"Sinema, yalnızlar ve katiller için bir sığınak."


Annem Hakkında Her Şey ve Volver filmleriyle sevdiğimiz, Kötü Eğitim filmi ile çok tartışılan Almadovar, yeni filmi Kırık Kucaklaşmalar'la karşımızda. "Hayalim var mı bilemiyorum... Öncelikle 26 yıldan daha uzun yaşamak isterim... ve hayattan keyif almak... Bence geçmiş artık yok. Gerçek olan tek şey bugün ve şu anda yaptıklarımız. Geçmişe dönemediğimiz için bana herhangi bir faydası yok." diyen Almadovar üzerine bir dosya hazırladık okuyucularımız için. Dosyamızda son filmi Krık Kucaklaşmalar, Almadovar İle Volver Üzerine Söyleşi, yine yönetmenin "kiliseden intikam almıyorum" dediği 2004 yapımı Kötü Eğitim filmi üzerine bir söyleşi, Almadovar Filmografisi ve son filmi Kırık Kucaklaşmalar üzerine bir kritik yer alıyor. Hollywood'un kapıları kendisine sonuna kadar açık olduğu halde, bağımsızlığını ve özgürlüğünü korumak için İspanya'da yaşamayı tercih eden Almadovar'ın bize söyleyeceği çok şey var.

  

Almadovar'ın Son Filmi: Kırık Kucaklaşmalar

Karanlıkta yazan, yaşayan ve seven bir adam. Bundan 14 yıl önce Lanzarote adasında geçirdiği korkunç trafik kazasında sadece görme yeteneğini değil, Lena'yı, yani hayatının kadınını da kaybetmiştir. İki isim kullanır: Harry Caine, senaryo, hikaye ve edebi yazılarını yazarken kullandığı takma adı, Mateo Blanco da yönetmenlikte kullandığı gerçek adıdır. Kazadan sonra gerçek kimliğini reddeder ve takma adı Harry Caine ismini kullanır. Hayatta tutunabilmesi için Mateo Blanco'nun Lanzarote'de sevgilisi Lena ile öldüğü fikrini kabullenir.

Senaryoları sayesinde yaşayan Harry Caine'e eski sadık yapımcısı Judit Garcia ve Judit'in oğlu ve yazılarını kağıda döken Diego yardım eder.  Yaşamaya ve yazmaya karar verdiğinden beri, Harry acıyla alay eden ve bilinçli olarak geçmişini unutan hayattan zevk almak için diğer duygularını geliştiren çekici bir adamdır. Gerçek kimliği olan Mateo Blanco'nun tüm izlerini hayatından siler. Bir gece Diego bir kaza geçirir ve Harry o gece onun başından ayrılmaz ve ona bakar. Diego ona, Mateo Blanco'ya bir kaç şey sormak istediğini söyler, Harry şaşkınlığının ardından kabul eder ve 14 yıl önce olanları bir babanın uykuya dalan oğluna masal anlatması gibi anlatmaya başlar.

Mateo, Lena, Judit ve Ernesto Martel'in hikayesi; kader, kıskançlık, güç, trajedi, suçluluk duygusu tarafından yönetilen çılgın,mantıksız bir aşk... Birbirine sarılmış iki sevgilinin bin parçaya bölünen resmi... Haraketli ve hüzünlü bir hikaye.

 

PEDRO ALMODOVAR BİYOGRAFİSİ

İspanya'nın La Mancha bölgesinin ortasındaki Ciudad Real eyaletine bağlı Calzada de Calatrava'da 50'li yıllarda dünyaya gelen Pedro Almodovar, sekiz yaşındayken ailesiyle beraber Estremadura'ya taşındı. İlkokul öğrenimi ve lise öğrenimini orada yaptı.

17 yaşındayken evinden ayrılıp Madrid'e taşındı. Parası ve işi yoktu ama aklında çok belirgin bir projesi vardı: Sinema eğitimi alıp film yönetmek... Diktatör Franco'nun okulu kapatması nedeniyle Devlet Film Okulunda öğrenim görmesi imkansızdı. Film dilini öğrenemediği için içeriğini öğrenmeye karar verdi. Hayatı ve yaşamayı öğrenecekti...

Diktatörlük yönetiminin tüm ülkeye soluk aldırmadığı ve ezdiği bir ortamda Pedro Almodovar gibi dış eyaletlerden gelen birisi için Madrid'de olmak, kültürü, bağımsızlığı ve özgürlüğü temsil ediyordu. Çok sayıda düzensiz işte çalıştığı halde hayalindeki Süper 8mm kamerayı satın almayı başaramadı. Sonunda İspanya Ulusal Telefon Şirketinde "ciddi" bir iş bularak 12 yıl yönetici asistanı olarak çalıştı. Bu 12 yıllık süre içinde film yönetmenliği ve insan olarak gelişimine katkıda bulunan çok sayıda aktiviteye katılma fırsatını buldu.

