KAFES

Mecid SADIK

 

Korkunç ve ihanet ve sevmek ne kadar?

kara görmüş tayfa hıncıyla koşarken

bu fırtına da neyin nesi

varmak istediğim sahil daha netleşmeden.

Buğulu gölün karnında yağmuru dinlemek

olsa olsa bir avuntudur bugün

beni gördüğünü haykırmadan görmek

camı açarken yağmuru durduran gücün.

İnanmazsam güneşin beni yaktığına

nasıl karşılarım yağmurun şefkatini

oysa ne zaman, kim söyledi bana

güzelin gizli kalmaktan bezdiğini

en bakir duygularla katilin

cinayetler işlediğini.

Gidenlerin ardından

kalanlarla yetinmek niye t

ek bir ağıt bile yakmadan

herkesin ölümünü beklemek niçin?

Ben de herkes gibi

yalancının mumunu üflemek zorundayım

çocukları doktor yapan oyun gereği

İşte! Soruyor kızıl ihanetim

sevmek bu denli insancıl mı ki.

 

Kimseyi aldatmadan gülebilmek

bahar hüzünlerim gibi sahte

ve doğal bir yaşamaksa,

neden saçlarını okşuyor gece

doğmamış yavrumun yüzü gülmüyorsa.

İlk bakışlara lanet edişim

yargıçların insafına kalsaydı

beynimi özgür belleyip

rayların üstüne yatabilirdim

belki de, dalgalarla rakseden ruhuma

vartada salınmayı yazgı seçerdim.

Yeter ki

tek gözüyle bir adam

zorba kılıcını göğsüme çekip

istasyonu geçtiğimi söylemesin.

 

Bir yol göründü fallarda çıkmayan

hep yarım kalan, kitapların sonunda

dokundukça büyüyen bir yol

büyüdükçe yükselen, elbisemin altında.

Atımı ensemde koştuğum yol boyunca

ne korkunç ihanettir sevmek

kalbimin hatırını yabansadıkça.

Kanımın damladığı her akşam

yaşanmamış günlerin hatırasıdır

bu gece yeniden, bir kez daha anlasam

aşk, resimsiz bir intihardır.

 

Doğan, büyüyen ve ölen bedenimle

konuşmam artık yasak

biliyorum, çünkü öğrendim

adını izlediğim aşkla hayatı

ölümden sonra bulmaktır yaşamak.

Korkunç ve ihanet ve sevmek ne kadar?

Tanımadığım bir kadındır ölüm

öylesine sevecen, öylesine bahtiyar.