Descartes, ruh ile maddeyi birbirinden ayırdı. Ruhu, dünyevi aklın görüş alanı dışında ilan etti ve madde ile aklı anahtar-kilit gibi birbiriyle uyumlu gerçek iki cevher olarak kabul etti. Maddeyi idrak ediyoruz, şu halde gerçeklik maddededir, dedi. Dekart, böylece, ruhi akılla maddi aklı da birbirinden ayırmış oldu. Maddeyi ruhtan mutlak olarak tenzih etti. Dekart, Hıristiyan-Batı kültürü içinde yetişmiş bir filozof olarak Hz. İsa'nın dünyevi işlere karıştırılmaması gerektiğini de böylece ima etmiş oldu. Çünkü İsa Ruh'tur. Bu düşünce, Batı akılcılarının İslam filozoflarından( Örn. İbn-i Rüşt'ten) etkilenerek kiliseyi sosyal ve bilimsel alandan tahliye etme girişimlerine tümden Hz. İsa'yı maddi alan tasarrufundan men ederek destek çıkmış ve son noktayı koymuş olmalıdır.
Aydınlanmacı akılcıların bu tezi, insanı kesin bir çizgiyle ikiye ayırmış oldu. İnsan mana ve madde olarak iki parçadır ve mana şehadet aleminde görünür olmadığından dolayı kutsaldır ve O'nun işi Tanrı'yladır. Madde ise kendi determinel yapısı içinde insan aklının idrak alanı kapsamında varolabilen tamamen seküler bir unsurlar bütünüdür. Yani kutsal değildir. İnsan ve mevcudat için "kutsal olan-kutsal olmayan" şeklinde bir düel yapı tanımına gitmekle kartezyen düşünce, ruhun (mananın) egemenlik alanı ile maddenin egemenlik alanını birbirinden ayırmış oldu. Bu da ontolojik laiklik olarak tanımlanabilir.
İslam düşüncesi, köklerine Antik Yunan'da rastladığımız bu ayırım mantığına Gazali eliyle karşı çıktı. Bu düşünceye göre, kainat ilahi esmanın tecellisine aynadır. İlahi esma ise Allah'ın zatından ne ayrıdır ne de O'nun gayrıdır. Bu, şu demektir: İlahi esmanın tecelli düzlemi olan kainat, Allah'ın kendisi değildir fakat Allah'ın kendisinden tamamıyla ayrılmış da değildir. Dikey anlamda yaratma, sevketme noktasında Allah'ın tasarrufu dışında görülemez; yatay planda ise Allah, kainatın maddi suretlerinin faniliğinden münezzehtir. Çünkü Allah, Baki'dir.
İlahi isimlerin toplu halde en mükemmel tecelligahı insan-ı kamil' dir. İnsan diğer varlıklara nazaran daha mükemmeldir ve hatta o varlıkları teshir edebilecek kabiliyette yaratılmıştır. İlahi esma mükemmel olduğuna göre, kamil yansımasını varlığın en güzel kıvamda yaratılmış olanında gösterir. Bu tecelliyi en güzel şekilde gösterebilen insan-ı kamiller, peygamberlerdir. Ferdiyet planında ise bu peygamberlerin bir toplam mükemmelliğine sahip olan Hz. Muhammed (S.A.V.) dir.
Hatem-i Enbiya olan yani tüm nebilerin bütün özelliklerini en son mühürleyen Allah Rasulü, ilahi isimlerin en olgun şekilde mana ve zahirde tecellisini de mühürleyendir. Tamlık içerisinde ilahi tecelliye aynalık edebilen yaratılışıyla Hz. Peygamber sürekli kamillikte yaratılıyor oluşuyla Allah ile tam bir irtibat halindedir fakat beşeri faniliği/sınırlılığı bakımından Allah, O'ndan münezzehtir.
Buna göre, Allah, alemden münezzehtir; alem, Allah'tan münezzeh değildir. Allah, Allah Rasülü'nden münezzehtir; Allah Rasülü, Allah'tan münezzeh değildir. Allah Rasülü, alemden münezzehtir; alem, Allah Rasülü'nden münezzeh değildir.