Telefon şirketinde çalıştığı gündüz saatlerinde tüketim çağının eşiğindeki İspanyol orta sınıf toplumu hakkında derinlemesine bilgi sahibi oldu. Yaşanan dramlar ve talihsizliklerin hepsi, geleceğin öykü anlatıcısı için çok değerli bir altın madeni gibiydi. Akşam ve gece saatlerinde ise Los Goliardos adlı bağımsız tiyatro grubuyla birlikte çalışarak çeşitli oyunlar yazdı ve sahneye çıktı. Ayrıca Super-8 kamera ile görüntüledi. Film yönetmenliği konusundaki tek eğitimi bu çalışmaları oldu. Çeşitli underground / yeraltı dergileriyle işbirliği yaparak öyküler yazdı. Bunların bir kısmı yayınlandı. Parodi ağırlıklı punk-rock grubu Almodovar and McNamara'nın üyesiydi.

Çektiği ilk filminin ticari sinema salonlarında gösterime girişi, bir tesadüf eseri İspanya'ya demokrasinin gelişiyle aynı güne rastladı. 18 aylık olaylı çekim süresinde 16 mm. formatında çektiği "Pepi, Luci, Bom..." adlı ilk filmi 1980 yılında gösterime girdi. Carmen Maura dışındaki tüm oyuncu ve teknik ekiplerin mesleğe ilk defa başladığı ve küçük paralar koyarak yaptığı düşük bütçeli bir filmdi.

1986 yılında kardeşi Agustin ile birlikte El Deseo S.A. adlı prodüksiyon şirketini kurdu. İlk projeleri "Law of Desire" adını taşıyordu. Sonraki yıllarda senaryosunu Pedro'nun yazıp yönettiği bütün filmlerin yapımcılığını beraber gerçekleştirirken aynı zamanda çeşitli genç yönetmenin çalışmalarının da yapımcılığını üstlendiler.

1988 yılında "Women on the Verge of a Nervous Breakdown" adlı çalışması sayesinde uluslararası şöhrete ulaştı. O günden sonra filmleri dünyanın her yerinde gösterilmeye başlandı. Yönetmenliğini üstlendiği "All About my Mother" adlı filmiyle en iyi yabancı film kategorisinde ilk Oscar ödülünü kazandı. Aynı filmle ayrıca Altın Küre, Cesar, üç tane Avrupa Film Ödülü, David de Donatelo ödülü, iki tane BAFTA, yedi tane Goya ödülü başta olmak üzere 45 ödülün sahibi oldu.

 

Üç yıl sonra çektiği "Talk to Her" daha iyi bir film olarak nitelendi ve en iyi orijinal senaryo dalında Oscar ödülü kazandı. Ayrıca beş tane Avrupa Film Ödülü, iki tane BAFTA, Nastro de Argento ödülü, Cesar ödülü ve dünyanın her yerinden çeşitli ödüller aldı. Ancak İspanya'da ödülü yoktu.

"My Life Without Me", "The Holy Girl" ve "The Secret Life of Words" isimlerini taşıyan ve uluslararası beğeni toplayan üç tane çok özel filmin yapımcılığını gerçekleştirdi.

2004 yılında çektiği "Bad Education", Cannes Film Festivali'nin açılışı için seçildi. Dünyanın her yerinden olağanüstü övgüler alarak çeşitli ödüllere (Bağımsız Ruh Ödülleri, BAFTA'lar, Cesar, Avrupa Film Ödülleri) aday gösterildi. New York Film Eleştirmenleri Derneğinin en iyi yabancı film dalında verdiği prestijli ödülü ve İtalyan film eleştirmenlerinin Nastro de Argento ödülünü kazandı.

2006 yılında bugüne kadar ki en fazla gişe hasılatını elde ettiğini "Volver" filmine imzasını attı ve Penelope Cruz'un başrollünde yer aldığı film uluslararsı alanda büyük başarılar elde etti. Cannes Film Festivali'nden En İyi senaryo ve En İyi Kadın Oyuncu (filmdeki 6 kadın oyunucuya), 5 Goya Ödüllü Ve Avrupa Film Festivali'nden de En İyi Kadın Oyuncu ve Halk Ödülü aldığı ödüller arasında ilk akla gelenler. Ayrıca yine Volver filmi ile Penelope Cruz Oscar ve Altın Küre  Ödülleri'nde En İyi Kadın Oyuncu adayları arasında yer aldı.

Pedro Almodovar günümüz yönetmenlerinin ulaştığı büyük özgürlük ve bağımsızlık ortamından sonuna kadar yararlandığını söylüyor.

