MURAT EROL

AŞKIN SİMYASI

 

Yağmur yağıyor. Sen geliyorsun aklıma. Hareli gözlerin. Islak bakışların. Bitik umutların.

 

Seviyorsun biliyorum. Aşkını nasıl izhar edeceğini ve yaşayacağını bilmediğini de biliyorum. Seni tanıyorum. Çünkü seviyorsun. Seven gönül yapancım değildir. Ben de yaşadım. Bir Haziran günüydü. Güneş vardı ama yine de soğuktu. Kış yeni gitmişti. Kuşlar yeni yeni çekinmeden ötüşmeye başlamışlardı. Sokaklar dolusu insanlar vardı. Ben vardım. Tek başıma. Aciz bir aşık rolündeydim. "Aşkın bir itiraf oluşu" gerçeği karşısında bocalıyordum. Anlayacağın seviyordum ama açıklayamıyordum.

Ölüyordum ama seviyordum

Şiir yazıyordum ama seviyordum.

Yanıp kül oluyor da seviyordum.

Zaman geçti. Değişti bir şeyler. Şiirlerimi yaktım. Yanmalarımı, ölmelerimi unuttum. Kül oldum, külümden oldum.

Anlıyorsun değil mi? Seni tanımam ve anlamam için bunlar yetmeli. Sabahlayışlarını anlıyorum çünkü yaşadım. Evet sabahladım. Hem de sürekli duanın aydınlatıcı ışığına sığınarak. Her seher vakti duanın aydınlık umudu kaplamış oluyordu gönlümü. Her doğan gün yeniden varoluyor, dünyayı yeniden yaşıyordum. Yeniden, yeni-dem...

 

Sevdiğin senin için aşkı tattıran olmalı. Aşkı onda bilecek ve tadacaksın. Sonra kutlu aşkı dilemelisin. Aşk budur zaten. Aşk yetinmemek, hep istemektir. Yeter ki tanı onu. Aşk denilen gönül eyleminin öğrenmem için sana küçük bir kıvılcım gerekiyordu. İşte sen o kıvılcımı aldın ve yanman lazım gelir şimdi. Kıvılcım oka dönüşür de, kor ateşi karşılayamaz bunu bil. Doymamalısın bu kıvılcımla. Hep istemelisin. Sonsuz aşka ancak böyle varabilirsin. Seni tanıyorum ve gönlünün küçük bir kıvılcımla yetinmeyeceğini de biliyorum. Ey gözleri hareli kız. Aşk bir insani eylemdir. Utanmayasın. Her kim aşktan habersiz ise, tez elden gönlünü uyandırsın.

 

Biliyor musun, bütün bunlar senin aşkı öğrenmen içindi. Evet, evet yani bütün bunlar senin aşkı tanıman için bir kudretli el tarafından düzenlenen bir oyun. Ben d esenin gibi aşkı öğrendim. Hayır, âşık olmayı değil, aşkı yaşamayı değil, aşkı tanımlamayı değil. Ben sadece aşk denilen gönül eyleminden haberdar oldum. Diri ruhlarda aşkı gördüm sadece. Seni anlamak hiç de zor olmuyor benim için. Seni dinliyorum gözlerimi kapatarak ve kulaklarımı tıkayarak. Seni dinliyorum, seni yürekten, yürekle dinliyorum. Ve senden aşkını dönüştürmesi istiyorum. Evet, kıvılcımı kor aleve dönüştürmeni buyuruyorum sana. Her şeye rağmen zordur aşkın simyası. Zor eylemdir. Aşkı tatmak bir basamak. Yaşamak daha üstü. Ve aşkta yok olmak, onda fenaya ermek en üstünü: AŞKULLAL...

 

Bilir misin ey gözleri hareli kız! Aşkın da simyacıları vardır. Gönülleri aşkın sahibini terennüm eden. Her daim duadadırlar sana, bana ve bütün insanlığa. Göz pınarlarının nemidir içinde boğulduğumuz. O nemli gözlerden süzülen bir nur vardır yüreklerimizi delen. Onlar gecelerimizde yıldızdırlar. Söyle biz o yıldızlara göre yönümüzü tayin etmez miyiz? Uzarınız ama ulaşamayız. Uzanırken ellerimiz bir ışık düşer avuçlarımıza ve oradan yüreklerimize. Sen hiç karanlıklarda o yıldızları gördün mü? Ve onlardan yayılan ışığı içinde hissettin mi? Anlıyor musun aşkın da simyacıları vardır, gönüllerimizi ellerine bıraktığımız.

 

Seni anlıyorum, şimdi senin de beni anlamaya başladığını biliyorum. Beni dinlediğini hem de bütün varlığında dinlediğini görüyor gibiyim. Duygularının tercümanı olduğumu düşünüyorsun. "Tıpkı benim gibi" diyorsun. Elinin havalandığını, çarpıntını bastırmak için kalbinin üzerine koyduğunu da görüyor gibiyim. "Ama nasıl olur" diyorsun. Olmalı. Olması gerekli.

 

Şu an içini bir soru işaretinin kapladığını tahmin edebiliyorum. "Nasıl, nasıl, nasıl..." diye bir ses haykırıyor gönlünde. Her şey sana bağlı. Küçük bir kıvılcımın kor bir aleve dönüşmesi zordur. Yükü ağırdır. Yürek kuvveti, gönül derinliği ister. Izdıraplıdır. Aşkla bağlanma ister. Yalnız olmak zordur. İşte bu yüzden dizlerimi kırıp, boynumu büküp, çöküveriyorum bir aşk simyacısının dizlerinin dibine. Ve bütün sükûnetimi muhafaza ederek "Gönüllerimize aşk tohumları eken siz değil miydiniz?" diyor ve susuyorum. Benliğimi atıp, aşkımı ellerine bırakıyorum. Ki yoğursun, dönüştürsün. Yok, olayım, yoklukta varlığa ereyim. Daha ne diyeyim onunla aramızda "ben yok".

 

Ey gözleri yeşil ve hareli kız! Aşkın simyasını öğrenmen için kara gecelerde, kuytu köşelerde ölmelisin. Aşkın simyacılarını bellemelisin. Sonra zikr-i hafide anlamın her yönden değiştiğini, dönüştüğünü göreceksin. Anlıyor musun çökmelisin bir aşk simyacısının dizleri dibine ve "ben yok" demelisin. Aşka aşık olacak ve yanacaksın ta ki dem tutana dek.

 

Seviyorsun biliyorum, seni anlıyor ve tanıyorum. Yüreğinin bende olduğunu biliyorum. Depreşiyor duyguların. Bir yanın hep kanıyor. Bir set var gönlünde, sen, sana genel. Zamanı gelince yetkinleşeceksin sen de. İşte o zaman "O bir aşk simyacısıdır" işaretimle senin de bir yıldızın olacak. Yolunu, yönünü Ona göre tayin edeceksin. Ulaşmak için ellerini uzatacaksın ama sadece ışığı düşecek avuçlarına. O ışık yüreğindeki kıvılcımı kor bir aleve dönüştürmende sana umut olacak. Ve bir gün anlayacaksın, aşkın bir boyutundan diğer b ir boyutuna geçişin, karanlılarda bir aşk simyacısının yani bir yıldızın yol göstericiliğinde olduğunu.

 

Yağmur hala yağıyor. Sen hala aklımdasın. Hareli gözlerin. Yanan yüreğin. Bitik umutların. Ve sen. Sen...