Bir Ankara Polisiyesi 
 

 

"Bugün buraya gelmemin tek nedeni içimden geçenleri söylemek.. Ben iyi bir adam olamadım. Ama kimsenin de adamı olmadım! Hep doğru bildiğim yolda yürüdüm ama bugün siz beni yoldan çıkardınız. Kendi yolunuza soktunuz. Bana kendimden utanmayı öğrettiniz. Vicdanımı kirlettiniz. Bu ödülü bana o çeteyi çökerttiğim için vermediler. O ödülü, o katili serbest bıraktığım için verdiler. Tabak iyi. Ama çekin a.k.!"

 

Şu berbat hayatta, hepimizin içinde kendi adaletimizi uygulama isteği hep olmuştur. 'Nereye gidiyoruz?' yada 'doğruyu arama' uğraşımıza kendi içimizde yaşattığımız ve kendi adaletini yaratan Behzat Ç, uygulamada olmasa da en azından hayallerimizde yer edinmiştir.

 

Senarist Emrah Serbes, Behzat Ç. karakteriyle hepimizin içindeki eksikliğe dokunmuş, en acımasız sokak ağzıyla senelerce edemediğimiz ama haykırmak istediğimiz küfürleri bizim adımıza etmiş ve içimizi bir nebze olsun rahatlatmıştır. Öyle tipler yaratmıştır ki, operasyona giderken yolda kalan aracının radyosundan yükselen Ankara havası eşliğinde oynayan iki polis, kafalardaki 'dizi polisi' tipinden fersah fersah uzaktır. Üstelik bunu yaparken, son derece doğal ve dizi tarihimizde görülmemiş başarılı kurguların altına imza atmaktadır. "Ahlaken solcu" olan bizler, hem sistemin göbeğinde bir polis (yada herhangi bir memur) olunup hem de adaletin uygulanabileceğine öyle inanmıştık ki, artık her şey düzebilirdi bizim için! En azından vicdanımız rahattı. Sistemin en ortasındaki dişlisiydik ama bir yanımız Behzat gibi aykırı olabilirdi nasolsa...

 

 

Behzat Ç (Erdal Beşikçioğlu), 1985 yılında Polis Akademisi'nden mezun olmuş, cinayet bürosunda görev yapmakta olan bir polis iken, hizmet verdiği süre içerisinde almış olduğu cezalar sebebiyle hep Başkomiser olarak kalmıştır. Yaralı bir adam olarak, hayatın kendisine defalarca attığı silleye, cinayet masasındaki mevkiinden karşılık vermeye çalışır... Müzik dinlemez, polis telsizi dinler. Kitap okumaz, gazeteye spor sayfasından başlar. Duygusal ve şefkatlidir aslında.[1] Her hangi bir siyasi görüşü yoktur.[2] "içimizden birinin" üçüncü sayfa haberlerine yansımış hali gibi, adı bile tam değil... Ama onda bize ait olan çok şey var. Hem mağdur hem mağrur bir adamdır Behzat. Ekibinde yer alan diğer polisler Harun, Hayalet, Akbaba, Eda ve Cevdet ile beraber Ankara'da yaşanan cinayet olaylarını çözmeye çalışmaktadır. Bu arada bu gözü kara ekip, birbirlerine öylesine inanmışlardır. Hiçbir şeyden tat almayacak kadar hayatı berbat gören, bir o kadar da kendi küçük mutluluklarıyla yetinen -ki Behzat sıkı bir Gençlerbirliği taraftarıdır-, Ankara[3] aşığı bir ekiptir. 

 

Başka diğer dizilere benzemeyen bir dizi 'Behzat Ç.' Polislerden zerre hazzetmeyen bünyelere polisi sevdiren dizi de demek mümkün. Dizinin bizlere sempatik gelmesinin öncelikli sebeplerinden birisi de kuşkusuz dizide tanıdık mekânları görmemiz ve ihmal edilmiş Ankara'nın ihmal edilmiş ve unutulmuş köşelerinin bile dizi sayesinde hatırlanmasıdır. Çin Çin'den tutun da Gençlik Parkı ve Kurtuluş Parkı'na, Ulus, Kale, Dikmen, Nato Yolu, Ostim Araba Pazarı'ndan, Sıhhiye, Çiftlik ve Gazi Mahallesi'ne... Hatta bir sahnede Harun'un babası, kaçırdığı Eryaman otobüsünü Etlik yolundan Gata'ya doğru sürerken otobüs bir operasyonla durdurulur. İşte o esnada hepimizin bedeni o Eryaman otobüsünde seyahat etmiştir. Buna ek olarak izleyiciyi çeken bir başka husus da son derece doğal diyaloglardır.