FİLMOGRAFİ

1974-1979      Super-8 mm kamera ile çektiği çeşitli uzunluktaki filmler. Aralarında 'Salome' gibi 16. mm. çekilenler de yer alır.)

1980               Pepi, Luci, Bom

1982               Labyrinth of Passions

1983               Dark Habits

1984-5           What Have I Done to Deserve This?!

1985                Trayler para amantes de lo prohibido (İspanyol Televizyonu TVE için çektiği orta uzunluktaki video filmi.)

1985-86          Matador

1986               Law of Desire

1987               Women on the Verge of a Nervous Breakdown

1989               Tie Me Up, Tie Me Down

1991               High Heels

1992               Acción mutante (Yapımcı)

1993               Kika

1995               The Flower of my Secret

1995               Tengo una casa (Yapımcı)

1996               Pasajes (Yapımcı)

1997               Live Flesh

1999               All About my Mother

2000               The Devil's Backbone (Yapımcı)

2001               Talk to Her

2002               My Life Without Me (Yapımcı)

2003               Descongélate (Yapımcı)

2003               Bad Education

2004               The Holy Girl (Yapımcı)

2005               The Secret Life of Words (Yapımcı)

2006               Volver

2008               The Headless Woman (Yapımcı)

2009               Broken Embraces

 

 

PEDRO ALMODOVAR İLE "VOLVER" ÜZERİNE SÖYLEŞİ


 

İspanyol yönetmen Pedro Almodovar, son filmi "Volver"i anlatıyor.

Basın bülteninde bu filmi birkaç satırla özetlemenin çok zor olduğunu söylemişsiniz. Neden?

Orada anlatmak istediğim şuydu: İki, dört, beş, on satırla belki filmdeki önemli noktaların altını çizmeniz gerekebilir ama öyle yaparak filmin genel tonuna ihanet etmiş olursunuz. Diğer unsurları unutup sadece öyküyü anlatırsanız çok çirkin olur. Film sadece birkaç satırla tanımlanamaz. Benim filmlerimin önemli noktaları, tonlaması, tüm karakterleri ve onların yönetilme tarzıdır. Filmde inandırıcı olduğunu düşündüğüm birçok şey, iki satırlık bir yazıda inanılmaz gözükebilir.

Filmin ismine değinecek olursak, bu filmin isminin aslında "All About My Mother" olması gerekmez miydi?

Belki "All About My Mother - Part 2" demek daha doğru... Aslında bu filmin her yerinde annem var. Hatta "All About My Mother"da olduğundan bile daha fazla... Bu filmdeki tüm mekanlar çocukken yaşadığım yerler, dolayısıyla annemin varlığı çok daha belirgin. Ayrıca kendi kökenlerimi anlattığım için La Mancha'ya geri dönmek benim açımdan anne kucağına dönmek gibi oldu.

La Mancha'nın benim için sadece bir coğrafi bölge veya İspanyolca'nın farklı bir lehçesi olmaktan çok daha farklı anlamları var. Bunların başında da annemle ilgili anılarım geliyor. Hayatımın ilk sekiz yılını orada geçirdim. Annem buraya gelirken yanında La Mancha'yı da getirdi. Orasıyla bütünleşmişti ve daima La Mancha'da konuştuğu şekilde konuştu. Orada La Mancha'ya özgü çok özel bir lehçemiz vardı. Annem ömrü boyunca hep o lehçeyle konuştu. Bu yüzden bence her zaman La Mancha'yı temsil etti.

Filmlerinizde hep kadınlar ön planda... Neden?

Erkeklerle "Bad Education" gibi filmleri yaptım. O filmlerde sadece erkekler vardı. Ayrıca Carmen Maura'nın erkeği oynadığı "Law of Desire"ı da sayabilirim. Ancak filmlerimin merkezinde kadınların olduğu doğru. Bunun sebebini tam olarak bilemiyorum. Belki bir öykü geliştirmek için kadınların daha ilginç bir özne olmasıdır. Kadınlarla erkeklerin farklı problemlere sahip olduğunu söyleyemem. Her iki tarafın da benzer problemleri var. Aynı şeylerden keyif alır veya aynı şeylere üzülürler. Ancak kendi duygularını ifade etme konusunda kadınların daha özgür olduğunu düşünüyorum.

Kadınlar daha az utangaç ve daha az önyargılı. Sürpriz yaparak bizleri şaşırtma potansiyelleri daha fazla. Yüzyıllar boyunca karanlıklar içinde sessiz kalmaya mahkum edildikten sonra şimdi daha özgür olduklarını düşünüyorum. Bu yüzden de bizleri şaşırtma kapasiteleri daha fazla.

