MAĞARA ve YOL
"ACEMİ YOLCU"DAN
Rasim ÖZDENÖREN
Acaba ne oluyor da, insan, günün birinde, sığınmak için mağaraya yol buluyor? Hangi ihtiyaç onu mağaraya yöneltiyor? Dünya mı ona dar geliyor, dünyada kendine bir yer bulmakta mı sıkıntıya düşüyor? Niçin boynu bükülüyor ve kendini yollara vuruyor? Herkesin neşeyle ordan oraya sıçradığı, herkesin herkesle konuşup durduğu bir dünyada, onu kendi içine büzülmek için giren, kimseyle konuşma hevesi vermeyen, bir gün, içinde böyle bir hevesin uyanacağını umdurmayan bir hal yaşamaya iten sebep, hangi anda, hangi saikin etkisiyle oluşuyor ve o, bu oluşumu nasıl olup da birdenbire hissediyor ve çarenin mağarada olduğunu düşünebiliyor?
Mağaraya yolu düşmeden önce, o, aslında herkesin herkesle konuştuğunu gördüğünde ve herkesin ordan oraya sıçradığını müşahade ettiğinde; onun bütün bu görüntülerin sahteliğini kavramış olması gerektiğini düşünebiliriz. Çünkü bütün bu konuşmalar, bütün bu zahirdeki hareketler gerçekte de bir anlama tekabül ediyor alsaydı; daha doğrusu o, bütün bunların anlamı olduğunu kabul etseydi, niçin o da ötekilerle birlikte konuşup gülüşmeyi, ordan oraya sıçrayıp durmayı tercih etmeyeydi? Anlaşılıyor ki, o, zahirdeki bu konuşmalara, bu gülüşüp koklaşmalara, bu, ordan oraya sıçrayıp durmalara, gerçekte kimsenin kimseyle bir iletişim kurmadığını görüyor, ordan oraya sıçrayanların da bir devinim içinde bulunmadığını, yalnızca kendilerini kandırdıklarını ya da hayatın gündelik işlerinden olmak üzere bir o yana, bir b uyana seğirtip durduklarını kabul ediyor(du).
Onun herkesten kaçtığını görenler onda belki de iflahsız hastalıkların bulunduğunu vehmetmişlerdir veya vehmedebilirler. Onun gündelik çalışma temposu da düşmüş olabilir. belik her zamankinden daha az yiyip içmektedir. Çünkü o, bütün bunların da boşluğuna karar vermiş olabilir. çünkü kursağına bir lokma ekmek düşürmesinin onu hikmetten alıkoyacağını kendi öz tecrübesiyle öğrenmiş olmalıdır. Herkes gibi herkesle konuşup durmak, sahici bir iletişim kurmayı beklemeden yanlıca konuşmuş olmak için konuşmak artık onun için dünyaya ilişkin malayaniliklerden telakki edilir hale gelmiş olabilir. kim bilir daha ne tür değişiklikler onun gündelik hayatını etkileyip durmuştur.
Bütün bunları bizim bilmemizin mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Biz, ancak dışarıdan olan bitenleri görüyoruz, onun için yüzünü ne görmemiz, ne bilmemiz mümkün. Dışarıdan göründüğü kadarıyla bu insanın bir davete icabet ettiği anlaşılmaktadır.
Bu davetin Scirenler'in şarkısı kadar ve onlarınki gibi karşı konulamaz, dayanılamaz olduğunu tahmin edebiliriz. Ne var ki, gizemli şarkıların davetine karşı ne tayfalarımızın kulaklarını balmumuyla tıkamamız, ne kendimizi bir direğe bağlatmamız gerekiyor. Tam tersine, bu davete icabet etmek gerekiyor. Bu, yeni bir başlangıcın arefesini oluşturacaktır. İşin gerisi geridedir. Çilenin çekileceği bir yer ve bir mehil bulunmaktadır. O, bütün bunları sanki doğuştan biliyor. Böyle söylüyoruz, çünkü başından geçecek olanlara karşı onu ne birileri uyarmıştır, ne kendisine öncekilerin bir tecrübesi aktarılmıştır. Ama o mağarada, o çilenin çekilmesi gerektiği her nasılsa bilinmektedir. Kalabalıktan tenhaya çekilinir. Tenhada, işte o mağarada çile çekilir. Sonra yeniden kalabalığa avdet edilir. Artık halvetin ne olduğu öğrenilmiş olduğundan, kalabalığa karışılsa bile, kalabalıkta bile halvet egzersizleri sürdürülebilir. Sürdürülür. Çünkü artık dönüşüm gerçekleşmiştir. Halvetin bir kalabalık momentini, kalabalığınsa bir halvet momentini içerdiği öğrenilmiştir. Bu müthiş dönüm, Gregor Samsa'nınkine de benzemez; o, insandan hamamböceğine dönüşmüşken, bizim sözünü ettiğimiz dönüşüm belki bir böcekten insana dönüşümü resmediyor.
Bütün bunlar biliniyor. Ama gene de, insanın yolunun nasıl olup da öyle bir mağaraya uğradığı bir sır olarak kalmaya devam ediyor.