Güzel kadınların kaderi böyledir. Erkek taşıyamayacağı kadınla evlenmek istemez. Evlilik orta yolu tercih etmektir. Ne seni aşan bir kadın istersin, ne de senin karşında ezilecek. İnsan taşıyabileceği yükün altına girmek ister ki evlilik kurumuyla toplumun bize söylediği de budur. "Seni aramıza alabileceğimiz bir şekle girmelisin ki, seni taşıyabilelim."
Yazan: Cemal HAYAL
1941 yılının bahar günlerindeyiz. Sicilya eyaletinin Castelcuto kasabası. Mussolini İngiltere ve Fransa'ya savaş ilan etmiştir. Renato'nun ilk bisikletini aldığı gün. Sıcak ve nemli bir hava. Erkekliğe adım atmak demek bu. Mahalle gençlerinin arasına katılmayı hak etmek. Gerçi hâlâ kısa pantolon giymektedir, bu onun çocuk olduğunun ve henüz erkek olamadığının işareti. Olsun, Mussolini’nin okuldaki heykelini kırdığında babası uzun pantolon giymesine de müsaade edecek. İşte bu umutlarla yaşayan Renato'nun hayatı o gün değişecektir. İlk defa erkek olmanın ve kadın güzelliğine meyletmenin ne demek olduğunu hissedecektir. Buna sebep, aralarına katıldığı serseri arkadaşlarının evden çıkar çıkmaz kasabaya kadar yakın takibe aldıkları ve içleri geçinceye kadar dev bir iştihayla seyrettikleri güzel bir kadındır: Malena.
Önce Yönetmen
Filmi seyreden herkesin ilk aklında kalan Monica Belucci'nin dayanılmaz güzelliği olsa da, ben yönetmene birçok açıdan hakkını vermek gerektiğini düşündüğüm için bu yazıyı kaleme aldım. İlk ciddi çıkışını yine kendi çocukluğunu geçirdiği Sicilya’nın tarihinden bir kesiti anlattığı 1988 yapımı “Nuovo Cinema Paradiso-Cennet Sineması” ile yapan yönetmen Guiseppe Tornatore’un bu filmi kasabada yaşayan ve yazlık sinema kültürü olan herkesin kendinden bir şeyler bulacağı kıvamda. En İyi Yabancı Film Oscar’ını aldığı için buraya almak istediğim filmin özetle konusu şöyle: “Artık ünlü bir yönetmen olmuş Salvatore, 30 yıl sonra bir arkadaşının öldüğü haberi üzerine doğduğu kasabaya geri döner. Kasabaya geldiğinde eski anıları canlanan Salvatore, Cinema Paradiso isimli sinemada projeksiyoncu olarak çalışan Alfred ile ilişkilerini hatırlar.
Küçük bir çocuk olan Salvatore, günlerini Alfred’in yanında geçirmekte, filmlerle ilgili konuşmakta ve Alfred’in sinema konusunda deneyim ve bilgilerinden yararlanmaktadır. Babacan tavırlarıyla Salvatore’nin hayatında önemli bir yere sahip olacak Alfred sayesinde sinemaya olan aşkını ve tutkusunu keşfedecektir.
Giuseppe Tornatore’un başyapıtı Cennet Sineması, 1989 Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazanmasının ardından Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı'nı da ülkesine götürmüştü.
Filmin müziklerini yapan Ennio Morricone, daha sonra Malena filminin müziklerine de imza atar. Birkaç cümleyle Morricone’den bahsetmeden geçemeyiz. 1928 doğumlu bu dahi müzisyen İyi, Kötü ve Çirkin, Bir Avuç Dolar İçin, Bir Zamanlar Amerika’da, Dokunulmazlar gibi sinema tarihinin şaheserlerinin müziklerini yapan isim. Tornatore’un Morricone ile beraberliği Cennet Sineması ile başlıyor. Daha sonraki filmlerinde de beraber çalışıyorlar. Tıpkı Kieslowski ile Presnier’in birlikteliği gibi. Hayatı boyunca İtalya dışında hiçbir yerde yaşamadığı rivayet edilen Ennio Morricone kendi ülkesinde yaşayarak dünya sanatçısı olmayı başarmış örnek bir müzisyen. (The Very Best Of Ennio Morricone albümünü herkese tavsiye ederim.)