Ayrıca öykü geliştirme konusunda onları daha ilginç buluyorum. "Volver"in senaryosunu yazmaya başladığımda sadece kadınlar evreni üzerine bir film yazmak istediğimin farkındaydım. Filmin konusunun kendi çocukluğumla ilişkili olması nedeniyle kadınların ön planda olması doğaldı. Çocukluk yıllarımda çevremde hep kadınlar vardı. Erkekler yoktu.

18 yıl sonra sizinle ilk kez çalışan Carmen Maura, sizi hayat konusunda eskiye kıyasla daha ciddi ve sıkıntılı bulduğunu söyledi. Bu doğru mu?

Sanırım bunun temelinde yaşlanıyor oluşumuz var. Tamamen zamanın akışıyla ilgili bir sıkıntı bu... Carmen ile 1980'li yıllarda çalışırken hayatım şimdikinden tamamen farklıydı. Şu ankine zıt diyemem ama kesinlikle farklıydı. Geceleri çıkıp eğlenmeyi severdim. Çevrem insanlarla doluydu. Hep birlikte çok iyi zaman geçirirdik. O günlerde İspanya'nın hızla gelişen bir ülke durumunda olduğunu da söylemeliyim. Demokrasinin başlangıç dönemiydi ve ben de yeni İspanya'nın bir ürünüydüm. Çok gençtim. Ülkeye gelen yeni özgürlüğün keyfini çıkarıyordum. Henüz çok genç olduğum için zaman denilen kavramın da önemi yoktu.

Şimdi tamamen farklı bir durum var. Zamanın akıp gitmesinden sıkıntı duyuyorum. Bu konu beynimi ve düşüncelerimi işgal ediyor. Artık zamanın daha çok bilincindeyim. Hayatımın yarıdan fazlasını yaşadım. Zaman o kadar hızlı akıyor ki, ömrümün kalan 25 yılında neler olacağını merak ediyorum. Zamanın eskisinden çok daha hızlı akacağından korkuyorum.

Hayatınızın ikinci yarısı için ne gibi hayalleriniz var?

Hayalim var mı bilemiyorum... Öncelikle 26 yıldan daha uzun yaşamak isterim... ve hayattan keyif almak... Bence geçmiş artık yok. Gerçek olan tek şey bugün ve şu anda yaptıklarımız. Geçmişe dönemediğimiz için bana herhangi bir faydası yok.

 Bundan sonra özgür ve bağımsız olarak sinema yapmaya devam etmek istiyorum. Ayrıca hayal gücümün -şu anda olduğu gibi- canlı kalmasını, böylece daha çok film çekebilmeyi umut ediyorum. Bana bugünkü şöhretimi kazandıran son beş filmim çok dram, az mizah içeren filmlerdi. Hayatımın daha keyifli dönemlerindeki o eğlenceli filmlerime geri dönebilmek en büyük isteğim, ancak o çılgın komedilere geri dönemeyeceksem şu anki gibi dramalara devam edeceğim. Kesinlikle film yapmaya devam etmeliyim.

Gelecekle ilgili olarak, herşeyden önce yapayalnız olmamayı istiyorum. İkincisi, dışarıdan herhangi bir baskı gelmeden ve kimse burnunu sokmadan film yapmaya devam edebilmeliyim. Sağlığımın yerinde olmasını ve herşeyin bir sonu olduğu gerçeğini unutabilmeyi istiyorum çünkü ölüm fikri yaşamımın şu noktasındaki en büyük kriz. Ölüm düşüncesini kabullenemiyorum. Filmde de bu kavramı göstermek istedim. Bu filmi yapma sebebim ve La Mancha halkıyla konuşmak isteyişimin sebebi de buydu. La Mancha'daki insanlar benden tamamen farklılar. Onlara göre ölüm, gündelik hayatın bir parçası. Kabullendikleri ve doğal gördükleri birşey. Trajedi değil.


 

Penelope Cruz ile her yeni çalışmanızda rolünün daha da büyüdüğünü görüyoruz. Artık başrolü alabilecek noktaya geldiğini mi düşündünüz?

"All About My Mother"ı yaptığımda da Penelope Cruz başrol oynayabilecek olgunluktaydı. Aradaki tek fark, ergenlik çağındaki bir genç kızın annesini oynayabilecek yaşta olduğunu düşünmemdir. Penelope Cruz bugün 31 yaşında ama daima yaşından küçük görünen bir oyuncu. Bu filmde o rolü oynayabilecek noktaya geldiğini düşündüm. Başrol olması çok da önemli değildi. Karaktere uygun olması bence daha büyük önem taşıyordu.

Sophia Loren gibi 50'li yılların İtalyan kadınlarından etkilenmiş gibisiniz. Bu doğru mu? O tipte bir kadını oynamak için Penelope Cruz'un fazla zayıf olduğu, bu nedenle dış görünümünü bir miktar değiştirdiğiniz doğru mu?

