ŞİİRİ YAŞAMAK

Hakan YILDIRIM

 

Artık ben gideceğim ata eğer vuruyorlar

Hatıralarımı birer birer yakacağım

Entarimi parça parça edip

Zehirli kirpilere bırakacağım

Beyaz ir kayanın üstüne çıkıp

Göğsüme siyah bir gül takacağım

Batan güneşe kurşunlar sıkıp

Kendimi boşluğa bırakacağım

 

Mona Rosa

Pişmanlık ve çileler

 

 

Yıllarca fotokopilerde çoğaltılıp elden ele gezen, dilden dile dolaşan bir sırrımız oldu. Bu sır sırra sahip olanlarda derin bir sarsıntıya, sevgiye, kokuya, tutkuya, aşka kısacası ifade edilebilen ve edilemeyen tüm duyguların canlanmasına neden oluyordu.

 

Amansız bir sıtmaya tutulmuş gibi sayıklanan, sayıklandıkça müzminliği artan... Kuyulara bile haykıramadığımız bir sır... Bir çok insanın hayatının en eğlenceli gençlik yıllarında evlerine siyah perdeler alıp günlerce birbirlerine fısıldadıkları ve kendileri gibi fısıldaşan bir çok insanın olduğundan emin, usanmadan, her seferinde daha bir sesti dillendirdikleri bu sır Mona Rosa'ydı.

 

Mona Rosa, her satırıyla bulduğumuzu hissettiğimiz ama hiçbir zaman bulamadığımız aşklarımızın, anlamını sorguladığımız hayatlarımızın, vazgeçtiğimiz duygularımızın, gitmek istemediğimiz geleceğimizin, ümitle beklediğimiz ölümün şiiriydi. Her birimiz tek tek âşık olduk, hayatımızın anlamına kendimizce cevaplar bulduk, emanet bıraktığımız duygularımızın, gitmek istemediğimiz geleceğimize yürümeye başladık ve hiçbirimiz ölmedik, ölmedik. Sonunda içimizden biri kuyuya eğildi ve ürkerek fısıldadı. Sırrımız tıpkı Midan'ın kulakları gibi aşikar oldu.

 

O artık bir sır değildi belki ama hala bir işaretti, şiiri yaşayanların işareti, tıpkı ilk zamanlarda olduğu gibi şiirden okunan bir dize ile verilen parola...

 

Parolayı biliyor musun? Biliyorsan şiiri yaşıyorsun, bilmiyorsan öğrenmelisin, öğrenmek için hak etmelisin.

 

PEKİ "MONA ROSA" NEDEN ŞİİRİ YAŞANYANLARIN ŞİİRİ?

 

Bu soruya cevap vermek için öncelikle şiirin neden okunduğunu ortaya koymak gerekiyor. Genel olarak bunu üç başlık altında toplamak mümkün. Şiiri okuyanlar, şiiri sevenler ve şiiri yaşayanlar. Şimdi bunları biraz genişletelim.

 

Şiirin okuyanlar sadece okurlar. Onlar için bazı sohbet ve toplantılarda konuşabilecekleri kadar şiir okumak yeterlidir. Böyle mekânlarda ve zamanlarda sıklıkla şiirden konuşabilme gayretleri ise okumak için okuduğu şiirleri, okumak için okumadığını göstermek maksadıyla yapmaya çalıştığı vicdani rahatlamanın neticesinde ortaya çıkar. Şiir okuyanlar bakanlar ve görenlerden yanlıca banları niteler. Bakanlar görmüş olduklarını iddia ederler, görenlerse sadece bakmış görünmeyi tercih ederler, şiiri görmek için şiiri sevmek, şiiri sevenlerden olmak gerekir. Onlar dizelerin nasıl bir ilgi ve sevgi gerektiğini en baştan bilirler. Herkesin 'mağrur ve onurlu' zannettiği ancak 'susun ve kederli' olan şairimizin dediği gibi şiir, tıpkı ürkek bir kadın gibi ancak kendini sevenlere yüreğini açar.

Açılan bu yürekteki iksiri yüreğine zerkeden, bütün bedenine bu sihri yayma cesaretini büyü bir coşkuyla kabullenirse ancak ve ancak şiiri yaşayanlar olabilir.

 

İşte Mona Rosa'da bu sihirli iksiri içebilme cesaretini gösterdikleri için şiiri yaşanların şiiridir.