“Anlatacak iyi bir hikayeniz varsa asla işiniz bitmemiştir”
Cennet Sineması ile tüm dünyaya kendini sevdiren Tornatore daha sonra 1998’de The Legend Of 1900 (1900 Efsanesi) filmini çeker. Kısaca özetlersek; 1 Ocak 1900 tarihinde Virginian adındaki transatlantik, göçmenlerden oluşan kargosunu Amerika'ya taşırken, makinist Danny Boodmann (Bill Nunn)gemide terk edilmiş bir çocuk bulur. Kaptanının öğüdünü dinlemeyerek çocuğu gizlice evlat edinip kendi başına büyütmeye karar verir. Novecento (Tim Roth) adı takılan çocuk, gemide büyürken varlığı bir sır gibi sıkı saklanır. Ta ki Danny bir gün bir kazada ölene kadar. Herkesin sevdiği Novecento, bir akşam kendiliğinden piyano çalmaya başlar ve ondaki müzik dehası böylece ortaya çıkar. Hayatı boyunca denizden karaya hiç inmeyen bir müzisyenin serüveni böylece başlamış olur. 1900 Efsanesi (La Leggenda del pianista sull'oceano) için Tornatore'un bir sanatçı biyografisi demem mümkün. Bir hatırlatma: Filmin Ennio Morricone imzalı müziklerinin Altın Küre aldığını da belirtmeden geçmeyelim.
Eşsiz Güzellik: Malena
Giuseppe Tornatore, Luciano Vincenzoni’nin kısa hikayesinden esinlenerek oluşturduğu Malena'nın senaryosunu epey bir zaman çekmecesinde saklar. Ta ki Monica Bellucci'yi keşfedinceye kadar. Her ne kadar vizyona girdiği 2000 yılında en iyi yabancı film ödülünü Kaplan ve Ejderha'ya kaptırsa da Malena, Monica Bellucci'ye dünya starlığını kazandırdığı gibi, Tornatore’un da kalitesini pekiştirir.
İlk aşk: "Ma La'mero no"
Filmin konusuna geçebiliriz:
Başka bir köyden gelin olarak Castelcuto'ya gelen Malena'nın diğer kadınlardan tek bir farkı vardır: Eşsiz güzellik. Mahallenin en güzel kızıdır Malena, herkesin sahip olmak istediği, ama kimsenin sahiplenmediği kadın. Kocası Teğmen Nino Scardio savaş sebebiyle askerde olan bu kadını kasabanın bütün erkekleri beğenmektedir. Beğenmemek mümkün mü? İnsanoğlunun karşısında aciz kaldığı bu muhteşem güzellik tabi ki kasabanın kadınlarının diline dolandırdığı bir kıskançlık konusudur aynı zamanda. Kasabanın erkeklerinin iş vermekten korktuğu (çünkü eşlerinin kıskançlıktan çıldırdığı), kadınların ulaşamadıkları ve asla ulaşamayacakları için kötülediği, evde dikişçilik yaparak geçimini sağlamaya çalışan, kasabı, manavı, avukatı, hakimi, profesörü, dişçisi, berberi, askeri herkesin konuştuğu, ama tek yakını kasabanın lisesinde ders veren babası Profesör Bonsignore olan Malena, hayatının baharında savaş yüzünden kocasından ayrı kalmış, cepheden gelen mektuplarla teselli bulmaya çalışmaktadır. Sokağa çıktı mı bütün esnafın dükkânın önüne fırladığı, bütün hane sakinlerinin pencereye koştuğu, hayranlıktan elindeki gazeteyi ters tutanı mı dersin, babasının halini hatırını sormak bahanesiyle herkese göstere göstere elini arzuyla defalarca öpeni mi dersin, ıslıkların, içlenmelerin birbirine karıştığı, o gidince "eğlence bitti, o artık gitti" bağırtısıyla bir kadın sesinin işitildiği, yanından geçen herkesin dönüp bir daha bakmak zorunda hissettiği Malena, erkeklerin gözünde yeryüzünün gördüğü en muhteşem kalçalarıyla kasabanın efsanesidir. Kadınlar içinse şeytansı güzelliğiyle bir yuva yıkıcı. "Neden kendi köyünden biriyle evlenmedi ki" diyenden "Eminim hiçbir erkek onu istememiştir" deyip dudak bükene kadar, daha neler neler... Bir kadın "kocam onun 10 adım yanına bile yaklaşmadığını söylüyor" diye övünür, başka bir kadın "çok kendini beğenmiş gibi davranıyor, sanki ne mal olduğunu bilmiyormuşuz gibi" diye eleştirir. Gözü daima üzerinde olan Renato içinse ilk aşk: "Ma La'mero no" artık onun en çok dinlediği şarkıdır.