Penelope Cruz'un bu filmdeki tek yapay yerinin poposu olduğu doğru! Poposunu biraz büyütmek zorunda kaldık. Öncelikle, İtalyan kadınlar konusunda haklısınız. Bu karakter için referans noktam, 50'li yılların İtalyan filmlerindeki balıketli dolgun vücutlu kadınlardı. Bu yüzden Penelope Cruz'un poposunu büyütmek suretiyle dünyevi yönleri ağır basan bir kadın izlenimi vermek, yürüme biçimini değiştirmek istedim.

Penelope küçükken bale yaptığı için yürüyüş biçiminde bir zerafet vardı. Adeta uçar gibi yürüyordu. Vücuduna biraz ağırlık katmak istedim. Böylece yürürken onu toprağa bağlayan yerçekimi duygusunu hissedebiliyorsunuz. Böyle yapmamın bir başka sebebi de çok güçlü bir kadın olması fikriydi. Penelope Cruz'un oynadığı karakter, mücadeleci ruhlu bir kadın. Aynı zamanda da bir anne. Bence annelik fikrinin sembolü "Bellissima" filmindeki Anna Magnani'dir.

Penelope Cruz için başka bir rol daha yazdığınız söyleniyor...

Bitirmek üzere olduğum bir senaryo taslağı var. Ancak tamamlayana kadar o karakter değişebilir. Evet, bir senaryo var ama ortaya nasıl bir karakter çıkacağını ben dahi bilemem. Ancak onunla yeniden çalışacağıma eminim.

Hollywood'un kapıları size sonuna kadar açık... Buna rağmen İspanya'da kalıp orada çalışmaya karar vermenizin sebebi nedir?

Film yaparken dilinizi ve kültürünüzü değiştirmenin büyük bir tehlike olduğunu düşünüyorum. Benim açımdan bakarsak, filmlerime zenginlik katan parçaları ve onlara hayat veren detayları kaybetmekten korkuyorum. İspanya'da kalışımın belki daha önemli olan ikinci sebebi ise, şu an sahip olduğum bağımsızlık ve özgürlüğün Hollywood'da asla verilmeyeceği düşüncesi. Benim filmlerim el emeği, göz nuru diyebileceğimiz çalışmalardır. Film yapım sürecinin her aşamasına müdahale ederim. Hollywood'da ise karar veren birçok insan var. Sadece yönetmen karar vermez. Bu sebeplerden dolayı Hollywood sisteminde çalışabileceğimi sanmıyorum.

Hollywood'a gittikten sonra Penelope Cruz'un çok değiştiiğini düşünüyor musunuz?

Oyuncuların durumu biz yönetmenlerden farklı. Bir oyuncu senede dört film yapabilir. Bizler ise bir filme ömrümüzün iki yılını veririz. Bu söylediklerimden yönetmenliğin daha önemli olduğu sonucu çıkarılmasın. Oyunculuğa kıyasla daha karmaşık bir süreçtir. Prodüksiyon sisteminin de oyuncular üzerinde etkisi olduğuna kuşku yok. Ancak yönetmen üzerindeki etkisine kıyasla daha sınırlıdır.

Oyuncular açısından en önemli farklılık ise, rollerin alınış biçiminin Hollywood'da diğer ülkelere kıyasla farklı olması. Özellikle kadın oyuncular için zor bir süreç var. Hollywood'da erkekler için daha iyi roller olduğunu söyleyebiliriz. Kadın oyuncular ise ABD'ye kıyasla Avrupa'da daha iyi roller bulabilmekteler. Penelope Cruz ile en önemli avantajımız, her gün prova yapmak suretiyle üç ay çalışma fırsatı bulmamızdı. Bu kadar uzun süre Hollywood'da bir lüks. Aktör ve yönetmenlerin bu kadar uzun prova süresi bulabildiğini sanmıyorum.
Söyleşi: Jack Foley (Kaynak: www.sadibey.com)

 

Almodovar: 'Kötü Eğitim'de kiliseden intikam almıyorum

Avrupa'da büyük yankı yapan, festivallerde geniş ilgi gören Pedro Almodovar'ın filmi Kötü Eğitim filmiyle ilgili yönetmenin söyledikleri şöyle sıralanıyor:

Yönetmenin yorumu

'Kötü Eğitim'i çekmek zorundaydım. Bir saplantı haline gelmeden konuyu filme aktarmam gerekiyordu. On yıIdır senaryo üzerinde çalışıyorum ve eğer bıraksam bir on yıl daha böyle giderdi. Kötü Eğitim çok içten bir film ama tam olarak otobiyografik değil; yani okuldaki hayatımdan ya da film işine ilk girdiğim zamanlarda öğrendiklerim ve yaşadıklarımdan yola çıkmıyorum sadece; yine de filmdeki üç zaman kesiti, benim hayatımdaki zaman kesitlerine uyuyor (1964, arada 1977 ve 1980). Tabii ki anılarım önemliydi. Herşeyden önce filmin geçtiği yerlerde, filmin geçtiği zamanlarda yaşadım...

