Bir kıyaslama yapmak gerekirse, romandaki Ella, temsilî amlamda Mevlana ile, Aziz Zahara ise Şems ile özdeşleştirilmektedir. Neden Ella ve neden bir kadın? Bunu yazarımızın kadın olmasına vererek tercihine saygı duyuyoruz.
Mevlana'nın hayatı bir hakikat arayışından ibarettir. O bulduğuyla yetinmemiş, en büyük hakikatin peşine düşmüştür. Bugün biz, O'nu bu arayışı için seviyoruz. Yalnız biz değil, bütün dünya seviyor. Hazretin hayatından öğrendiğimiz bir gerçek de şudur: Hakikate yalnız gidilmez. Yoldaş gerek. Şems Mevlana'nın yoldaşı. Peki Şems öldükten sonra? Kuyumcu Selahaddin. Sonra? Çelebi Hüsameddin. Sonra? Snorası yok. Bütün bu saydığımız isimlerin asıl yoldaşı "Muhammed'den muhabbet oldu hasıl / Muhammed'siz muhabbetten ne hasıl" hakikatidir. "Ben Hz. Muhammed'in (S.A.V.) ayağının tozuyum" der Mevlana. Neden? Çünkü (tasavvuf literatürüyle konuşursak) alemin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı kişi O'dur. Kâinat hakiat-i Muhammediye'den vücuda gelmiştir. Aşk, Nur-u Muhammediye'den alır kaynağını. Evet, hakikate yalnız gidilmez. Hakikate aşkla gidilir ve aşkın kendisi Nur-u Muhammed'dir. Mevlana'nın kalbinden Muhammed'i çıkarın, ne aşk kalır geriye, ne şiir, arayış!
Mevlana ile Şems'in yaşadığı ilişkiyi nasıl yorumlamalı? Bu bir aşk mıdır? Eğer aşk ise nasıl bir içeriğe sahiptir? Hangi aşktan bahsediyoruz? Tasavvuf literatürü bilinmeden izah edilemeyecek ve burada anlatmaya kalkarsak yazının boyutlarını aşacak bir konu ile muhatap olduğumuz için romana dönmeyi tercih ediyoruz. Şems aşkın bahçesini şöyle tarif ediyor: "Şayet hoşlukları, kolaylıkları toplayıp, zorlukları bırakırsak buna "aşk" denebilir mi? Güzeli sevip çirkini elinin tersiyle itmek en kolayı. Esas mesele iyiyi de kötüyü de sevebilmek; ayrım yapmadan. Sadece hoşumuza giden şeylere şükretmede ne var? O kadarını Belh'in köpekleri de yapıyor zaten.(s.197) Asıl adı Celaleddin olan bir insanı Mevlana (Efendimiz)yapan, bu uçsuz bucaksız, hür denizin içinde yüzmenin verdiği ruh dinginliğidir. Burada gönül darlığından kurtulmuş, ruhundaki yaralar kapanmış, "aramakla bulunmaz yine de bulanlar arayanlardır." hikmeti tecelli etmiş bir insanla karşı karşıyayız. Artık yeni bir hasret başlamıştır Mevlana'nın gönlünde: En sevgiliye ulaşmak. Şems, Mevlana ile birlikte aşk bahçesine girmiş, her ikisi de bu bahçenin sahibine aşık olmuştur. Artık ne Şems'in adı vardır bu bahçede, ne de Mevlana'nın. Yalnızca o vardır:
"Hoştur bana senden gelen ya goncagül yahut diken."