Birgün bir haber yayılır bu şirin, Barok yapısıyla dikkat çeken kasabaya: Malena'nın kocası Teğmen Nino Scordia, Kuzey Afrika'da savaşırken ölmüştür. Malena'yı bir punduna getirmek için fırsat kollayanlardan birisi olan komutan Salvatore, cenazede ateşli bir nutuk çeker kalabalığa. Kasabanın en yüksek rütbeli askeri olan bu komutan tam devrin adamıdır ki, ileride göreceğiz. Ağızdan ağıza, kulaktan kulağa yayılan bu (erkekler için müjde, Malena için felaket) haberden sonra kasabayı bir heyecan sarar. Malena artık yalnızdır, ona sahip olmak isteyen erkeklere gün doğmuştur. Dedikodu hemen başlar, "Şimdi bir âşık bulacak mutlaka", "Bir erkekle sapık eğilimlere takılıyor diyorlar", "Dişçi Cusimano onun için çıldırıyor", "Papaz efendi imzasız mektuplar alıyormuş" diye devam eden efsane, adeta "bir şeyin şuyûu vukuundan beterdir" sözünü doğrularcasına sürer gider. Malena olan bitenin farkındadır ama çaresizdir.
Halkın Sesi Hakkın Sesidir
Kahramanımız Renato, hayran olduğu Malena'yı sürekli izlemeye başlar. Evden kaçıp geceleri gizlice evini gözetler, gündüzleri okuldan kaçıp yeni aldığı bisikletiyle evinin etrafında tur atar, kasabaya indiği sıralar gittiği her yerde onu takip eder. Kendi kendine hayal dünyasında onunla konuşur, kaç defa yazıp yırttığı mektuplara yenilerini ekler, okuldayken öğretmenine bakarken bile gördüğü Malena’nın yüzüdür.
Kocasının ölümüyle yıkılan Malena, kasabanın diline düşer. Papaz efendiye Malena'nın gizli ilişkiler yaşayarak toplumun ahlakını bozduğuna dair isimsiz mektuplar gider. Kadınlar bu iftiraya destek verirler: “Halkın sesi Hakkın sesidir.”
İftiralar Malena'nın babasına da gizli bir mektupla ulaştırılır: "Namusunuza leke sürülmüştür. Kızınız Malena herkesle yatmaktadır." yazan mektubu okuyan Profesör Bonsignore bu utanca katlanamaz ve istifa ederek kendisini eve kapatır. Her gün babasına yemek yapmaya gelen Malena, o gün anahtarın kapıyı açmadığını görünce durumu anlar. Babası da onu terk etmiştir. Artık gerçekten yalnızdır.
Tanrı, Halk, Hukuk
Malena bir süre sonra (belki de baskılardan kurtulmak için) kasabada görev yapan askerlerden Teğmen Cadei ile görüşmeye başlar. Teğmen bir gece Malena'nın evinden çıkarken dişçi Dr. Caspar Cusimano ile karşılaşır ve dişçimiz nişanlısının evinden çıkmakla itham ettiği teğmenle kavga eder. Bu arada dişçinin karısı polisle birlikte kocasını basar ve ortalık karışır. Malena'nın namuslu bir yaşam sürme girişimi daha başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Herkes Malena'yı evli bir adamla gizli ve ateşli bir ilişki yaşayarak yuva yıkmaya teşebbüsle suçlarken Malena kendini aklamak için dava açar. Mahkeme kurulur ve güzeller güzeli Malena, kendi açtığı davada fuhuş yapmakla suçlanır. Bütün kasaba mahkeme salonuna akar. Tabi Renato da…
Avukat Centurbi hayran olduğu Malena'ya öyle bir savunma yapar ki, Malena hukukun katında masumlaşır. Ya halkın katında! Ya Tanrı’nın katında!...

Hukuk nereye kadar!