 

Ama her şeyden önce Behzat Ç., hiç de bize ait olmayan "yalı manzaralı", entrika ve aldatma hikayeleriyle şişirilmiş vıcık vıcık ve yapay yapımlara inat, bizi Ulus'un, Çankırı caddesinin pavyonlarına, oradan Nato Yolu'ndaki gecekondulara sokmuş. Hatta o yalı insanlarının yaşamını bir "sistemin kazananı" ve "kötü" olarak göstermiştir.

 

Bir sahnede Harun Selim'e şöyle bağırıyor: "Sus lan Çankaya bebesi!"

 

Kısacası neredeyse yıllardır arayıp da bulamadığımız "Ankara'nın nesini seviyorum ki?" sorumuzun yanıtlarını da bulmak mümkün Behzat Ç.'de...

 

Behzat Ç. içimizden biri ama bizden daha cesur olduğu su götürmez bir gerçek. Dedikleriyle yaptıkları uyuşan ender insanlardan biri... Belki bu sebeple ve biz böyle olamadığımız için ona hayranlığımız bu kadar büyük.

 

Behzat, yılın polisi seçilirken yaptığı konuşmasında "Ben iyi bir adam olamadım. Ama kimsenin de adamı olmadım!" derken onurlu bir duruş sergiler ve devam eder:

 

"Bugün buraya gelmemin tek nedeni içimden geçenleri söylemek.. Ben iyi bir adam olamadım. Ama kimsenin de adamı olmadım! Hep doğru bildiğim yolda yürüdüm ama bugün siz beni yoldan çıkardınız. Kendi yolunuza soktunuz. Bana kendimden utanmayı öğrettiniz. Vicdanımı kirlettiniz. Bu ödülü bana o çeteyi çökerttiğim için vermediler. O ödülü, o katili serbest bıraktığım için verdiler. Tabak iyi. Ama çekin a.k.!"

 

Sistem Behzat'ı kürsüye çıkartır, ona ödül verir. Ona o ödülü aldırır. Behzat ise sistemin onu ödüllendirmesine karşı gelemez ancak çeki yırtarak kendince sisteme tükürür. Biz de onunla kendi içimizi biraz olsun rahatlatırız.

 

Kısacası Behzat'la olan en büyük ortak özelliğimiz, sistemden rahatsız olmasına rağmen sistemi değiştirememesi hatta onun bir parçası olmaktan duyduğu rahatsızlığı bizim de hissetmemizdir. Nitekim toplum düzgün insanların yanı sıra, düzgün olmak isteyen ama olamayan insanlarla doludur. Tıpkı bizim gibi... Birbirimizden farkımız ise bu çabayı hangimizin ne kadar ileri götürdüğü ile ortaya çıkar.

 

 

Bir bölümünde Behzat, sokakta top oynayan çocukların oyununu bölmemek için arabasını geri geri sürer. Bu kadar da ince düşüncelidir. Behzat Ç.'de her şey olması gerektiği gibidir: gerçekçi, sade, bazen rahatsız edici, bazen de komik...

 

Behzat Ç'de aşk da çoğu zaman insanın kendisine zarar verebileceği boyutta yaşanır. Aşk o kadar ciddi bir iştir çünkü... Harun'un Eda'ya olan aşkını polis telsizinden anons etmesi de dizi tarihine geçecek bir sahnedir.

 

"Seviyorum merkez"

Harun bir elinde bira ve diğer elinde telsizle anons yapar:

Harun: Seviyorum merkez...

...: Merkez dinlemede.

Harun: Seviyorum diyorum anladın mı seviyorum merkez.

...: Anlaşılmadı, tamam.

Harun: Lan biriniz de anlayın be. Seviyorum merkez seviyorum anladın mı?

