitabı, ağzına kadar ruhla dolu kutsal bir emanet olarak değil, maddî refahına hizmet edecek bir hüddam olarak görür(1) 

 

Bu mütecessis fikir işçisi (2) herhangi bir tarafgirlik hissi gütmeden, hemen hemen her konuya eğilmiştir. Zaten demiyor muydu İzm'ler idrâklere giydirilmiş deli gömlekleri (3) diye , işte bu şiarla Türk zihin tarihinde çığır açmıştır. Zîra senelerce kısır kutuplaşmalarla yozlaşmış Türk neslinin artık ikaz edilmesi ve doğruyu görmesi elzemdir. Pekiyi sadece halk mı doğruyu görmelidir, elbette Tanzimat'tan bu yana aldanan ve aldatan Türk aydını da kulak vermelidir Meriç'e.



Bu itibarla, gözlerinin nurunu aydınlanmak ve aydınlatmak uğruna feda etmiştir.  Öyle gayretkeştir ki, Sosyal bilimlerin her alanında gezinmiş, bu alanlarda otorite sayılacak orijinal fikirler öne sürmüş ve sistemli sorgulamalar yapmıştır. Bütün bu azimli çalışmalar sonucu her biri şaheser niteliğinde eserler telif etmiştir.

Mihnetle dolu yaşam serüvenini işte şu cümlelerle hülâsa eder; Hayatının sonuna yaklaşmış bir insan olarak, zaten çoktan beri kaybettiğim yaşama sevincini, bu sınıflar üstü hakikatlerin taharrisinde buluyorum. Bu itibarla mezarların ötesinden seslenir gibi seslenebilirim çağıma, daha doğrusu ülkeme. Ama okunur muyum, sesim duyulur mu? Meşhur bir adam da değilim, kalabalığın benimsediği edebi bir nevi de temsil etmiyorum. Ne romancıyım, ne şair, ne tarihçi. Sadece dürüstüm, çok okudum, çok düşündüm. Beşeri ihtiraslardan uzaklaşmışım: Bütün bu vasıflar bir düşünce adamının hamurunu yapar..      

Üstad Cemil Meriç, marjinal bir aydın olarak  çoğu aydın tarafından ekol olarak kabul edilir  ve geniş bir okur kitlesine sahiptir..

 

Dipnotlar

1)Cemil Meriç, Jurnal (1955-1965), İstanbul, İletişim, 2007. C.I, s.67.

2)Meriç, Bu Ülke, İstanbul, İletişim, 2007, s.7.

3)A.g.e., s.90.

Akdeniz Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Lisans Öğrencisi.