Öyle bir kadından bahsediyoruz ki, erkekler onu görmek, izlemek, kadınlar da dedikodu yapmak için her fırsatı değerlendirir. Onunla bir gece geçirmek için neler vermeyecek olan erkeklerin hiçbiri ona evlenme teklif edip de hayat boyu eşi olarak görmeye razı değildir. Çünkü bu cesaret ister. Malena istese de bir erkeğe ait olamayacak kadar güzel bir kadındır. Belki de, Tanrı kendi yarattığı bu muhteşem güzelliği öylesine kıskanmaktadır ki, onu hiç kimseye yâr etmek istemez. Bu yüzden herkes gibi olmaya yönelik girişimleri birer birer sonuçsuz kalmaktadır. “Böyle olsun istemezdim” ya da “Böyle olmasını ben istemedim” demez Malena, güzelliğinin farkındadır. Beğenilen, beğenilmek ne kelime hayran olunan muhteşem hatlarıyla bir erkeğe istediğini yaptırabilecek, kasabanın bütün erkeklerini sırayla yoldan çıkaracak, yuvalarını başına yıkacak güçte olduğunu da bilir. Günah onun da hoşlanacağı bir zevktir. Ama Malena bunu tercih etmez. O sevmiştir, kocasını, erkeğini severek evli bir hayat yaşamayı tercih etmiş, ne ki, ne insanlar ne de Tanrı buna izin vermemiştir. Yine de dayanır Malena, hâlâ sabırlıdır ve hâlâ insanca yaşamaktan yanadır. Hukuk başvurduğu bir kurtarıcıdır. Ama nereye kadar!...
Mahkeme sona ermiştir. Dişçi Dr. Caspar Cusimano psikiyatri kliniğine yatırılır, teğmen Cadei Arnavutluk'a tayin edilir. Bu arada teğmen sorgulanmış, belki de hayatını kendisine adamaya hazır bu güzel kadınla ilgili ifadesinde kendini aklamak için Malena ile ilgisi olmadığını, bir iki kez evinde görüştüklerini, aşk yaşamadıklarını, sıradan bir arkadaşlık yaşadıklarını söylemiştir.
Erkek zayıftır. Doktoru, askeri, çobanı fark etmiyor.
Avukat Centurbi Malena'yı büyük bir beladan kurtarmıştır, ama Malena'yı yeni bir bela beklemektedir. Centurbi, avukatlık masraflarını ödemeye gücü yetmeyen ve cüz'î bir para verebilen Malena'ya "sana ve babana bakarım" diyerek zorla sahip olur. Bu Malena için çaresizliğin ilk acısı olduğu kadar yaklaşan felaketin de habercisidir. Aslında Avukat Centurbi, Malena ile gerçekten evlenmek ister, ama annesi Malena gibi bir fahişeyi asla ailesine katamayacağını söyleyerek ayakkabı ile kovalar oğlunu. Centurbi çaresizdir. Malena'ya sahip olmak için her şeye karşı koymak gerekmektedir ve (Renato'nun ifadesiyle) annesinden izinsiz banyo bile yapamayan Centurbi, bunu göze alamaz.
Tek Çare: Halka İstediğini Vermek
Kimsesiz kalan Malena, savaşın ve günbegün artan tacizlerin etkisiyle kuru ekmeğe muhtaç hale gelir. Kasabanın postacısı Antonio'dan mecburen yardım ister, postacı ona un, şeker ve biraz ekmek getirir. “Ödeme için canını sıkma, bir kolayını buluruz” diyen postacı, saçlarını okşadığı kadına hayatın yeni bir darbesini vurur. Bu sırada şiddetini artırarak süren savaş kendini gösterir, kasabanın üzerinden uçaklar uçmaya başlar ve kasabaya inen bombalar Malena'ya bir acı daha yaşatır. Babası Profesör Bonsignore'un evi yıkılır ve Malena babasını da kaybederek iyice yalnızlaşır.
Bir cenaze merasimi düşünün ki, babasının tabutunu izleyen, siyahlara bürünmüş bir kadının arkasından yürüyen gençler azgın bakışlarla bu acılı kadının kalçalarını seyrederek içlenmektedir. İnsana “e yuh artık” dedirten bu manzara aslında eğer erkek, hayvanî yönünü günyüzüne çıkarırsa neler yapabileceğine de çok güzel bir örnektir. Malena'ya başsağlığı dileyen her erkek kulağına bir teklifte bulunur. Kimi "teklifimi unutma" der, kimi "her zaman yanındayım", kimi “senin için buradayız”, bizim postacı ise "aynı saatte" diye fısıldar kulağına. Malena, vahim gerçekle yüzleşir: Artık namusuyla yaşama imkânı kalmamıştır. Tek çaresi vardır; halka istediğini vermek.
Önceleri kendisine yiyecek getiren Antonio ile birlikte olan Malena, Antonio'yu kullanarak evine gelen komutan Salvatore'ye de boyun eğer. Aç ve açıkta olan Malena'ya her perşembe gelmek istediğini söyleyen komutan Salvatore, Malena'ya öyle iğrenç bir şekilde yaklaşır ki, adeta kadının bütün onuru kaybolur. Malena artık dayanamaz ve o muhteşem saçlarını keser, (kesilen ve son kez bakılarak terk edilen saçları değil aslında insanlığıdır), kızıla boyar ve kasabanın meydanında, o şuh bakışları ve mükemmel hatlarıyla orta yerde bir masaya oturur ve sigarasını çıkarır. Bütün erkekler sigarasını yakmak için başına toplanır ve Malena'nın hayatında yeni bir dönem başlar: O artık para karşılığı ilişki kuran bir fahişedir.
