“Sen Anadolusun” diyorum içimden…. “Söyleme kıskanırlar.” diyerek sevdiğini söyleyemeyen… 

 

Yazan: Ekrem Özdemir 

1

Klasik bir Cumartesi Pazar alışverişi için TOKİ Gölbaşı servisindeyim. Servis ücretsiz oldu için herkes orada. Yaşlı kadınlar, küçük çocuklar, sakallı ihtiyarlar, başörtülü bacılar… Birden, terk edip giden sevgilisi aklına düşünce, karnına ısırgan otuna benzeyen yanma hissi düşen genç aşıklar gibi, canım arabesk dinlemek istedi nedense.  Biliyorum, JOY FM’den Kral Fm’e geçmek keskin bir dönüş ama çaresizim. İçim yanıyor Anadolu’yu görünce.

Pazar alışverişim bitip, eve dönünceye kadar dinlediğim şarkılar, ortaokul 1. Sınıftan üniversiteye kadar yaşadığım hayatı gözlerimin önüne getirdi.   

 

İlk şarkı Hakkı Bulut’tan. Son mektup. Zerrin Özer daha iyi söyler ama taşrada Hakkı abinin yeri başkadır.

“Ben hep kaybettim bütün ömrümce

Çocukluğum gençlim hepsi işkence” şarkısını dinlemekten bıkmadığımız Hakkı abi.  

 

2

İkinci şarkı İbrahim Tatlıses. “Tam ümidi kesmişken / onu gördüm karşımda” deyip hayata yeniden dönmeyi (Ertuğrul Özkök’ün tabiriyle) milli kumamız Hülya Avşar sağladı herhalde… seyrettiğim İbrahim Tatlıses filmleri geldi aklıma. Birisinde okul servis şoförü olup zengin aile kızına insanlığı öğretir, bir diğerinde inşaat işçisi olur, öylesine gittiği bir meyhanedeki konsomatris kadının aşkından acıklı şarkılar söyler bize. Ezilen, hor görülen, yok sayılan Anadolu insanıdır kaybeden rolünde. O ezildikçe biz de eziliriz. Biz ezildikçe o imparator olur. Ve bir gün, program çıkışı, imparatoru kurşuna boğarlar.

 

3

Üçüncü şarkı Müslüm Babadan. Adını Sen Koy. Nedense İstanbul'da, konfeksiyon atölyesinde ütücü olarak çalıştığım günler geldi aklıma. Müslüm manyağı bir abimiz vardı. Akşama kadar Müslüm Babayı çevirip çevirip dinlerdi. Ütü yapmayı beceremediğimi gören patronun kardeşi, geldi yanıma. “Bak” dedi, “öyle olmaz. Çok sert basıyorsun ütüyü. Yumuşak, okşar gibi. Sen hiç hayatında bir kızı okşamadın mı?”

“Hayır” dedim. 18 yaşındaydım. Öyle bir tebessüm belirdi ki yüzünde, bana acıdığı çok belliydi. “senden ne köy olur ne kasaba” diyordu bakışları. Güzelce gösterdi, tarif etti. Gülerek, “okşar gibi” dedi. “Okşar gibi” dedim ben de. Yine de yapamadım. Beni aldı, ütülenen elbiselerin düğmelerinin iliklenip katlandığı ve pakete gönderildiği yere verdi.

O iş yerinde, akşama kadar, “herkesin acısı sevgisi kadar” diyen Müslüm Babayı dinlerdik. O günden sonra Müslüma Babanın yeri hep başka oldu.

Ölümüne herhalde herkesten çok üzülenlerden biri benimdir..

Sen benim için iki kere öldün Müslüm Baba. Senin yerin hep başka olacakJ)9

4

Pazarda dolaşıyorum. Kulaklarımda bir ses,

“Gülmek bizim hakkımızdı

Bu dünyada yaşıyorsak”

diyor. İlk kez dinlediğim bir şarkı. “Bir Mana Var sözlerinde.” Niran Ünsal söylüyormuş. Domatesi aldığım tezgahta bir çocuk var. 8-9 yaşlarında. Esmer teniyle bana bakıyor. Parayı uzatıyorum. Üşüyen elleriyle para üstünü veriyor.

Arkadaşları, annelerinin sıcak elini tutup AVM’lerde eğlenirken, ayaz vurmuş yüzüyle, pazarda domates satan çocuk. Sana diğer bütün çocuklardan daha çok sıcaklık duyuyorum..

 

5

Yine Müslüm Baba.  

