MECİD SADIK

 

KAR GÜZELİ

 

Gecenin yorgun bir saatinde işlerinden alışveriş için çıktığımda soğuk bir şaka gibi gelmişti bana kar tanelerinin üstüme yığılışı. Bir anda unutuverdim sokağa neden çıktığımı ve hayran bakışlarla gökten düşen beyaz tanelere çevirdim gözlerimi.

 

Yağan kar mıydı yağmur muydu, anlaşılmıyordu. Bir suç işler gibi gizleniyordu beyaz tanecikler. Yağmur damlalarının arasında, korktuğunda annesinin eteğine sarılarak arkasına saklanıp, sonra da hafifçe başını uzatarak ürkek bakışlarla olayları seyreden çocuk gibi gizleniyordu kış. Kimden korkuyordu bilinmez fakat korktuğu aşikârdı, belki de ağlıyordu. Şaşırmadım, çünkü tersine işliyordu yenidünyada kurallar. İklimler de terslemiş olabilirdi ruhunu yitirmiş insanlara hizmeti. Oysa kış mevsimi, şehrin günahlarını örter gibi bembeyaz bir gökyüzüne dönüştürürdü caddeleri. Ve bir dost gibi selamlardı bizi, kardan adamların tebessüm kokulu yüzleri.

 

Uzun yıllar önce işlediğim bir suçu hatırlamış bir hafıza durgunluğuyla donakaldım gökyüzünü seyrederken. Ne kadar da saf duruyordu yağmur damlalarının arkasındaki gizli yüz. Dürüstlük ve içtenliğini ispatlama gayesindeki bir aşık gibi bükülmüş boynu ve yaşlı gözleriyle yalvarıyordu. Gideceğim yer uzak değildi. Bunun hatırlayınca yine o bilirsiz ve ansızın çıkagelen tanrı misafiri hüznü sardı her yanını. Sanki karın yağışını ilk ben görüyormuşum gibi doyasıya yürümek istiyordum ve bu doyumsuz anın tadını çıkarmak kutsal bir arzuydu artık. Keşke diye başlayan cümleler geçiyordu içimden. Keşke işim olmasaydı da gece boyunca yağmur mu kar mı olduğu belli olmayan ve aslında hiçbir önemi bulunmayan bu gizemli havada dolaşsaydım ve birlikte türküler söyleseydik. Sonra ilk gördüğüm yerde kestane alsaydım ve kış mevsimini anlamlandırsaydım. Bir trenin vagonları gibi geçiyordu cümleler içimi yırtarcasına. Bir yazardan okumuştum. Kış geceleriyle dost olunuz, diyordu bir yazısında. Kış geceleriyle dost olunuz.

 

Ey alnımı ıslatan kar tanecikleri. Gidin ve sevgilimin alnına da damlayın ve beni hatırlatın O'na. Bir kar tanesinin alnına vuruşunda O'nu düşündüğümü anlatın ve O'nu ne kadar çok sevdiğimi. Orkide güzeli gözlerini andıran kollarına sarılmak için sokak boyunca yolumu aydınlatan ışık altında dediler gibi koştuğumu.

 

ankara'ya kar düştü sevdiğim

ölüm yeminleri ediyor gece

kâbusun eşiğinde şehir

yok olma telaşıyla tedirgin insanlar

aynalar sakları yüzlerini

saftık ve masum

emeğin kutsallığına

sevgilinin gözlerine

bir de ölüme hayrandık

 

Bakkala doğru ilerlerken kaldırımların emzirdiği o çocuk geldi aklıma. Yağmur damlalarının arasına gizlenmiş kar taneleri gibi gizleniyordu kaldırımların arkasına. Önce kış geceleriyle sonra da kar beyazıyla süslenmiş kaldırımlarla sırdaş olmam gerektiğinin ezici gerçekliğiyle ve yorgun adımlarla yürümeğe devam ettim. Alışverişimi yaptıktan sonra içtensiz de olsa işyerinin yolunu tuttum bitmesini istemediğim bir rüyayı bitirmek zorunda olduğumu bilerek. O çocuk beni izliyordu ve ben arkama dönemiyordum, çünkü korkuyordum. Biliyordum, yüzümü döndüğümde O'nu görecektim. O, kaldırımların hiç bilmediğim bir yerinde gizlenmiş beni gözlüyordu.

 

Yürüyordum ve arkamda bir dünya bıraktığımı sanıyordum. Her şey ve herkes geride kalıyordu. Şehir itiyordu beni ve yüreklice dışlıyordu. Islanmış bir kâğıt gibi zayıftı kalbim. Dokunsam ezilecek, parçalara bölünecekti.

İşlerinin kapısına geldiğimde dönüp baktım geride kalanlara. Ne o tebessüm kokulu yüzüyle kardan adam vardı ne de kaldırımların emzirdiği o çocuk. Kar utangaç yüzünü gizledi ve yağmurun gücüne yenik düşerek kayboldu. Bir kış mevsimini yaşamış ve bitirmiştim. Kaybolan mevsim gibi, hayali bile beni zamansız ve mekânsız mutluluklara boğan, sevgilinin de bedeni yağmur damlalarının arkasında kayboldu. İşyerinin kapısı iki ülke sınırındaydı, iki farklı dünyanın. Dışarıdaki hayat, yaşamak istediğim, içerideki hayat ise yaşamak zorunda olduğum hayattı. Ve yaşamak, bir zorunluluktu. İçeriye girdim ve kapıyı örttüm yaşamak istediğim hayatın üstüne. Dışarıda hayat alabildiğine akıyordu ve ben acısız bir dünya düşünemiyordum.

 

07.12.98

ANKARA