"Gerçek şair kimdir?" diye sorarsanız, "ben" diyebilendir, diyorum. Ben diyebilmek uzaklık ister. Uzaklaşan, yakınlaşır. Neden uzaklaşıyorsa, o şeye yakınlaşıyor demektir.

Yunus, "Bir 'Ben' var benden içeri" demedi mi? Yunus bu sözüyle iki "ben"i birleştirdi. Gerçekte arasını ayırdı, ayırmakla da birleştirmiş oldu. İki ayrı ben tespit etti, sonra "içeri" dedi. Kimden içeri? Yunus'tan içeri; Yunus'un dışında mı benlik? Demek, o kadar yakın olan yakınlığı nispetinde uzak olur. Hakk nere, Yunus nere? Çünkü O, ete kemiğe büründü, Yunus diye göründü. Görünen ne? O; yani, "Ben", Yunus diye görünüyor. Yunus'tan içeri olan Ben, Yunus'tan dışarı olan ben'den içeri... Yunus'tan dışarı olan ne ki? Var mı öyle bir şey?

 

 "Ene-l-Hakk", "Ben Hakk'ım" demek ise de, bir mânada "Hakk olan 'Ben'dir" demektir. Yani gerçek varlık tek bir "Ben"dir. Sadece Ben diyebilen kimdir? "Hakk"tır.

Yunus, bu sözü söylemekle tenzih (ayırma / soyutlama / uzaklaştırma) ile teşbihinin (yakınlaştırma / benzetme -ki, benzeyen yakındır- / somutlama) arasını buldu. Çünkü Müslümanlar "orta yol"u takip ederler ve ruh ile beden, mâna ile madde, latif ile kesifin arasını bulurlar.

 

Yunus, benden içeri demekle "Hakk"ın Ben'ini kendi Ben'inden tenzih etti. Hallac, "Ben Hakk'ım" demekle "Hakk"ın Ben'i ile kendi ben'ini teşbih etti. Birisi Hakk'tan kendi öz'üne indi, öbürü kendi'sinden Hakk'a çıktı. Yunus, iki ben'in arasına çizgi çekmekle daha nebevi bir bakış ortaya koydu.

Şair, varlığının hangi soyut unsuruyla kendini ifade eder? Kelamıyla. Bu, şair kendi ben'ini kelam kalıbıyla takdim eder, demektir.

 

Şiir konuşulması âdet haline gelmiş bir lisan düzleminde kendine yer bulamamış ve bundan dolayı bir üstdil binası inşa etme gayretine girmişse, şair de bu üst dilin ifade binasının en güzide köşesine kendini oturtmak mecburiyeti içindedir ve bunun farkına şuuru vesilesiyle varırsa o zaman 'ben' deme hakkına sahip olur. Şairin ben'i, şiirinin üstdil kalitesine oranla açık edilme istidadı taşır. Dilin ne kadar halkın konuşageldiği dilden tenzih edebilirse ben'liğini de halkın ortak ben'liğinden üste sıçratır.

Sıçrayan bu benlik ya Hakk'ın Ben'liğine yaklaşık olur, ya da Şeytan'ın ben'liğine doğru dip yapar. Her iki uzaklaşma da, vasat insan benliğinden artı veya eksi uzaklaşmayı getirir. Bu uzaklaşma lisan aygıtı ile gerçekleştiğinden vasat dil terk edilir ve dil ya Hakk'ın üslubuna yakın bir surete bürünür veya inkârın edebiyatını selamlama eylemine vasıta olur.

 

İman dairesinde duran şiir, kendini üst dile doğru tenzih eder. Şair de ben'liğini vasat ben'likten münezzeh kılar. "Ben" dediğinde ise kabuk ben'inden sıyrılmış, Hakk'a yakın bir ben'liğini ilan etmiş olur.

Küfür dairesinde lisanını gezdiren bir şair de, kendi ben'liğini Hakk'ın benliğinden münezzeh kılar ve vasat ben'likten Firavuni ben'liğe doğru düşüşe geçer. Dilini de Şeytan'ın diline yaklaştırdığı nisbette vasat dilden uzaklaştırır ve böylece Hakk'ın dilinden ciddi şekilde uzaklaştırmış olur.

Arada yol tutanlara gelince... Onlardan şair olmaz, şiir çıkmaz. Çünkü onlar "ben" diyemezler ve vasat "ben"in karanlığında gezerler. Üst dil de oluşturamazlar.   

Gerçek şairler kafirliği hakkıyla yapabilenlerdir. Gerçek şair, lisanı "Ene-ı-Hakk" ile "Ene Rabbükümü-l-Ala" arasında gezdirir çünkü, vasatın üstünü örterek vasata küfr eder.