Ertuğrul Özkök gibi olacağına Recep İvedik olsun!...

 

 

- 1 Ekim 2015. Yusuf ilk kez beni yanağımdan öptü. Pazara gidiyorduk. "Öp" dedim, öpüverdi oracıkta.


- 15 Kasım 2015. Yusuf "Öpücem baba" diyerek öptü beni. Sonra da "öptüm baba" dedi:)))


- Geçen gün bir ankete katıldım. "Nasıl bir babasınız?" sorusuna cevap arıyordu. Baba-oğul ilişkisini anlatan filmler daha çok ilgimi çekiyor. Inarritu'nun son filmi "The Evenant" bu konuya eğildiği için özenle izleyeceğim. Yavaş yavaş hayatıma ağırlığını koymaya başladı kerata:)))


- İşim gereği bir gece eve 12 den sonra geldim. Ben eve geldiğimde Yusuf uyumuş olursa kul hakkına girmiş gibi kendimi suçlu hissediyorum. Ona ayırmam gereken zamanları başka işlere ayırdığım için. Modern bir babayım ne de olsa. Baba değil Babacık. Yusuf bazen "Baba" dediğinde soruyorum; "Ne babası oğlum? Şam babası mı?"


- Yusuf her "baba" dediğinde "efendim?" diyorum fakat içimden bir ses "ne var lan?" diyor. Türk modernleşmesi böyle bir şey olsa gerek:)))


- Yusuf'a mı acımalıyım kendime mi? Özellikle kış aylarında dört duvar arasına hapsolan çocuk gece 1'de bile uyumamak için direniyor. Modern tıp "öğlen uykusu şart, akşam erken uyutun" diyor. İyi de gününü evde geçiren çocuk nasıl yorulacak da uyuyacak? Gece 12'de topu getirip "Top oynayalım" dediğinde Yusuf'a acıyorum, her babanın göstereceği ilgiyi benden göremediği için kendime acıyorum. Anketler iyi bir baba olacağımı söylüyor ancak ben biliyorum; Hızlı şehir hayatında karnımı doyurmak için Yusuf'a ayırmadığım vakitlerin bedelini ödeyeceğim.


- Son birkaç aya kadar Yusuf sayesinde sabah uyanma sorunum olmuyordu. Şimdi 9-10 demiyor kerata. Bazen ona güvendiğim için işe geç kaldığım oluyor. Ben de işe giderken oğlunu öpen baba moduna giriveriyorum hemen. Yazar babanın oğluna da gece geç yatıp öğleye doğru uyanmak yakışır:)))


- Ocak ayındaki karlı günlerden birinde Yusuf'u alıp sokağa fırladım. Soğuğu, karın inceliğini, kardan adamın yalnızlığını, çöp poşetiyle kaymanın zevkini birlikte yaşadık. Yusuf kardan adamın kolunu kırdı ve güldü. Çok hoşuna gitti. Erkek olduğu için mi bu kadar kaba, yoksa benim oğlum olduğun için mi anlamakta zorlanıyorum bazen:)))


- Bazen hiç alakası olmayan bir vakitte "Baba namajı kılalım mı?" diye soruveriyor hayta. Gariptir bunu söylediğinde ben namazı birkaç gündür ihmal ediyor oluyorum...


- Her erkek çocuk gibi babasını kıskanıyor Yusuf. Bunu bazen kullanmıyor da değilim. Bir şeyi yapmamak için inat ediyorsa bencillik duygusunu harekete geçirip yapmasını sağlıyorum. Mesela önündeki yarım sütlacı yemiyor da dolu tabağı istiyor ağlayarak. Hemen kaşığı alıp yarım sütlacı yemeğe başlıyorum "Ben yiycem" diyerek. Bencilce saldırıyor kaşığa "Ben yiycem" diyerek bitiriyor tabağı:)))


- Çocuklar üzerine bir kongrede dinlemiştim. Çocukların 4 temel korkusu varmış: yalnız bırakılmak, yenilmek (senin yanağını yerim ben), bilinmezliğe gitmek, kıtlık. Pepee'den öğrendiği şekilde suratını asıp haylazlık yaptığında onu yalnız bırakacağımı ima ediyorum, peşimden koşarak geliyor. Bilimsel babayım yani:)))


- Kişisel gelişim uzmanı bir psikolog "Anne babalarımız bizi yasaklarla daha çocukken eziyorlar, başarı ve özgüven duygusundan mahrum büyüyoruz" demişti. Yusuf'la beraber yaptığımız her işte "yaptın mı, başardın mı, kazandın mı?" sorularıyla ona "yaptım, başardım, kazandım" dedirtiyorum. Umarım bu özgüven önce beni ezmeye kalkmaz:)))


- Ne olursa olsun, nasıl olursa olsun Yusuf'un Türk kimliği ve kültürüyle yetişmesi için her şeyi yapacağım. Ertuğrul Özkök gibi olacağına Recep İvedik olsun daha iyi!...

 

"Geç Kalmış Bir Babanın Sonradan Görme İzlenimleri" yazılarının tamamı için: 

http://www.magaradergisi.com/portreler/466-gec-kalmis-bir-babanin-sonradan-gorme-izlenimleri-