bigblueBelki de ilk kez filmin esas oğlanı benim adamım oldu. Evet, Jacques Mayol benim adamım. Esas oğlan hep en yakışıklı, en cesur, en karizma olduğundan benim gibi keşfedilmemiş esas oğlan taslaklarında (her erkek izleyici esas oğlan taslağıdır) hasetten naşi bir düşmanlık uyandırırlar. Hasedimizin kökeninde öykünme gizli olduğunu söylememe gerek yok tabii. Ama ben sarhoş oldum ve görüşüm bulanıklaştı esas oğlan Jak mı deniz mi ayırt edemez oldum. Varoluşsal bir yaklaşım deneyip Jak ve Enzo denizin aydınlık ve karanlık iki yüzüdür diyebilirdim. Denize tabi ve teslim olan Jak ve denizi boyunduruk altına almaya çalışan Enzo. Ya da daha aşkın bir yaklaşım, doğanın kucağındaki insanın bu doğallık halini hor görmesi, kendi bedeni de dâhil tüm doğal kısıtlara isyan eden gök kaçkını ya da kovulmuşu ruhun tatminsizliği olabilir. Ama bunlar ağır laflar, filmin büyüsünü bozuyor.
İddiasız Jak nasıl bir yoldan geçti de içindeki dalga ile dışındaki hayatın dalgası üst üste binip sınırsızca büyüdü? Enzo'nun her dalış denemesinde şimdi ölecek gerilimine girmeme karşın Jak daldığında birazdan çıkar gevşekliği vardı bende. Sanki Jak ‘ın kendisi de bir sudur ve dalınca sadece denize karışıyor. Teknenin hemen altındaki babasını yutunca denize karşı içinde bir nefret büyütüp beslemediyse bunun tek nedeni denizde bir zamanlar kendisini terk eden annesini bulması değilmiydi? Johanna'ya yunuslarının resmini göstererek "işte benim ailem" demesi aslında "benim ailem denizdir" demeye gelir. Yunus denizin dile gelmesi, somutlaşmasıdır. Yunusla iletişim kurarken o denizle konuşmaktadır.

Deniz, Enzo'da meydan okumasının bir aracıyken Jak'ta dişiye karşı duyduğu meraktır. Bu dişi hem kendisini terk eden tanımadığı annesi hem de Johanna'yla birlikte olduktan sonra gecenin geri kalanını birlikte geçirdiği sevgilisidir. Aslında Johanna da dişiliğiyle denizin bir parçasıdır Jak'ın dünyasında. O yüzden Onunla ya da denizde yunusla olmak arasında fark görmez. O yüzden gece yarısı karanlık sulara son dalışını yaparken ipi Johanna'ya çektirir. Johanna ise sevdiği erkeği, en az kendisi kadar seven bir başka kadına vermektedir. O an bunu gerçekten hisseder.

Denizin altı Jak'ın düşleridir aynı zamanda. Somutlaşmış deniz olan yunus'u gece düşünde gündüz denizde görür. Gittikçe düş ve gerçek birbirine karışmaya başlar. Düşlerindeki denizin merakıyla denize dalıp düşünün izini sürer. Zaten seyirci, zifiri karanlıkta zifir bir denize dalan Jak'ın denizi yani yunusu karşısında bulmasının rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu Jak gibi ayırt edemez. Edemez çünkü ikisi birleşmiş; düş deniz, deniz düş olmuştur.

İster istemez aklıma Mobidik geldi. Enzo'da Ahap'ı buldum. Bu filmdeki gibi orada da balık denizin kendisidir. Ahapları Enzoları kendisine çeken nedir? Erkeğin iktidarının bir serap olduğunun fütursuz bir simgesi mi? Serabın gerçek olduğunu kanıtlamak için içi boş meydan okumalar, yıllar süren yolculuklar erkek olmanın belki de kaçınılmaz ama sonu hep baştan belli bir gereğidir. Deniz hayatın ta kendisidir ve dişidir. Erkeğin yolculuğunun bundan başka alanı yoktur. Aslında her yolculuk kendine yapılır ya.