“Bu kaçamak buluşmalar yeter artık bir son bulsun

İkide bir saate bakıp durma ne olursun”

Diyor “İkiye böldün beni” şarkısında.

Berlin’den Mevlana Kalaycı arıyor, Yozgat’taki nişanlısına gönderiyor şarkıyı. Samsun Atakum’dan Berfin Uysal, Selim diye biri için Müslüm Babadan şarkı istiyor. Ankara Keçiören’den Taner Candan, Sema diye bir kıza gönderiyor bu şarkıyı. Belli ki kaçamak görüşüyorlar. Kız eve yetişeceğim diye, görmesinler diye ikide bir saate bakıp duruyor.

 

6

Ve Orhan Baba çalıyor pazardan çıkarken. Memleketin bütün aşıklarına tercüman olabilen Orhan Baba. Halka tatlısı satan delikanlının önünden geçerek çıkıyorum pazardan. Bugün üç tane tatlı aldım. Yüzü gülüyor beni görünce. Fırına doğru gidiyorum. Sıcak bir ekmek alıp, tepesini koparacağım. Yusufbey’den alacağım peynirden bir dilimi içine koyup ısıracağım. Dükkanda liseli bir çocuk var. Ekmeğin tepesini koparıp ona veriyorum. Orhan Baba, “içimde bir ateş var, sevdikçe yanar kaynar” diyor. “Bak” diyorum, “Şimdi seninle müthiş bir zevk yaşayacağız.” Bana tarttığı tulum peynirini işaret edip, “şuradan peynir koy içine şimdi.” İtiraz ediyor, “Olur mu abi, buradan alalım.” diyor. Kendi peynirinden ikram ediyor. Ekmeğin bir tepesi onun, diğer tepesi benim, içinde ulum peyniri, sıcak sıcak dişliyoruz. Yüzüne bakıyorum çocuğun, “Sen Anadolusun” diyorum içimden…. “Söyleme kıskanırlar.” diyerek sevdiğini söyleyemeyen…

 

 

7

Çıkıyorum dükkandan. ”Taht kurmuşsun kalbime” şarkısı başlıyor. Ne severim bu şarkıyı! Lise yıllarımda Maraton V-6 diye bir kasette duymuştum ilk. Bir otobüste giden insanların komik hikayeleri arasına şarkılar koymuşlardı. Esengül’ün sesini ilk o gün duymuştum. Şarkının sözleri kadar müziğine de bayılırım. “Bize 70’li yılları anlatan bir şarkı söyle” deseler herhalde bu şarkıyı söylerim. Sanki bütün Yeşilçam vardır bu şarkıda. Bütün arabesk kültürümüzü sindirmiştir içine. Eskiler der ki, “Her Gece Meyhanede” şarkısın en iyi Esengül söyler..     

BİM’den de bir şeyler almam lazım. Boynunda cimbom kaşkolu bir çocuk etrafta oynuyor. Üzerinde mont, gocuk ya da ceket, hiçbir şey yok. Kazakla duruyor o soğukta. Tartısı var önünde. Bana marketin kapısını açıyor ellerimin dolu olduğunu görünce. “Dükkanı terk etme” diyorum gülerek. “müşteri kaçmasın.” O da gülüyor.

Çıkışta, yanına gidiyorum. “Tart bakalım beni” diyorum. Kara kuru, zayıf bir çocuk. Kaldırıma oturmuş. Üşümüyor mu? Üşüse ne değişecek? Hayat herkes kolay değil. Annesinin elini tutmuş küçük bir çocuk yanına oturuyor bizimkinin, kalkmıyor. Annesi kaldırmak isteyince ağlıyor. Modern insanın çaresizliğine bak. Kasabın kedisi sokağın kedisinin yanına yerleşti, kasabı dinlemiyor.

Çıkıyorum tartının üzerine. Epey fazla gösteriyor. Ben 77 biliyordum, tartı 81 diyor.. “Bu ne?” deyip bakım yüzüne. Güldü küçük adam, “abi elinde poşetler var.” diyerek elimi gösterdi. Bak sen, üniversite mezunu, danışmanlık yapan bir adama, küçük adam hayat dersi veriyor… Gülüyorum. Parasını veriyorum. Gülerek, “Sağol abi” diyor. Yanına oturan çocuk kalkıp kalkıp yeniden oturuyor yanına. Annesi korkuyor, üşütecek çocuk. Çocuk dinlemiyor, yoksul, gariban tarcının yanından ayrılmak istemiyor. Artık ne gördüyse!...