Filmim, beni kötü eğitmiş olan rahiplerden aldığım bir intikam değil; eğer öyle olsaydı, intikam almak isteseydim, kırk yıl beklemezdim. Kilise beni hiç ilgilendirmiyor. Film, o zamanda geçiyor olsa bile, 80'lerin başındaki Madrid'den ibaret değil. Beni ilgilendiren 60'ların baskıcı tutumundan sonra İspanya'nın 80'lerde yaşadığı özgürlük. Bu yüzden o dönemlerde çocuk olan kahramanların 80'lerde yetişkin olarak yaşadıkları beni ilgilendiriyor.

Film içinde komedi unsurları olsa da (Javier Cámara'nın canlandırdığı karakter), bir komedi filmi değil; filmde çocuklar şarkı söylüyor olsa da film çocuklar için bir müzikal değil; bu bir 'film noir' ya da en azından ben öyle olduğunu düşünmekten keyif alıyorum.'

Sinemanın, yalnızlar ve katiller için bir sığınak olduğu fikrinden hoşlanıyorum. Beyazperdeyi geleceğin aynası olarak değerlendirmeyi seviyorum. Juan ve Mr. Berenguer (Gael García Bernal ve Lluis Homar) birini öldürdükten sonra bu sefer de zaman öldürmek için sinemaya giriyorlar. Akşam üç sebeple karanlığa doğru ilerliyor: Gökyüzü fırtına habercisi ve girdikleri sinema salonunda her ikisi de Zola uyarlaması olan, iki 'film noir' Fransız filmi oynuyor; "La bête humaine" (Renoir) ve "Thérèse Raquin" (Marcel Carné). Filmlerdeki hikayeler Akdeniz gecesine karanlığın çökmesini bekleyen iki adamın hikayesiyle benzerlikler gösteriyor. Sinemadan çıktıklarında Mr. Berenguer şikayet ediyor: 'Sanki filmler bizden bahsediyordu (Seyirciye ayna tutan büyük ekran).

Kurgu ve gerçeğin karşı karşıya geldiği bir sahne daha var. Mr. Berenguer, Enrique Goded'nin film setini ziyaret ettiğinde. Kameranın önünde Peder Manolo'yu görüyor, kendi kurbanı olan iki öğrenciden biri hikayeyi yazmış (Ignacio), diğeri ise (Enrique) yönetiyor.

Enrique Goded, arkadaşı Ignacio tarafından yazılmış olan kısa hikayeyi filme çekmeye karar veriyor. Bu da aynı hikayeyi bizim için üç açılı kılıyor: 'gerçek' hikaye, Ignacio tarafından kısa hikayede anlatılanlar ve son olarak da Enqique'nin kısa hikayeden yaptığı adaptasyon ve çektiği film.


Pedro Almodovar'la söyleşi

- Law of Desire (1986) filminde transseksüel karakteri canlandıran Carmen Maura küçük bir çocukken gittiği kilise okuluna büyüyünce geri döner. Org çalan rahip ona kim olduğunu sorar. Carmen çocukken orada okuduğunu ve rahibin ona 'aşık' olduğunu söyler. Kötü Eğitim'in çıkış noktası burada mı yatıyor ?

Öyle de denebilir. Ondan çok daha yine okuduğu okula gidip onu küçükken cinsel olarak taciz etmiş rahiplerden intikam almak isteyen bir travesti hakkında hikaye yazmıştım. Law of Desire'ı çekerken Carmen karakteri ile ilgili bu hikaye aklıma geldi. Eski okuluna gider ve o daha küçük bir çocukken ona aşık olmuş olan rahiple karşılaşır. O zamandan bu yana bunu kullanmak istemiştim. Aslında Carmen karakterinin gölgesi Zahara'da var.

- Law of Desire'da bir film yönetmeni de var...

Evet, aynı Fele Martínez'in karakteri gibi o da işle özel hayatı birbirine karıştırıyor ve sonuçta çok büyük bir bedel ödemek durumunda kalıyor. Kendi başına çabalayan sanatçıya her zaman ilgim olmuştur; bu, hiç bitmeyen, sonu olmayan bir maceradır.

- İlk yaptığınız açıklamalarda filmin otobiyografik olmadığını söylediniz.

Paco Umbral der ki otobiyografik olmayan herşey alıntıdır. Film otobiyografik ama bu çok derinde yatıyor. Filmdeki karakterlerin arkasında ben varım ama bu benim hayat hikayem değil.