Burada duralım ve bir soru soralım; Namusuyla yaşamak isteyen Malena, neden o kasabayı terk ederek başka bir yerde yeni bir hayat kurmayı düşünmeden kendisini acımasız erkeklerin kucağına bırakır? Kendi köyüne dönmek neden bir tercih değildir? Yönetmen Guiseppe Tornatore filmin senaryosunu Luciano Vincenzoni’nin kısa bir hikayesinden alarak senaryolaştırmıştır. Vincenzoni, Malena’nın maHalimsı öyküsünü, kendi hayatından, cazibesiyle onda bıraktığı etkiyi asla unutamayacağı, 2. Dünya Savaşı esnasında kasabalarını altüst eden bir kadının hatıralarından etkilenerek yazmıştır. Yani, hikayemiz gerçek bir hayat hikayesine dayanmaktadır. Oturduğun yerden konuşmak kolay.
“Hadi şu sürtüğe hak ettiği cezayı verelim”
Malena kasabanın tescilli fahişesi ve Baron Ponta'nın metresi olan Gina ile arkadaş olur ve daha çok kasabayı işgal eden Alman askerleriyle para karşılığı Modemo Otel'de fahişelik yapar. Bu vahim gerçek karşısında çaresiz kalan Renato'nun, Malena'ya merhamet etmekten başka çaresi yoktur. Lütfen küçümsemeyelim, Renato Malena’ya aşıktır ve kim aşkının bir fahişe olmasına dayanabilir ki!... Renato baygınlık geçirir ve hastalanır. Annesi hastalanan Renato'yu papaz efendiye götürür. Papaz çocuğa bakar ve "hanımefendi çocuğunuzun içine şeytan girmiştir" der ve büyüyü bozacak dualar okumaya, ayinler düzenlemeye başlar. İlginç olduğu için aktarmakta fayda buluyorum. Renato bu sorunları yaşarken annesi çocuğunda büyü olduğuna, babası ise artık erkek olduğuna inanmaktadır. Anne çocuğunu papaza götürürken baba geneleve götürür. Gariptir ki, babanın yöntemi çocuğu kurtarır.
Derken savaş biter ve ABD'nin yardımıyla İtalya, Alman askerlerini ülkesinden kovar. Halk Amerikan askerlerini sevgiyle kucaklar. Şenliğin hemen ardından kalabalığın arasından bir kadın (dişçi Cusimano’nun karısı- bu kadına dikkat, ileride bambaşka şekilde karşımıza çıkacaktır), "Hadi şu sürtüğe hak ettiği cezayı verelim" diye bağırır ve halkı kışkırtır. Malena saçlarından sürüklenerek sokağa fırlatılır, ondan nefret eden bütün kadınlar tarafından "erkeklerimizi elimizden almanın" cezası olarak fecî şekilde dövülür ve kasabadan kovulur. Malena yanına küçük bir valiz alır ve Messina trenine binerek kasabayı terk eder. Bitkin, yorgun, üzgün ve çaresiz Malena'ya halk hak ettiği cezayı vermiştir. Hakk'ın sesi Malena'ya bu kasabada hayat hakkı tanımamaktadır. Giderken onu sadece kendisi gören Renato "Ma La'more no"yu dinlediği plağı denize atar. Aşktan umudunu kesmiştir.

Aradan zaman geçer, bir gün kasabanın meydanında bir araba durur ve içinden tek kollu bir adam çıkar. Bu, öldüğü söylenen Malena'nın kocası Teğmen Nino Scordia'dan başkası değildir. Ölmemiştir, savaşta kolunu kaybetmiş, sonra mahkum olarak Hindistan'a sürülmüş, savaş bitince de geri dönmüştür. Kimse ona söylemeye cesaret edemez. Bir zamanlar Faşist parti sekreterliği yapan ve Malena'nın zayıflığından faydalanan Komutan Salvatore artık emekli olmuş, devir değişmiş, komünist Parti'ye üye olmuştur. Nino, Salvatore'ye Malena'yı sorar ve hakaretler eşliğinde "Git, Sicilya genelevlerini dolaş, belki rastlarsın karına" cevabını alır. Uğruna cephede savaştığı halktan yardım alamayan Nino, bir de üstüne kendisi cephedeyken karısına tecavüz eden komutan Salvatore'den yumruk yer. Tek koluyla ayağa kalkamayan savaş gazisine yine Renato yardım eder. Olan bitene artık sabredemeyen Renato akşam Teğmen Nino'ya bir mektup yazar ve ona Malena'yı en son Messina trenine binerken gördüğünü söyler. Nino trene biner ve Malena'yı aramaya gider.