...: Gereksiz anons yapmayalım. Kodun ne senin?

Harun: Kodu. Kodu sööliym ben kodu söyliym ben kodu. Kodu, hayatımın a..na kodu! hayatımın a..na kodu!  

 

Bunun yanı sıra, gecekonduda oturanından travestisine, eylemcisinden, gazetecisine, işkence mağduruna kadar hep haklının yanındadır Behzat ve ekibi...

 



Kuşkusuz Behzat Ç. Muhteşem bir aşk da barındırmaktadır içinde. O da Behzat ile Savcı Esra'nı aşkıdır.

 

Esra: Niye geldin?

 

Behzat: Sen niye ağladın?

 

Esra: Geçti gitti boş ver.

 

Behzat: Geçmedi gitmedi. Sen niye ağladın!

 

Esra: Behzat... Sen akıllı bir adamsın. Ama konu kadınlara gelince biraz salaklaşıyorsun galiba... Ben sana diyorum ki adamlar gelip seni alacak. Gideceksin. Bu işin sonu yok. Belki senelerce tuutklu kalacaksın, ne zaman döneceğin belli değil, senin umurunda değil.

Ağladım, çünkü seninle konuşamadım!

Ağladım, çünkü sen beni görmüyorsun. Ve ben seni seviyorum.

 

Behzat: Ama... Ben bunu bilmiyordum.

 

Esra: Bilmiyorsun. Tabi nereden bileceksin? Sen ancak birisi öldüğünde duygusal yaklaşıyorsun. Senin duygularına girmek için illa ölmek mi lazım Behzat!

 

Behzat: Yok... Yani... Yapamam ben.

 

Esra: Haklısın. Cesaretin olmadan napıcaksın ki? Hayatımda tanıdığım en korkak adamsın. Herkese meydan okuyorsun. Ama kendi duygularından korkuyorsun. Geçmişe saplanıp kalmışsın. N büyük felaketler senin başına gelmiş dimi? En büyük acıları sen çekmişsin ben hiçbir bok bilmiyorum ki? Acı nedir bilmem! Yalnızlık nedir bilmem! Dünyanın ekseni kaydı Behzat! 12 cm yerinden oynadı. Sen bana 1 cm bile yaklaşmadın! Saplantılısın.

 

Behzat: Hee. Ne güzel söyledin. Saplantılıyım ben. Benden bi bok olmaz. Biz senle hep kavga ederiz. Mutsuz oluruz biz senle.

 

Esra: Mutsuz olalım. Ne var? Biz de mutsuz oluruz! Ben seninle mutsuzluğa da varım.

 

 

Behzat Ç., diyaloglar, karakterler ve mekanlar açısından Türk televizyon tarihinin en gerçekçi ve en iyi dizilerinden biri oldu. Kimisi için Ankara'yla ilgili sevdiği tek şey... 

 

Behzat'ın "Ç" si...

Son olarak Behzat'ın "Ç" sinin hikâyesine gelince; "Ç" dizide şu metaforlarla vurgulanmıştır. Behzat, kızının alçısına imza atarken kalem biter, ancak "Behzat Ç" yazılabilmiştir. Behzat'ın masasının başındaki isimliğin önünde Gençlerbirliği flaması vardır, gözüken kısım Behzat Ç'dir. Bir gün birine telefon eder, telefonun sahibi, Behzat Ç olarak kaydetmiştir, ismi öyle görünür. Bir de ilk bölümde intihar eden kızının dolabını kredi kartı ile açarken kart kırılır. Elinde kalan parçada Behzat "Ç" yazısı kalır. Gerçekte ise Behzat Ç, alfabeye isyandır.

 



[1] Dizinin başlarında Behzat, "hoppa" isimli bir tavşan beslemekte ve tavşanını zaman zaman cebinden çıkartıp onunla yaşamını sürdürür.

[2] Behzat, kendisine faşist diyen eylemciye "Ne faşisti, cinayet büro" cevabını verir. Anlaşılacağı üzere sadece görevini layıkıyla yapmaya çalışan bir ekiptir.

[3] Erdal Beşikçioğlu, Ayşe Arman'la röportajında, Ankara için ruhuma en yakın yer tanımlamasını yapmaktadır.