Emanet çalındı bizden sevgili, beden gözüyle bakamayacağımız gözler çaldı tarifini bizim yaptığımız aşkı, yansak da vermezler artık yakınsak da, ağlasak da yetmez göz pınarlarımız yeniden düş kurmaya, denizleri düşleyebiliriz ancak denizin içinde, güneşi seyredebiliriz, isyan da edemeyiz alemin kurallarına, gökyüzü karanlığı seçti, semalarımıza ışık vurmayacak, yeminlerimizi bile çaldılar savunmasız iklimlerde, gölgelerimizi söküp aldılar duvarımızdan, aynalarımızı kırdılar da göremez olduk hakikat ışığını, ödediğimiz bedelin aydınlığı yetmedi içimizdeki çeperleri yıkmaya, kendi ırmağımızda kanımızı kuruttuk da yitirdik hayat damarlarımızı. Unutma ki sevgili, hepimiz birer göçebeyiz ve bu mağara bizim otağımız.


Biz duvarda asılı duran resimleriz
Bizi yapan ressamın varlık şavkı

Şimdi çocuklarımıza, doğmamış çocuklarımıza, toprağı miras bıraktık, yani ölümü, bu yol, bu yüzden ölüme sevgi, bu yüzden mezara gider, mezarlarımıza, birlikte önüne set çekilmiş göllere yol kazıdığımızı zannederek açtığımız kendi mezarlarımıza, yine de sevgili, yine de toprağımızda erguvanların açması için, unutmalıyız fecr saatlerinde karanlığa diktiğimiz yeminlerimizi, unutalım ki, en azından tarihin solmayan yaprakları dua etsinler bizim adımıza, çocuklarımıza, doğmamış çocuklarımıza ki kayıp cennet haritalarımızı bulsunlar mezar taşlarımızda, bu yüzden sevgili, bu yüzden bu yol toprağa gider, toprağa, elimizle kazıdığımız erguvan kokulu mezarlarımıza. Unutma ki sevgili, mağarada hayat tersinden okunur.

Yola düştük de öldürmeyen acıları ganimet bildik...