İyi Şanslar Bayan Malena
Aradan zaman geçer. Bir yıl sonra kasabanın meydanında şaşılacak bir şey olur. Herkes hayret içindedir. Bütün bakışlar bir yöne çevrilir. Gelenler Malena ve kocası Nino'dur. (Bence o enfes müzikle birlikte filmin en güzel sahnesidir). Halk şaşkın, kimseden çıt çıkmaz. Herkesin faydalandığı, istismar ettiği, iğrenç zevklerine alet olarak kullandığı Malena, kocasının kolunda kasabaya dönüş yapmıştır. Aslında bu sessizlik, bir mahcubiyetin değil, bir korkunun sessizliğidir. Nihayet, Nino, kasabada tekrar düzen kuracak, Malena kendisine kötülük yapanları kocasına (belki de) haber verecek, kılıçlar çekilecek, hesaplar görülecektir. Ya da tam tersi… Halk balık hafızasını kullanarak, hiçbir şey olmamış gibi, eski günlere geri dönecektir.
Birkaç gün sonra Malena pazara alış veriş için gittiğinde bütün gözler ona döner. Yine aynı şey olur ve kimse onunla konuşmaya cesaret edemez. İlk sözü bir yıl önce "Hadi şu sürtüğe hak ettiği cezayı verelim" diyerek Malena'yı saçlarından tutup meydan dayağı attıran dişçinin karısı söyler: "Bon jorno senyöra Scordia." Bu, halkın Malena'yı tekrar kabullendiği andır. Halkın sesidir bu, "Şimdi kocanla birliktesin, erkeklerimizi elimizden almaktan uzaksın, yüzüne bakıp merhaba diyebiliriz."
Malena, çantasını doldurur, evine giderken pazar çantasının içindekiler dökülür. Renato hemen yardıma koşar ve patatesleri verirken eline dokunur. Bu Renato'nun Malena'ya ilk dokunuşudur. Malena giderken, "İyi şanslar Bayan Malena" diyen Renato'ya kırık bir tebessümle cevap verir. Film Renato'nun şu sözleriyle biter: "gücüm yettiğince çevirdim pedalları, sanki kaçarcasına, özlemden, masumiyetten, O'ndan. Zaman akıp gitti ve ben birçok kadını sevdim ve samimi oldukça bana onları hatırlayıp hatırlamayacağımı sordular. Ben de onlara, "Evet, sizleri hatırlayacağım" dedim. Ancak içlerinden biri vardı ki hiç unutamadığım ve bana bunu hiç sormamış olan; Malena"
Malena: Yasak Meyva
Bir tespitte bulunmak lazım: Malena, hepimizin içindeki yasak meyvaya uzanan bir zevki sembolize eder. O bizim, insan olmamız, Adem olmamız, yetinmeyen, kanaat etmeyen, hep daha fazlasını isteyen bir varlık olmamız hasebiyle, beşer yönümüzün acziyetidir. Bütün erkeklerin Malena karşısında aciz kalışı, o kasabanın erkekleri sapık olduğu için değil, insan olarak, erkek olarak doğalarına uygun olanı yapmalarından ileri gelir. Hep daha fazlasını, en fazlasını isteyen insan doğası, Malena’yı tabi ki isteyecek, ona kavuşmak için her türlü hileyi caiz görecektir.
Malena bir dönem filmi. Tarih, sosyoloji, din, siyaset, savaş, açlık, aşk, yalnızlık, şehvet gibi birçok konunun anlatıldığı filmin (benim anladığım kadarıyla) en çok dikkate değer yönü Malena şahsında insanlığın trajedisini yansıtmasıdır. Halk kendisi gibi olmayanı dışlar. Malena, Tanrının bir takdiri olarak sıradan halkın arasına karışamayacak kadar güzel bir kadındır. Mahallenin en güzel kızına halk nasıl muamele ederse, Malena'ya da aynı şekilde davranır. Ki biz, Malena’yı Renato’nun, 12-13 yaşlarındaki bir çocuğun gözlerinden izlemekteyiz. Malena’yı ve tercihlerini masumlaştıran bir bakış sunmanın yanı sıra, bu durum, Malena’yı şehvetli bir kadın olmaktan çok masum bir kurban olarak sunar bize. Bu anlamda, eğer biz, bu olaylara bir çocuğun gözüyle değil de, bir yetişkinin gözünden yaklaşsaydık, halkın neden böyle bir tavır sergilediğini daha iyi anlayabilirdik. Zira o zaman, biz de o halkın arasında olduğumuzu rahatlıkla görebilirdik.