- Siz de koroda soloları söylüyor muydunuz

Evet, hep korodaydım. Pazar ayinlerinde, tüm dini kutlama ve törenlerde. Sanırım kötü de değildim. Hatta rahipler benim seslendirdiğim bir kaç tanesini kayda almışlardı ve kapının önünden geçen inançlı insanları içeri çekmek için kullanıyorlardı. Kiliseyi de doldurduğumuzu hatırlıyorum. O kayıtları bulmak için her şeyi yaparım ama sanırım artık yoklar. Okuldayken en eğlenceli bulduğum şey bu dini törenlerdi. Pazar ayinine gitmeyeli çok uzun zaman oldu, şimdi nasıldır hiç bilmiyorum.

- Peder Manolo gerçek mi ?

Bir karakter olarak evet. - Gerçekten var mıydı?

Hayır. O kurgu bir karakter ama yine de bazı sahneler için okuldaki iki Rahipten ilham aldım.

- Hangi sahneler ?

Nehir kenarında olan cinsel taciz, mesela.

- Bunlar gerçek hayattan mı alınma ?

İki okul arkadaşımın anlattığı hikayeler. Okulda yatılı kalıyorsan er ya da geç her şeyden haberin oluyor.

- Peder Manolo karakterine ilham veren bu iki rahip hala hayattaysa, tepkilerinden korkmuyor musunuz ?

Onlardan ilham alındığını söylemek onları suçlamak gibi olur. Ben bir yönetmen ve senaryo yazarıyım. Benim için Peder Manolo bir karakter ve çok iyi oturmuş bir karakter olmasından dolayı memnuniyet duyuyorum. Bu karakter Katolik kilisesine karşı bir tepki değil. Gerçi Katolik kilisesinin, içinde rahiplerinin cinsel sorunları da olan çözmesi gereken pek çok problemi var; ama ben Peder Manolo ve onun uzantısı olan Bay Berenguer'i kiliseye saldırmak için yaratmadım. Onlar,bana,tutkunun pek çok şekli içinden,iki tanesi hakkında konuşma olanağı sağlayan unsurlar.

- Kötü Eğitim'in yapısı da en az Konuş Onunla kadar karmaşık...

Bence daha da karmaşık. 'Konuş Onunla'da da film içinde film vardı, Kötü Eğitim'de olduğu gibi, ama bu sefer sadece yarım saat sürüyor bu durum ve bu da risk doğuruyor. Aslında film üç hikayeyi birden anlatıyor, üçgen bir ilişkiyi ve sonunda üç hikaye birleşiyor.

- Konuşmaların üzerine niçin çok fazla dış ses (voiceover) döşenmiş ?

Dış ses hem görülmeyeni açıklıyor hem de anlatım ritmini hızlandırıyor. Bu sanki filmdeki rolün sahibi oyuncunun karşınıza geçip oturması ve rolü hakkında size bilgi vermesi gibi birşey. Dış sesle hikayeden hikayeye, bir zaman diliminden bir diğerine yumuşak geçişleri seviyorum.

- Hikayede en iyi işleyen noktalardan biri bence ikisinin kardeş olduğunu öğrenmemiz.

Evet, bunu bir sır olarak saklamak istedim. Kardeşlik hissine tapıyorum (kaynak: www.sinema.turk.net)


 



Kırık Kucaklaşmalar Üzerine bir İnceleme

Sinema Ve Aşk İçin

Ali Erden

 

 Kırık Kucaklaşmalar - (Los Abrazos Rotos)

Yönetmen-Senaryo: Pedro Almodóvar
Müzik: Alberto Iglesias
Kurgu: José Salcedo
Görüntü: Rodrigo Prieto
Oyuncular: Penélope Cruz (Lena), Lluís Homar (Mateo / Caine), Blanca Portillo (Judit), José Luis Gómez (Ernesto Martel), Rubén Ochandiano (Ray X / Ernesto Jr.), Tamar Novas (Diego)
Yapım: El Deseo-Universal (2009)

İspanyol sinemasının büyük yönetmenlerinden Pedro Almodóvar'ın Kırık Kucaklaşmalar filmi, aşka, sinemaya, tutkuya ve birçok şeye adanmış gibi. Almodóvar'ın bu filmi 62. Cannes Film Festivali'nde "Altın Palmiye" için de yarışmıştı.

