"Unutmak istediğimize dair elimizde olanları atmak ya da toplayıp bir kutuya koymak ne kadar işe yarar? Duyduğumuz bir ses, dinlediğimiz bir müzik, gördüğümüz bir insan her şeyin tüm canlılığıyla beynimize yeniden işlemesine neden olur. Ama geride bırakman gerekenler varsa, bunu değişerek yapman gerekir. Yeni bir sen yaratman, geçmişle bağını en aza indirgemen gerekir. Julie bunu yapmıştır."
Güzel kadınların kaderi böyledir. Erkek taşıyamayacağı kadınla evlenmek istemez. Evlilik orta yolu tercih etmektir. Ne seni aşan bir kadın istersin, ne de senin karşında ezilecek. İnsan taşıyabileceği yükün altına girmek ister ki evlilik kurumuyla toplumun bize söylediği de budur. "Seni aramıza alabileceğimiz bir şekle girmelisin ki, seni taşıyabilelim."
"Önce kelâm vardı" diyor ya İncil. Ehl-i kelamın ve de felâsifenin tamamını ilgilendiren bir konudur bu.
Hiçbir zaman sıkıcı değillerdi, dertli de olsalar ölü toprağı serpilmezdi üzerlerine.
Krıstof bu defa yok sayamaz bu Tanrıyı ve hınçla üzerine saldırarak yeni Tanrısına imanını deklare eder. Mesih ikonunun önünde yanan mumları devirirken ikrar ayinini de tamamlamış olur. Sessiz bir çığlıkla Tanrıya doğru "Katil" diye haykırırken aynı anda "Benim Tanrım Sensin, başka değil" der.
Belki de ilk kez filmin esas oğlanı benim adamım oldu. Evet, Jacques Mayol benim adamım. Esas oğlan hep en yakışıklı, en cesur, en karizma olduğundan benim gibi keşfedilmemiş esas oğlan taslaklarında (her erkek izleyici esas oğlan taslağıdır) hasetten naşi bir düşmanlık uyandırırlar. Hasedimizin kökeninde öykünme gizli olduğunu söylememe gerek yok tabii. Ama ben sarhoş oldum ve görüşüm bulanıklaştı esas oğlan Jak mı deniz mi ayırt edemez oldum.