Bu Böyledir!
Halk böyle değil midir zaten: Güzel olursun iffetsiz derler, çirkin olursun yüzünü görmek istemezler, yakışıklı olursun güvenmezler, tipsiz olursun dalga geçerler, zengin olursun çaldı derler, fakir olursun ahmak derler, müdür olursun soytarı derler, hizmetçi olursun kullanmak isterler, düşersin akıllı olsaydı derler, çalışırsın enayi derler, kırk yıl sırtında taşırsın ancak severler, bir gün indirirsin senden kötüsünü bilmezler... "Kalabalık dibini görmediği şeyi uçurum zanneder" diyor Nietzsche, sıradan olmak, normal olmak, herkes gibi olmak, herkes kadar olmak bu yüzden mutlu yaşamanın anahtarıdır. Puşkin haklı; “Hayat ya huzuru, ya da özgürlüğü verir, ikisi yan yana olamaz. Huzur, alçakgönüllü bir şekilde teslim olmayı gerektirir ve bu huzurun özgürlükle ilişkisi yoktur." Ama bazıları istese de bunu başaramazlar, Malena aslında teslim olmaya razıdır, ama halk güzellik ortalamasının çok çok üstünde olan bu kadına kucak açmak ve onu kazanmak yerine ona iftira atıp düşmesini beklemeyi tercih eder. Kolay değil, başını yastığa koyduğunda yanında duran kocası için "acaba onu düşündüğü oluyor mu?" diye aklından geçiren bir kadın Malena'yı nasıl sevsin?
Aslında asıl adı Magdalena Scardio olan (ki bunu mahkeme salonunda öğreniyoruz. Kendisi de onun hayranı olan hakim Malena'yı Magdalena Scardio diye çağırır duruşmaya) Malena'nın şahsında yönetmen Tornatore, Maria Magdalena'ya gönderme yapar. Malena'nın aklanmak için açtığı davanın görüldüğü mahkeme sahnesi insanlığın yargılandığı sahnedir bir bakıma. Hristiyan teolojisinde fuhuş yaptığı için dövülen ve Hz. İsa'nın o meşhur "Günahsız olan ilk taşı atsın" sözünü söyleyerek linçten kurtardığı Maria Magdalena'ya (edebiyat tarihinde birçok defa) son yüzyılda Kazancakis'in 1954 yılında yazdığı ve kilise tarafından aforoz edilmesine neden olan Günaha Son Çağrı romanında bir başka şekilde rastlarız. Çocukluğunda İsa ile arkadaş, genç kızlığında ona aşık olan Magdalena, İsa kendisi ile evlenmeyince ondan intikamını bütün erkelerle birlikte olarak alan bir kadındır. Ta ki, bir gün İsa onu fahişelik yaptığı evde ziyaret edinceye kadar…
Erkek Taşıyamayacağı Kadınla Evlenmez
Magdalena, Hz. İsa'nın eliyle insanlığın yargılandığı sembol bir şahsiyettir. Aslında hiç kimse Malena'yı suçlayacak kadar günahsız değildir. Fakat Malena, Magdalena kadar şanslı değildir, çünkü onu kurtaracak bir İsa yoktur etrafında. Yönetmen bir anlamda Malena özelinde "İsasını kaybetmiş insanlık" mesajı vermektedir dünyamıza. Bu dünya acımasızdır ve artık onu durduracak ve kalplerine sevgiyi aşılayacak bir İsa'sı da yoktur. Sadece olan biteni seyreden ve elinden hiçbir şey gelmeyen bir çocuk vardır Malena'yı seven. İsa'nın merhameti gitmiş, kadınlar ve erkekler zalimleşmiş, bir çocuğun saflığı kalmıştır geriye. Filmde bu temanın işlenişi de şayan-ı dikkattir. Aktaralım: Renato, Malena'yı izlemeye başladığı günlerde O'nun çektiği sıkıntıları görünce, kiliseye gider ve bir aziz heykeline mum dikerek Malena'ya yardım etmesini ister. "Senin için her gün bir mum yakacağım. Hatta Pazar ayinine bile gelirim. Ancak Malena Scordia'yı bu insanlardan korumalısın. En azından birkaç yıl... sonra ben devreye gireceğim." dediği heykelle adeta sözleşir. Ancak avukat Centurbi’nin Malena'ya zorla sahip olduğu gecenin sabahı kiliseye tekrar gelir ve aziz heykeline şunları söyler: "Onu bağışladım. Bunu avukatın ücretini ödemek için yaptı. Sadece bir kere... Bir daha asla tekrarlanmayacak. Ama anlaşmamıza uymadın" Renato heykele vurur ve kolunu kırar. "şimdi ödeştik." Burası aslında, "Bütün bunlar olurken Tanrı neden seyretmekle yetiniyor?" isyanıdır. Bir başka ifadeyle, dinlere yöneltilen "Bütün bu acılar çekilirken Tanrı neden müdahale etmiyor?" itirazının değişik bir ifadesidir. Burada Karamazof Kardeşler'de İvan'ın Alyoşa'ya "Tanrı varsa çocuklar niçin ölüyor?" diye sorduğu sahneyi hatırlayabiliriz. Tanrıdan beklediği yardımı göremeyen Renato, ona küser.
