Derler ki ilim iradî, aşk ise ihsanîdir. İlmi isteyerek, mücadele ederek elde edebilirsin. Sıra aşka gelince iş değişir. O lütfedilir.
Sevmek elbette bir insanın hayatına en büyük müdahaledir. Herkes gibi sen de sevgilerini pay edersin. Anne, baba, kardeş, arkadaş, dost, sırdaş şeklinde giden ve hepsinin derecesi ayrı olan bir halkadan bahsediyoruz. Kime ne kadar zaman ayıracağına da bu halkanın dizilişi kapı aralar. Bu normal olan. Lakin biri bir gün çıkıyor ve kalbinde beslediğin sevginin ve harcadığın zamanın tamamını istiyor senden. "Her an beni düşünmelisin" diyen bu insanın sana yaptığı şey haksızlık değil de nedir? Kâinatın merkezine beni koyacaksın ve her şey bana göre şekillenecek diyen bu sonsuz ilgiye cevap vermek de hatadır, vermemek de. Zaten aklın donup kaldığı yer burası. Çaresizsindir, sana böyle bir sevgiyi kimse göstermemiştir, ama bu insan bu sevginin karşılığında senden canın hariç (bazen canını bile) her şeyini istemektedir. Aklımızı kullanarak yorumladığımızda bir suç, hatta adını koyalım bir cinayettir bu. "Sevmekten büyük suç, sevilmekten büyük ceza yoktur" artık. Seni yıpratır ve o yıpranmanın bedelini yine sen ödersin. "Neden aşk bir yerde intiharla birleşir?" sözü haksız mıdır? Âşık olmakla (bilerek veya bilmeyerek) kendimizi yavaş yavaş öldürmüyor muyuz? Hadi, kendimize zarar vermeye bu kadar hevesliyiz (ki insanın en büyük maharetidir bu) buna hakkımız var mı ki!... "Kendi tehlikesi peşinden gider insan", bu doğru, ama bu yetkiyi kim veriyor?
Eğer aşk ihsan edilen bir hal ise, zaten teslim olmaktan başka yapacak bir şey yok. Sadece "Neden ben?" diye sorabilir, kendini kahredercesine sorular sorup cevabını bulamayınca, "Galiba bunu isteyen ve hak eden bendim" çaresizliğine boyun bükmek zorunda kalırsın. Sen seçilmişsindir, sıradışı olmak istemesen de, sıradan olmayı beceremediğin için. Herkesin gerçeklerini kabul etmek istesen de, kendi gerçeklerinde direttiğin için. Bir ülkenin hem sarayında padişah, hem cezaevinde mahkûm olacak bir istidattan bahsediyoruz. Arada git geller tabi ki olacak. Anlamsız sevişmeler, mesnetsiz tartışmalar, bitmeyen geceler, boşlukta gezinen bakışlar, sebepsiz hüzünler ve sükût. Görünüşte sessiz, ama perde kalkınca çığlık çığlığa haykırışlarla dolu bir gönül. "Değil mi ki sükût, en çok söylemektir"
Bazen sevdiğin insan bile anlayamaz seni. İnsan anlaşılabilir mi ki! Sen kendini ne kadar anlayabiliyorsun ki, seni anlasın. Yaşadıklarını anlat deseler, nereye kadar inebilirsin? Kalbin derinliğini bilen var mı? Haritası olmayan bir uçurum. Aşkın kitabı yok ki, açıp bakalım bundan sonra yolun nereye gittiğine. İşte başlıyoruz. Hiçbir neden yokken yaşanan gerginlikler... İnsanı çileden çıkaran bir belirsizlik. Tek bildiğin şey, aranızda bir boşluk oluştuğu ve ikinizi de derinlere çektiğidir. Çölde Çay filmini hatırlarsın. İki taraf da iyi niyetli, iki taraf da başarısız. Galiba aşk, iyi niyetli başarısız insanların işi. Yaklaşmak istersin beceremezsin, kaçmak istersin ne mümkün. Git demeye de gücün yok, kal demeye de. İkinizi de aşan bir güç, sizi bir yerlere doğru çekmektedir ve heyhat kaçmak imkânsızdır. "Dayan kalbim" diyerek üstesinden gelinebilir mi?
Kolay değil, bir insanı bütünüyle sahiplenip adeta onun Tanrısı olmaya kalkışıyorsun ve Tanrı sana haddini bildiriyor. Tanrısı olamayınca da bu sefer onun şeytanı olmak istiyorsun. "Aşk ve nefret, sabır ve şükür beraberdir." Sahiplenme isteği öldürme isteğini beraberinde getirir. Ya her şeyini verirsin, ya da her şeyini alırım. Sana kalan bir boşluk. Tıpkı bende olduğu gibi.
İtiraz yok, en güzelini yaşamaya talipsen en acısına da katlanacaksın. Seven bir elin okşadığı gibi seni kim okşayabilir? O el sana muhtaç, o el senin ilacın. En mahir hekimlerin bile sunamayacağı bir şifa. O el bazen köle, bazen efendi. O sana bakan göz, hem dinler seni, hem anlatır. Sen anlatmadan. "Âşıklar birbirini yaralarından tanır"
Şu misafir olduğumuz dünyada karşılıksız verebildiğimiz tek alandır aşk. Bunun için güzeldir, en güzelidir. İstemeden vermek Allah'a mahsus. Kullar arasında ise âşıklara.
"Halbuki aşk başka ne olsundu hayatın mazereti" diyen şair haklı. İyi niyetleriyle hayatta başarılı olamayanlara bahşedilen en büyük mazeret: AŞK