Seni çürük yumurta baba bey:))

 

24 Kasım 2018- Ankara

 

-Yusuf 5 yaşında. Duyduğunu kapıyor. Uzunu cümleler kuruyor. Taklit ediyor. Tam öğrenme zamanı. İşim ve babamın hastalığı nedeniyle son iki yıldır ona gereken zamanı ayıramadım. Bazen bu konuda üzüntü duyuyorum. Bir yazarın oğlu olarak kelime dağarcığını zenginleştirebileceği bir zamanda çok fazla zaman ayıramıyorum oğluma. Babamın vefatından sonra biraz arttı oğlumla geçirdiğim zaman. Ama yeterli değil.

 

-Babam, 11 Temmuz 2018 Çarşamba günü, akşam 20:01’de vefat etti. Babamın ölümünden sonra biraz değiştim. “Erkek çocuk, babası öldükten sonra gerçekten adam olur” derler. Değiştim evet. Bir öfke var içimde. Babamı üzen, babamın olumsuz bahsettiği insanlara karşı özellikle bir öfke gelişti içimde. Bu da hayata karşı müsamaha oranımı düşürdü. Bir tek Yusuf’a karşı arttı merhametim. Sanırım, babamdan doğan boşluğu oğlumun varlığıyla gidermek istiyorum. Ona muhtacım. Heyhat!... İnsanlara karşı daha az sabırlı hale geldim. Kolayca vazgeçebiliyorum artık. Gidene kal demiyorum mesela. Aramayanı sormuyorum. Halbuki bir erkek bunları 45’inden sonra yapar. Ben erken başladım. Yusuf da olmasa daha sert olurdum muhtemelen.

 

-Eylül ayında ikinci kez, anaokuluna başladı Yusuf. Bu yıl biraz daha rahatız. “Okula gitmek istemiyorum” sızlanmaları azaldı geçen yıla nispeten. Çok da faydalı değil bu anaokulu. Sırf biraz anne babadan ayrı ortamlarda kalsın diye gönderiyoruz. Bana kalsa, hiç göndermem. O kadar para, zaman, enerji harcıyoruz. Karşılığı? Herkes gibi düşünen çocuk yetiştir. Hele anne babaların çocukları üzerinden gösteriş merakı, eğitimi daha faydasız hale getiriyor. 29 Ekim, 23 Nisan ya da mezuniyet töreni gibi özel günlerde adeta aileler para yarışı yapıyor. Durumu iyi olanlar (özellikle de anneler) çocuklarını allayıp pullayıp süslüyor. Ya asgari ücretle geçinenlerin çocukları? Eve gidip anne babasına ağlıyor, “Salih’te var, ben de istiyom” diye. Eskiden zenginler, varlıklı olduklarını belli etmezlerdi. Bu ayıp karşılanırdı derler. Şimdi elinden gelse lüks arabasıyla sınıfa girecek aileler. “Ben ezildim, sen ezilme yavrum” psikolojisi, çılgınca sonradan görme bir tavır üretiyor. Çocuk mu yetiştiriyoruz, at yarışı mı, belli değil. Bir de bunun önümüzdeki 20 yıl boyunca devam edeceğini düşününce!....

 

- Zoruma giden bir husus: Yusuf yemekten önce dua etmeyi öğrendi anaokulunda. Yediğimiz can olsun, içtiğimiz kan olsun (vampir yetiştiriyoruz sanki), afiyet olsun” gibi bir şey. Aile olarak yemeğin başında bismillah, sonunda elhamdülillah desin diye çabalıyoruz. Anne babanın yapmak istediğiyle devletin mevzuatı çarpışıyor. Al sana eğitim!...

 

-Yusuf okulda, televizyonda, komşuda öğrendiği bütün sıfatları söylüyor bana. Dalga geçeceği zaman, “Seni çürük yumurta Ekrem bey” diyor meselaJ)) Ben de ona “Seni şaşkın ördek” diyorum. Diğerlerini saymama gerek yok sanırım:))

 

-Bir şey dikkatimi çekti. TRT Çocuk’ta Vikingler filmini çok izliyor bu ara Yusuf. Gemi savaşları en sevdiği oyunlardan biri. Ve korsanlardan hoşlanıyor. “Haydi Vikinglerim kürek başına” derken coşkuyla yüzdürüyor gemisini. Bir baba olarak zoruma gitti doğrusu. Neden tarihten Türk kahramanları örnek almasını sağlayamıyoruz? Gemi savaşı yaparken “Ben Halvar’ın gemisiyim, sen de Swan’in gemisi olacaksın” diyor. “Hayır” dedim. “Ben Barbarosum. Bunlar da Barbaros’un askerleri.” Bir, iki, üç, beş, onbeş, hâlâ Yusuf’a Barbaros’u kahraman bir gemici olarak sevdiremedim. “Fatih’in askerleriyiz” diyorum, yine olmuyor. İnsan düşünüyor, Vikingler dediğin, korsanlığın kitabını yazan, talan ve yağma ile geçinen bir kavim. Adam öyle bir şekilde işliyor ki bu konuyu, 2018 yılında benim oğlum, korsan Halvar olmaktan zevk alıyor ve kötülemek istediği kişileri Swan olarak görüyor. Ve ben bunun önüne geçemiyorum. Hâlâ Barbaros Hayreddin’in askerleri olamadık güvertede:))  

 

-Tabi ki çocuk, anne baba için bir ayna. Sana nasıl bir insan olduğunu hem de genetik bilimi üzerinden ayna gibi gösteriyor. Çocuğuna gösterdiğin sabır, bir anlamda kendine gösterdiğin sabır. Tahammül edemediğin karakter, aslında sensin. Bunu bilmek hem güzel, hem zor… hem imkân, hem sorun…

 

-Yusuf yaşı itibariyle her şeye itiraz edip kendisi üste çıkmaya başlıyor. Mesela “Ben bugün çok yorgunum” dediğimde “Hayır, asıl ben bugün daha çok yorgunum” diyor. Baktım, söylediğim her şeyde üste çıkmaya çalışıyor. Arada bir “Oğlum, ben seninle gurur duyuyorum.” diyorum. Cevabı çok keyif veriyor:

“Hayır, asıl ben seninle gurur duyuyorum baba” Hi hi hi:))

 

-Yusuf’un unutulmazları:

Annesi “Hadi oğlum, çabuk ol, saat sekiz buçuk” dediğinde “Ne? Sucuk mu dedin?” deyişini hiç unutmuyorum. İnsan, her yaşta duymak istediği gibi duyuyor sanki:))

“Baba, bugün Beşiktaş’ın maçı var. İzlemeye ne dersin?” (Uyumak istemediği zaman kullandığı mazeret:))

“Bugün mağaraya gidip bir oyuncak almam gerekiyor.” (Mağara dediği AVM’lerin otopark girişi:))

“Çikolatasız kalmak istemiyorum.” (Çikolata istediğini böyle ifade ediyor:)))

 

İzlenimleri tam metin okumak için: 

https://www.magaradergisi.com/portreler/1430-gec-kalmis-bir-babanin-sonradan-gorme-izlenimleri-tam-metin.html