Güzel Kadınların Kaderi: Yalnızlık
Güzel kadınların kaderi böyledir. Erkek taşıyamayacağı kadınla evlenmek istemez. Evlilik orta yolu tercih etmektir. Ne seni aşan bir kadın istersin, ne de senin karşında ezilecek. İnsan taşıyabileceği yükün altına girmek ister ki evlilik kurumuyla toplumun bize söylediği de budur. "Seni aramıza alabileceğimiz bir şekle girmelisin ki, seni taşıyabilelim." Malena bir erkeğin taşımaya cesaret edemeyeceği kadar güzeldir. Aç ve küstah bakışlarıyla yiyecekmiş gibi bakan ve ne zaman yoldan çıkacağını merakla bekleyen erkekler ve o erkekleri elinden aldığını düşünen kıskanç kadınlar onu asla içlerine almak istemezler. Malena, yasak meyvadır. Yediğimiz zaman ağır bir bedel ödeyeceğimiz muhakkak. Hangimiz ailemize, inançlarımıza, çevremize, geleneğimize ve alışılmış kalıplara, hayatın kendisine meydan okuyarak böyle bir kadını eş almayı göze alabiliriz ki!... Bu yüzden dışlanmak, kullanılmak ve yalnızlık güzel kadının kaderidir. Marilyn Monroe’nun hayatını düşünün. Bizler sıcak döşeğimizde ölmeyi beklerken işkence dolu bir gecenin sabahında yüksek dozda Barbitürat’tan ölen Monroe’nun günlüklerini okumaya hangi yürek dayanır?
Malena özelinde bütün şuh kadınlar için bir yol ayrımından bahsedebiliriz: Namuslu bir hayat yaşamak istiyorlarsa becerebildikleri kadar halkın ortalamasına inmelidirler. Başka türlü de kendisini kabul ettiremezler. Filmin sonundaki sahneyi hatırlayın. Nasıl bir aydının namusunu muhafaza etmesi zorsa güzel bir kadının da namusunu muhafaza etmesi aynı derecede zordur.
Dünyanın düzenini biz koymadık, önümüzde iki seçenek var: Ya en acı bedelleri ödemeyi göze alarak Malena’yı (Nino Scardio gibi) sahiplenir, ona da herkesin hak ettiği kadar yaşama hakkını veririz, ya da herkes gibi onu dışlar ve kurulu düzenimize, mutlu hayatımıza geri döneriz. Kararımızı verirken aklımızda bulunması gereken bir gerçek daha var: “Uçurumları sevenin kanatları olmalı.”

FİLMİN KÜNYESİ
MALENA
|
Yönetmen: |
Giuseppe Tornatore |
|
Yapımcı: |
Harvey Weinstein |
|
Senaryo |
Luciano Vincenzio |
|
Müzik: |
Ennio Morricone |
|
Süre: |
109 dk. |
|
Ülke: |
İtalya |
|
Dili: |
İtalyanca |
OYUNCULAR
- Monica Bellucci (Malena Scordia)
- Giuseppe Sulfaro (Renato Amoroso)
- Luciano Federico (Renato'nuın babası)
- Matilde Piana (Renato'nun annesi)
- Pietro Notarianni (Prof. Bonsignore)
- Gaetano Aronica (Malena'nın kocası)
- Gilberto Idonea (Avukat Centurbi)