Pedro Almodovar, 62. Cannes Film Festivali'nde "Altın Palmiye" için yarışan  Kırık Kucaklaşmalar - (Los Abrazos Rotos) filminde, neredeyse her şey var. Almodovar bu filminde ihtirasa, melodrama, aşka, sinemaya, intikama ve trajediye başrolü vermiş. Geçmişin ünlü yönetmeni Mateo Blanco, kör olduktan sonra senaryolara ağırlık vermiş. Kendine de Harry Caine adını takmış. Sinema tarihinde Harry Caine adında bir İngiliz oyuncu bulduk. Yalnızca bir tek Michael Powell'ın 1934′te yönettiği "The Fire Raisers" (Kundakçılar) suç-gerilim filminde yardımcı bir rolde Bates karakteriyle görünmüş Harry Caine. Almodovar, bu oyuncuya mı selâm göndermek istemiş? Kim bilebilir ki? Her şey sakince giderken, filmin gizemlerle ve sırlarla kuşatıldığını fark ediyorsunuz birden. Yer yer kara film tadı da veren Kırık Kucaklaşmalar bir aşk üçgeninin trajik hikâyesi. Film, günümüz, yani 2008′le 1994 yılları arasında gidip geliyor. Filmin açılışı da çok etkiyeyici. Kameranın vizöründen film setindeki Lena görünüyor bu anda. Bu giriş sahnesi filmin derinliğinde anlamlaşıyor seyirci için. Geçmiş, şimdi kör olmuş ünlü yönetmen Matteo Blanco'nun hatıralarıyla perdeye düşüyor. Kör olduğu için film yönetemeyen Mateo, Harry Caine adıyla senaryolar yazıyor şimdilerde. Mateo'yu geçmişe sürükleyen, kendine Ray X diyen biri. Mateo'nun sinemada ve hayatındaki her şey olan Judit, onu hiç bırakmamış. Geçmişten gelen suçluluk duygusuyla belki. Bu fedakâr kadın Judit'in oğlu Diego da Mateo'nun en büyük yardımcısı kederli bu hayatta. Diego, çekmecede Lena'nın fotoğraflarını bulduktan sonra hikâye 1994 yılına gidiyor. İşadamı Ernesto Martel'in 1992 yılında sekreteri, şimdi metresi olan Lena, içindeki sinema tutkusuyla yolları Mateo'yla kesişmiş ve derin bir aşk doğmuş aralarında. Melodramın o ağır atmosferi ve ihtiras, bu aşkı trajediye sürüklemiş sonra.

Ustalara selâm...

Hikâye, her Almodóvar filmindeki gibi karışık, ama film bittikten sonra her şey yerli yerine oturuyor. Almodóvar'ın Kırık Kucaklaşmalar'ı 1997 yapımı "Carne Trémula-Çıplak Ten", 1999 yapımı "Todo Sobre mi Madre-Annem Hakkında Her Şey" ve 2002 yapımı "Hable con Ella-Konuş Onunla" filmleriyle beraber unutulmayacak yapıtı olacak belki de.  Kırık Kucaklaşmalar sinemaya ve aşka adanmış tutku dolu bir film. Bu filmde Jean-Luc Godard ve unutulmaz filmi 1963 yapımı "Le Mépris-Nefret"e de bir selâm var. Almodóvar, Godard'ın "Nefret"inden dolaylı bile olsa biraz etkilenmiş ve saygı sunmuş. Almodóvar'ın bu sinemaskop filmi, Godard'ın ilk sinemaskop filmi "Nefret"in estetik tadını yaşatıyor seyirciye yer yer. Almodóvar, Godard'ın "Nefret" filmindeki gibi açı-karşı açı tekniğini kullanmamış ve iki karakter konuşken kamera ikisi arasında gidip geliyor. Almodóvar bir de kamerayı karakterlerinin göz hizasında tutmuş. Onları ne aşağılıyor ne de yüceltiyor böylece. Godard da öyle yapardı. Almodóvar ayrıca, Louis Malle'in 1958 yapımı kara filmi "Ascenseur pour L'Echafaud-İdam Sehpası" filmine ve Jeanne Moreau'ya da kelimelerle selâm göndermeyi unutmamış. Biraz da Luis Bunuel ustanın 1967 yapımı "Belle de Jour-Gündüz Güzeli"ne bile saygı göndermeyi unutmamış Almodóvar. Çünkü bu filmlerde, Almodóvar'ın  Kırık Kucaklaşmalarndaki gibi ihtiraslar ve aşklar var. Kendisine Lena diyen Magdalena'nın görüntüsü de unutulmalı. Filmin final bölümünde Penelope Cruz, Audrey Hepburn gibiydi sanki. Film içinde film olan  Kırık Kucaklaşmalar'da yönetmen Mateo, kurgu masasında mahvedilmiş "Kızlar ve Bavullar" filmini yıllar sonra yeniden kurgularken filminin finaliyle sinema yoluna düşmüş herkese bir ders sunuyordu. Bir yönetmen her şeyi göstermek zorunda değil. Seyircinin zihnine ve hayal gücüne inanmalı. (kaynak: www.sadibey.com)